26 Aralık 2014 Cuma

Foto Galatasaray arşivine NE OLDU?


Bu yazı, Cem Erciyes'in bugünkü Radikal'de yayınlanan "Milyonlarca Belge Özgürlüğüne Kavuştu" başlıklı yazısında, SALT'ın arşiv programıyla ilgili ileri sürülen dezenformasyona yanıt olarak kaleme alınmıştır. 




Foto Galatasaray arşivi Ocak 2009 tarihinde Garanti Han'a taşındığında ortada ne SALT diye bir kurum, ne bir arşiv programı, ne Açık Arşiv adı altında bir sergi mekanı, ne de bir sergi gereksinimi vardı. 

Tek kaygımız Maryam Şahinyan gibi İstanbul'un görsel tarihