19 Temmuz 2010 Pazartesi

iç-mihrak için yüzleşme vakti?

İç-Mihrak: Ezan Okuyan Saat / Sticker

İç-Mihrak isimli genç grafik topluluğunun islamfobi başta olmak üzere, provokatif olarak türlü fobiyi tetikleyen görsel çalışmaları bir süredir dikkatimden kaçmıyor.. Üzerine sesli düşünmek konusunda elim defalarca kez klavyeye gidip gelmesine rağmen, her seferinde ertelemiş olduğum bu eleştiri için artık zaman ayırmak gerektiğini düşünüyorum. Zira bu topluluğun çalışmalarını paylaşıma soktuğu temel mecra olan 'facebook'da izleyicilerinin sayısı 13 bini aşmış durumda. 13 bin insanın oluşturduğu bir heterojen yapının beğenisini toplamak takdir edilesi bir mesele. İlk elden bu 13 bin küsur insana hitab ederken, yeni bir sınıfsal hiyerarşi yaratmamaya özen göstermek ise bugün tüm meselelerimizden daha elzem görünmekte.

Hele ki "anarşi" falan gibi bir söylemin ardında duruyorsak eğer, bu lokalden doğru dünyayı "taklit" ettiğimiz kadar, dünyadan doğru da bu lokali "taklit" edebilmenin türlü yöntemlerini formulize etmemiz gerekiyor. Hatta bunu abartmamız gerekiyor! Bugün dünya demokrasileri aynı meseleler için ne diyor? Bu alaycı tavır, dünyanın herhangi bir ülkesinde nasıl bir "anlaşılırlık" potansiyeli taşıyor? Bu tavrı sergileyenler hangi saflarda yer alıyor? Bunun, kendi arkasında durduğumuz meseleler ile olan ilişkisi ne kadar tutarlı?

Zaman itibarı ile dünyaya ve birbirlerimize karşı kırılgan pozisyonda olan bizleriz artık. Böylesi bir toplumsal iklimde, hiper elitist takma siyasal boncukların arkasına sığınarak birbirlerimizi hırpalamak hem modası geçmiş hem de medya tarafından zaten sırtlanılmış bir görev olarak bana pek bir anlam ifade etmiyor. Misyonlarımız adına derinlemesine düşünürken, bu misyonun ete kemiğe büründüğü kültürün gerçekliği adına da düşününebilmek, bugünün meseleleri ile gerçekçi anlamda yüzleşebilmek adına birçok olanak sağlıyor iken bizlere... Sanıyorum artık 360 dereceden sorgulamak gerekiyor.

Günümüz itibarı ile popülist sanatın siyasal alanın değerlerini metalaştırmak konusunda nasıl bir deformasyona yol açtığı gün gibi ortada. Tophanenin çocukları bile yemiyor artık bu yağlı ballı ekmeği. Hem başka bir alt başlığın konusu olduğu için, hem de kelebek desenli teenage anarşizminin resmini yapıp koleksiyonere satmanın hiçbir orjinal tarafı bulunmadığı için oturup bunun üzerine uzun uzadıya yazmayacağım.. Burada İç-Mihrak'ın vermesi gereken karar, lokal bir "CHP Anarşisti" ve kitsch türevlerine hayli aşina olduğumuz bir "muhalif sanat" taklitçisi olmakla, enternasyonel anlamda bir anarşizmin ve o dilin buradaki fonksiyonelliğinin ayırdına varmaktan geçiyor. Görsel anlamda uluslalarası ikonları taklit etmek, ne yazik ki söylemi güçlendirici bir etmen değil. Böylesi bir ikonografinin içerisinden böğüren söylemler, aklıma, popülizmin imaj kültürüyle sıvanmış yeni bir karşı-linç kültürünü sıradanlaştırmak dışında pek bir şey getirmiyor.. uzatmayacağım.

İç Mihrak: Kuranberries / Poster
..............................................

İç-Mihrak'ın fotoğraf albümünde rastladığım diğer imajlar. Benzer yüzeysellikte bir ikonografi Batı'da daha çok şoven gruplar tarafından Müslüman göçmenleri aşağılamak için üretiliyor ve paylaşıma sokuluyor. Türkiye'de ise "öncü sanat" pratiğinin uzantısı olarak algılanma çıtası hayli yüksek. Uzun, kapsamlı, katmanlı bir tartışma...




9 yorum:

Erkin dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Erkin dedi ki...

Merhabalar Tayfun,
İç-mihrak'la yaptığın tespitler kendi kapsamında anlamlı duyuluyor. Gel gör ki; iki yıldan fazla bir süredir durmadan provokatif imajlar üreten bu ekibin içine düştüğü asıl çıkmaz -hedefini tam vuramayan kimi çalışmalardan ziyade- yerleşikleşmeye ve minör de olsa markalaşmaya başlaması gibi görünüyor bana. Bundan net bir şekilde kaçındıklarını tahmin ediyorum fakat kaçınılmazdan kaçınmak zor.

Dünya düzeninin en çok kutsadığı ve çoğumuza da büyük bir başarıyla yedirdiği "istikrar" adlı erdem, herhangi bir şeyi "yapmaya" başladığımızda bizi uzun vadede tuzağa düşürecek sinsi bir değer olarak karşımıza çıkıyor. İsyan / başkaldırı, nefret, neşe, hüzün ya da herhangi bir başka duygu; insanın yapısı gereği zaman içerisinde zayıflar, başka bir şeye dönüşür. Doğal olarak bu duyguların insanı sevk ettiği eylem de hislerin yokluğunda manasını yitirir. (Salt eylemin de etkili olduğu vakidir, ama ben olayları davanın yürümesi açısından değil, daha birey merkezli bir dünyadan ele alma taraftarıyım. Yani "Bende hissi olmadıktan sonra yemişim anarşist ütopyayı." tarzında.) Fakat istikrarın davayı kazanmak için başat bir kriter olduğu düşüncesi, ilk zamanların heyecanını, hızını, motivasyonunu çoktan kaybetmiş olsa bile insanı devam etmeye yöneltir.

İç-mihrak için içeride olayların nasıl ilerlediğini bilmiyorum, ancak kendi bakış açımdan; bırakmanın, yarıda kesmenin ve akabinde yeni bir şeye başlamanın tazeliği korumak açısından işlevsel bir yöntem olduğunu görüyorum.

Seviyor ve öpüyorum.

erkin gören
http://www.erkingoren.com

iç-mihrak dedi ki...

Merhaba Tayfun,

Herşeyden önce (bazı yanlış anlamaları gidermek için) söze bazı tanımlarla başlamak isteriz.

iç-mihrak bir sanat topluluğu veya grafik topluluğu değildir. iç-mihrak, kendi görsel propaganda malzemesini hazırlama imkan ve/veya becerisinden yoksun anti-otoriter/liberter/anarşist birey ve gruplar için görsel propaganda materyali hazırlamak için kurulmuştur. Sanat iç-mihrak'ın propaganda malzemesini oluştururken kullandığı bir araçtır; burada sanatı ''araçsal'' olarak kullanıyoruz sadece. Sanatın kendi içinde, kendi için taşıdığı değer bizi zerre kadar ilgilendirmiyor. Bu, tamamen bizim bağlamımız dışındadır. iç-mihrak sekter bir topluluktur, belirli bir ideolojisi vardır ve onu güder. Kendi siyasal vicdanını rahatsız edecek grup veya bireylerle çalışmaz; ''müşteri'' seçme hakkını daima saklı tutar. Seçtiği ''müşteriler'' anarşist (belki geniş anlamıyla liberter denebilir) birey ve gruplardır. Kemalist veya ortodoks Marksist/Leninist birey ve gruplarla hiçbir şekilde çalışmaz.

iç-mihrak uzlaşı kültürüne ve siyasal etik prensiplerini harcayan uzlaşmalara inanmaz. İçinde çalıştığı ülkede gerçekleşecek bir toplumsal uzlaşmayı ancak tiksinerek izleyebilir çünkü bilir ki uzlaşan toplum filan değil, toplumun çeşitli kesimlerini temsil ettiğini iddia eden bir takım zevat arasındaki uzlaşmadır. Genel itibariyle (geniş anlamda) kültür de bu tarz kirli uzlaşmaların perdesi olarak kullanılır.

iç-mihrak islam veya herhangi bir başka dinin birebir düşmanı değildir (dinlere düşman olunamaz) ancak sorgulamadan kabul etmeyi salık veren dinsel ve/veya siyasal tüm ideolojilerle alay etme hakkı mahfuzdur. Zira Tanrı ne kadar yüceyse o kadar da yüce bir mizah anlayışı olmalıdır. iç-mihrak islamofob değil, olsa olsa kemalofob'dur.

iç-mihrak güncel sanat sergilerine katıldığında bunu virütik bir eylem olarak görür. Herhangi bir serginin kendi bünyesi üzerine olacak etkilere (ün, kınama, profesyonelleşme vb) en az bir virüsün antiviral bir ilaç karşısındaki kayıtsızlığıyla yaklaşır. iç-mihrak için her yer sokaktır, sergi salonu da, akademi de.

iç-mihrak Sanat ve Sosyal Bilimler kiliselerinde vaftiz edilmediği için papalık genelgeleri, anlaşılmaz, bir toplu iğne başına kaç tane meleğin sığacağına dair akademik tartışmalar ve afarozlardan zerrece etkilenmez, o sadece kendi yolunda, anarşist propaganda ve ajitasyon yolunda kararlı adımlarla ilerler.

Ve hatırlatmadan geçmeyelim: iç-mihrak Facebook denen garabette çalışmaz, icmihrak.blogspot.com blogu ve yan blogları dışında web'de göreceğiniz her iç-mihrak imzası ikinci eldir; sadece sahiplerini bağlar. Bunu blogspot sitemizdeki uyarı işaretinden de anlayabilirsiniz, veya baksaydınız anlardınız.

Sevgi ve anarşist dayanışma ile
iç-mihrak propaganda tasarımı kolektifi

Tayfun Serttas dedi ki...

Sevgili Erkin,

Toby Clark'ın sanat ve propoganın politik imgeleri yorumlama biçimlerini incelediği (yapıcı) çalışmasından, iki sonuç çıkartabiliriz. Bunlardan ikincisi, kapitalizmin her şeyi yutma ve kendi parçası haline getirme eğilimine sanat yoluyla karşı durmanın tarihçesinin, maalesef hüzünlü ve başarısız bir trajedi ile son bulduğudur.. Bu bağlamda bahsini ettiğim zaten derinlemesine bir sanat tarihi kritiği değil. Minor olanın, major metodlarla olan reflextif yer değişimi yanlızca iç-mihrak özelinde değil, günümüz sanat pratiğinin en derinlerinde aranması gereken, hayli ciddi ve başka bir tartışma gibi geliyor bana.. Bunun doğrudan muhattabı değil, sol alt köşeden bir bileşeni olabilir ancak İç-Mihrak.

Sevgili İç-Mihrak,

Kendinizi tanımlayan metnin ancak %10'una katılabiliyorum. Bir sanat topluluğu olduğunuzu düşünmüyorum ve zaten öyle yazmadım.. Sekter bir topluluk olduğunuza ise hiç inanasım gelmiyor. Konu "bazı gruplar ya da topluluklar" olduğunda nasıl derinlemesine bir hassasiyet içerisinde olduğunuzu izliyorum. Benim merak ettiğim şey, bu sekterlikten neden yanlızca birilerinin nasiplendiği. Böylesi bir sekterliğin, gerçekten "sekter" olup olmadığı üzerineydi zaten..

Sizlerin facebook dışında kendinizi ifade ettiğiniz bir alanla karşılaşmadım. 13 bin kişi de, sizi facebook üzerinden izliyor. Onlardan birisi olarak, bende sizleri facebook aracılığı ile yakından biliyorum. E haliyle bugün Türkiye'deki facebook anarşistleri sizler oluyorsunuz. Sokaklarda tek bir stickerınıza ya da kamusal alana çıkmış bir çalışmanıza rastlamadım. Tek derdi para kazanmak olan bir Tophane galerisinde sergilediğiniz posterleri gördüm. Bu hali ile İç-Mihrak benim için bir sokak hareketi değil. Diyebilirim ki, bu hali ile İç-Mihrak konformist bir internet hareketi gibi görünmekte. Bu noktada Erkin'in kaygılarına yaklaşmamak elde değil.

Günümüzde toplumsal uzlaşamalardan tiksinmek daha çok chp ve mhp gibi partilerin argümanı olarak bir köşede duruyor. Anarşist, marjinal, sıra dışı ya da ezber bozucu olacağım derken, acaba nasıl bir ezberin içerisinde kaybolduğunuzu bilmem farkında mısınız?

Müşteri, yeterince dertli bir kullanım. "Müşteri" seçme hakkından ise hiçbir şey anlayamadım, müşteri kavramı üzerine eminim düşünüyorsunuzdur. Derdiniz tüketilmek değilse eğer, kim oluyor acep bu müşteriler, hangi pazardan neyi talep ediyorlar, hangi yöntemlerle seçiyor ve alıyorlar sizi, bilemiyorum. Mail üzerinden ayrıca iş yapıyorsanız onu bilemem. Fakat 13 bin kişilik bir heterojen topluluğun facebook'ta izlenimine açılmak demek, size müşteri seçme hakkını bile tanımıyor kanımca..

İslam'a gelince, bence bugün İslam eleştirisi yapmak üzerinden kendine bir rota çizmenin hiçbir geçerli tarafı yok. Benzer biçimde, Kürtleri eleştirerek, eşcinselleri kınarayarak, Ermenileri suçlayarak bir yere gidilemeyeceği ve bunun modasının hayli geçtiği açık artık.. Bugün norm dediğimiz şeyler değişmek ve dönüşmek üzerine kurulu. Norm'u yıkmakta, aynı biçimde.. Zira genellemelere hepimizin karnı tok.

Sizler her ne kadar kendinizi "vurdumduymaz" olarak tanımlasanızda, İç-Mihrak'ın belirli bir empati çıtasında olduğunu düşünüyorum. Bu çıtayı genişletmek mümkün mü? Bu çıtayı tartışmaya açmak ne kadar yapıcı? Bu çıtanın yükselmesi bizlerin gündelik pratiğine nasıl etki ediyor? Uzun bir liste.. Bu bağlamda ben yanlızca sizleri değil, kendi geçmiş önyargılarımın da içinde yeşerdiği bir sürecin birikimini kritik etmekteyim. Bu açıdan konunun "sizler" ve "bizler" özelinden çıkıp, daha geniş bir mekanda düşünülmesi gerektiği taraftarıyım.. Sevgiler.

iç-mihrak dedi ki...

Merhabalar,

Bloglarımızı incelerseniz (özellikle icmihrakcustom.blogspot.com) ''müşteri''lerimizin kimler olduğunu görebilirsiniz. Bizim temel amacımız Türkiye'de anarşist görsel propaganda kültürüne belirli bir görsel kalite getirmektir. iç-mihrak ana blogu görsel propaganda için bir arşiv oluşturmak için yapıldı. Anarşizm propagandası yapmak isteyen kişi ya da gruplara işlerimizin yüksek çözünürlüklü versiyonlarını gönderiyoruz. Blogdan (ç)alıntı yapmak da serbesttir. Ayrıca blogda yayınlanan işleri sokaklara yapıştıran insanlar var, yani illa ki bütün işlerimizi sokağa yapıştırmamız gerekmiyor; su akıyor, mecrasını buluyor.

Yaptığımız ''taşeron'' işlerden hiçbir şekilde karşılık beklemeyiz. Beklediğimiz tek karşılık yüksek görsel kalite ile yapılmış anarşist görsel propaganda ürünlerinin radikal çevrelerce benimsenmesi ve anarşizm propagandasının giderek etkinleşmesidir.

Evet, sekteriz hem de son derece sekteriz. Siyasal prensiplerimizle uyuşmayan çevrelerle asla çalışmayız. Galerilerle çalışmamıza gelince: bir söylemin, en azından bir episteme'in yayılması için uğraşıyoruz ve bunun için bulduğumuz en küçük fırsattan faydalanırız. Bizi Bienal'de de görürseniz şaşırmayın, sadece hoşumuza giden underground mekanlarda sergilemiyoruz işlerimizi. Sanatı reddettiğimiz de yok, sadece Sanat üzerine düşünmüyoruz, Sanat kesinlikle ilgi alanımız dışında kalıyor.

İslam konusuna gelince... Her zaman islam, hristiyanlık, yahudilik vesaire ideolojiler üzerinden eleştiri yapmanın geçerliliği vardır. Bu noktada postyapısalcı, rölativist vesaire olmanın ciddi tehlikeler taşıdığını düşünürüz. Teori postyapısalcı olabilir, ancak hayat postyapısalcı değildir; mesela Yozgat'ta yaşıyan bir eşcinsel veya Çarşamba mahallesinde yaşayan bir ateist için... Evet, postyapısalcılığa, minöriterliğe, rizomatik düşünceye biz de bayılıyoruz! Ancak klasik anarşizmden de (modernliğine, bazen özcülüğüne rağmen) öğrenilecek pek çok şey olduğunu düşünüyoruz; özellikle siyasal etik (hoşunuza giderse siz parrhesia deyin) konusunda. Zira bilenlerin bildiği, bilmeyenlerin hissettiği gibi, anarşi neredeyse tamamen etikle ilgilidir. Kemalizm ve islamı asla ayırmadık, birisini eleştirirken diğerini asla kayırmayız. Farklı berbatlıkların nasıl aynı örüntüyü sergilediği muazzam bir şaşkınlık kaynağı olmuştur hep bizim için.

Biz sizin anladığınız manada bir sokak hareketi olmayabiliriz. Elbette bu sokak kavramından ne anladığınıza göre değişir. Her zaman dediğimiz gibi, devletin gri dosya dolaplarından başka bir şey barındırmayan bir yer de sokaktır bizim için, şahsi evler de, akademi de, galeri de. Flaneurler kadar inanırız tesadüfi karşılaşmaların bereketine.

Tekrar söylüyoruz: biz sadece blogspot'taki bloglarda işlerimizi sergileriz. Facebook fan grubundan haberimiz var ama ne onları desteklemek ne de engellemek için hiçbirşey yapmayız. iç-mihrak imajları herkese açıktır, istedikleri gibi kullanırlar; ''ben yaptım'' diye doğru olmayan şekilde sergileyecek insanlar bile.

Biz yaptığımız işten para kazanmıyoruz, ün bile kazanmıyoruz hatta, çünkü kimliklerimizi elden geldiğince saklıyoruz. Hayatımızı kazanacak başka işlerimiz var hepimizin. Web üzerinde bir görsel arşiv oluşturmak konformizmse, evet konformistiz. Bu konformizm bahsettiğiniz 13.000 kişi de ülke ve dünyadaki meseleler konusunda en azından birer nöronluk düşünce yarattıysa, konformist kalmaya devam etmemiz gerekiyor demektir.

Ve tabii, unutmadan, biz eğleniyoruz. Hem de çok eğleniyoruz. İşlerimizle eğlenen insanlar olduğunu da biliyor ve onların gülümsemesini çok önemsiyoruz.

Bizimle ilgilendiğiniz için çok teşekkür ederiz, talep etmeniz halinde bizim düşünce dünyamızla (ama kimliklerimizle değil) ilgili her türlü bilgiyi size sağlayabiliriz. Hatta bizi biraz daha araştırmaya sizi teşvik bile ederiz. Yeter ki postyapısalcı bir düşünce dünyasından hareketle, bizi derinden modern bir halet-i ruhiyeyle eleştiriyor olduğunuzun farkına varın.

Sevgi ve anarşist dayanışma ile.

Tayfun Serttas dedi ki...

Peki sizler açısından anarşi, birbirlerimizi futursuzca kırıp dökme özgürlüğü müdür? Anarşi denilen o yüce çuvalı kafamıza geçirdiğimiz andan itibaren, her yol meşru ve mubah sayılmalı mıdır? Bunu, böyle mi anlamamız gerekiyor? Demokrasiyide kırmızı ışıkta geçme özgürlüğü olarak anlayanlar var çünkü bu memlekette.

Birkaç şeyi merak ediyorum bu durumda,

1. Üretimlerinizdeki ikonografinin anarşist teorisyenlerin görüşleri ile kurduğu ilişki hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu metodla, "anarşi" diye dilinizden düşürmediğiniz hadiseyi bizzat nesneleştiriyor olma riskiniz nedir? Çünkü bana anarşizmden çok, populizme yakın duruyor gibi görünmekte yaptığınız çalışmalar. Bu türden bir anarşi sizce ne kadar amacına hizmet ediyor? Bilinçli - bilinçsiz karikaturize etme olasılığınız nedir?

2. Yaptığınız işlerden rencide olan bir topluluktan ya da bireyden özür diler misiniz? Yoksa bu durum, özür talebinin hangi gruptan geldiğine göre değişir mi?

3. Ürettiğiniz imajlar, Kapalıçarşıda herhangi bir souvenir shop'ta kulplu kahve fincanlarına basılıp turistlere "Turkish Delight Anarchy" olarak satışa sunulsa tepkiniz ne yönde olur?

4. Aynen blogunuzdan alıntılıyorum; "İç-Mihrak’ın yöneticisi, moderatörü, küratörü yoktur; özgür çağrışımla işler; kendi dışındaki yöneticileri hiç sevmez, sevene de iyi gözle bakmaz. İç-Mihrak padişahların salt/sanatlarına son verip onları hâl etmez, padişahları madara etmeyi tercih eder". Size ait olan bu söylem, yukarıdaki söylemlerinizle çelişkili gelmiyor mu? (Burada bir parantez açmam gerekiyor, galeride, bienal'de görünmekle asla bir sorunum yok. Benim için de sokağa çamaşır asmakla galeride görünmek arasında pek birşey farketmiyor. İlk başta getirdiğim eleştiri nerede göründüğünüz ile ilgili değil, işlerinizin içeriği ile ilgiliydi, fakat hazır konuyu siz açmışken, kendi manifestonuzdaki çelişkiye dönmekte fayda var)

İlk elden besleyici olacaktır diye düşünüyorum bu dört soru ile başlamak.. sevgiler.

iç-mihrak dedi ki...

Anarşi elbette birbirimizi kırıp geçirme özgürlüğü değil, bu Joseph Conrad'la aynı seviyeye inmek olurdu. Anarşi bizim için, başkalarını temsil ettiklerini iddia eden grup ve kimseleri 'kırma' özgürlüğünü içerir. Anarşizm'de araç ve amaç arasında birlik olması gerekip gerekmediği uzun zamandır tartışılan bir konu; anarşizmin kurulduğu tarihlere ait bir tartışma. Neçayev anarşinin tesisi için gizli örgütler kurulması gerektiğini savunurken, Kropotkin için bu tarz bir hal yolu düşünülemez bile. Bizim bu konudaki kendi fikrimiz ise durumdan duruma ve andan ana değişiklik gösterecektir. Ama bazı durumlarda fiziksel ve/veya psikolojik şiddet gösterilmesi bizi kesinlikle rahatsız etmez, bu konuda mutlaklarımız yok.

1)Kullandığımız anarşi sembolleri oldukça köklü bir geleneğe dayanır. Bu gelenek, ABD'de işçi anarşizmini kuran, Rus devrimine büyük katkı yapan, İspanya İç Savaşı'nı yapan gelenektir. Biz popüler simgeleri ve basit bir anlatımı kullanmayı seçiyoruz genelde. Bir kaç ıvır zıvırı bir odayı doldurmayacak şekilde üst üste koyup sonra da üzerine sayfalarca metinler yazan, anlaşılmazlığın derinlik, düşünümsellik vesaire olduğu vehmine kapılmış, eleştirmen-galeri-sanat dergisi kıskacında koleksiyonerin/sponsorun kucağına düşen bir metodun bizim işimize yarayacağına inanıyor musunuz gerçekten?

2)Yaptığımız işlerden rencide olabilecek bir grup olduğunu düşünmüyoruz. Eğer rencide olabilecek kadar yüzü olan bir grupsa, zaten onu rahatsız edecek bir iş yapmamışızdır. Hakkında iş yaptığımız gruplar ise zaten rencide olamayacak kadar şımarık, yüzsüz topluluklardır, ama elbette çok iyi yaygara yaparlar. Soru kendi içinde bir oxymoron içeriyor bize göre.

3)Buyursunlar satsınlar, eğlensinler, gülsünler; biz de alırız fincanlardan, bol bol da güleriz.

4)iç-mihrak bazı sergilere katılmış (ve katılacak) olsa bile, halen küratörü yoktur. Bugüne dek katıldığımız hiçbir sergide de bizi kürate etme çabasıyla karşılaşmadık nedense. Kürate edildiğimiz yerde kendimizi sergiden kürete ederiz. Eğer 'dostlar'la bir sergi yapıyorsak, zaten herşey özgürce tartışılarak ilerlediği için sorun olmuyor. Yani sizin de fark edeceğiniz ve daha önce de etmiş olduğunuz gibi, kayırdığımız bazı sosyal/siyasal gruplar var; onlara dostlarımız olarak bakarız. Diğer gruplara ise daha temkinki yaklaşırız. Ve elbette, sergilerde de salt/sanat yapmayız. Meselesi olmayan sergilere de katılmayız.

Tayfun Serttas dedi ki...

Bahsi geçen "köklü propaganda" geleneğine bir atıfta bulunmak gerekirse, özellikle 1940'lı yıllarda, Türk sağ medyasında sayıları hayli artan Yahudi Karşıtı karikatürler emsalsizdir. Çoğu dönemin Alman gazetelerinden kopyalanarak Türkçeleştirilen bu çizimler, hemen ertesindeki "Varlık Vergisi" ve "Vatandaş Türkçe Konuş!" kampanyalarına zemin hazırlaması açısından işlevseldi. Zira, üretmekte olduğunuz imajlardaki genelleyici ve alaya alıcı tavır, propaganda sanatının daha çok bu türevdeki örneklerini çağrıştırmakta. Ben bunun anarşi ile olan bağını hala kurabilmiş değilim.

"ABD'de işçi anarşizmini kuran, Rus devrimine büyük katkı sağlayan, İspanya İç Savaşı'nı şekillendiren" görsel geleneğin de ne gibi sorunlar ihtiva ettiğini bugün çok daha kolay tartışabiliyoruz artık.. Sovyet döneminin ikonik eserlerine (Örneğin; Kırgız Kızı) tekrar rekrar göz atmanızı dilerim. Çalışmalarınızın bahsini ettiğiniz gelenek ile kurduğu doğrudan ya da dolaylı ilişkinin, bu sembolik itiş kakışı mağzur gösterir bir tarafını bulmayı ayrıca sizlere bırakıyorum.

"Hakkında iş yaptığımız gruplar ise zaten rencide olamayacak kadar şımarık, yüzsüz topluluklardır, ama elbette çok iyi yaygara yaparlar. Soru kendi içinde bir oxymoron içeriyor bize göre". Dünyayı iyiler ve kötüler, siyahlar ve beyazlar, opaklar ve transparanlar olarak sonsuz kez kategorize etmenin günümüzde nasıl bir mantıksal düzleme tekabül ettiği gayet tabi ayrıca tartışılır. Hayatınızda Marksist Müslüman, militarist eşcinsel, chp'li Ermeni ya da ülkücü travesti tanımadıysanız eğer, bu sizin (hem de sosyal alana çomak sokarken) nasıl bir sosyal kuraklık anlayışı içerisinde debelendiğinizi sergiler. Bugün taşrada da birçok insan, benzer bir genelleme mantığı ile eşcinsellerin "sapık" olduğunu düşünüyor mesela.

Olguları böylesine mutlak ve böylesine tek düze bir simetri içerisinde görmeye çalışmanın trajikomik olduğunu düşünmeye devam ediyorum.. O nedenle belki de gülüp geçmek lazım, sizlerinde söyledi gibi.

Anarşizm adı altında, "anarşi"de dahil her türlü olguyu sıfır noktasına indirgeyici çalışmalarınızda başarılar diliyorum..

iç-mihrak dedi ki...

Elbette yorumlarınızın kıymetini teslim ediyoruz.
Ama gelin görün ki, hayatta siyah ve beyazlar (da) var ne yazık ki.
Yaşam genel itibariyle gridir ama egemenlerin, insanların kendi kendini yönetme kabiliyetlerini gasp eden temsil meraklılarının, insanların bireysel ve grup olarak iradelerini gökyüzüne tahvil etmek isteyenlerin (burada kat'iyen müslümanlar, hatta -terimsel değerine inanmadığımız- islamcılar filan kast edilmiyor; burada tek tanrılı dinlere inanma hususunda en küçük bir eğilimi toplumsal olarak destekleyen herkes kast edilir ki buna çok sevgili Laik'lerimiz de dahildir), eşcinsellerden nefret edenlerin, bir 'ulus'u kayırırken diğerlerinden hoşlanmayanların 'siyah' olduğu da su götürmez.

Tek amacı, tek ütopyası iktidarın kristalize olduğu yerlerden (geri)çalınarak tüm insanlara bireysel ve grupsal iktidarları olarak dağılması;
insanların erklendirilmesi olan bir ideolojinin mensuplarının da beyaz olduğundan şüpheniz var mı?
Çeşitli okullardan siyasal bilimcilerin hemfikir olduğu gibi: anarşizm (geniş anlamda) politikanın vicdanıdır...

Faşist propaganda geleneğine gelince... Elbette başarılı propaganda örnekleri olarak Alman, İtalyan propagandasından; diğer cephede Sovyet ve Çin propagandasından, hatta CIA kara propagandasından da ders almışlığımız vardır; bunu asla inkar etmeyiz. Dünyada yapılmış her türlü propagandadan örnekleri incelemek ve başarı veya başarısızlıklarından dersler çıkarmak boynumuzun borcudur. Elinde kor tutup yanmayan insanlara anarşist deriz biz; rakip ideolojilerin yaratımlarından vampirin sarmısaktan korktuğu gibi saklananlara değil.

Marksizmin malul olduğu 'halk' fetişiyle bimar olmadığımız için çok özür dileriz. Halkın iradesini gasp eden yöneticiler kadar iradesinin gaspına müsaade eden, buradan kazandığı ranta razı olan halkın da bu cürümde payı olduğuna inandığımız için affedin bizi... CHP'li ermeniyi de suçlayabiliriz mesela, ermeniliği nedeniyle değil elbette ama CHP'liliği nedeniyle.

Daha önce de dediğimiz gibi, islamla hiçbir derdimiz yok. İslamın bizim düşünce dünyamızda herhangi bir karşılığı yok. Tek tanrılı dinler arasındaki nüanslarla ilgilenmiyoruz. Egemenlik insanlardan kaynaklanıyorsa insanlardan kaynaklanıyordur. Yok gökten kaynaklanıyorsa, Bakunin'in Tanrı ve Devlet'teki ifadesini tekrarlasak yeterli olur: 'Eğer tanrı varolsaydı, onu yok etmemiz gerekirdi'.

Biz de size karmaşık metinlere dayalı karmaşık (incelediğimiz kadarıyla yer yer hoşumuza da giden) işlerinizde (propagandanın fazla karmaşık olmaması gerektiğini bilirsiniz, biz bu yüzden daha tipolojik işler yaparız) başarılar dileriz; elbette yolun bir yerinde sizin işlerinizden de yararlanırız/yararlanmışızdır.

Sevgi ve dayanışma ile
iç-mihrak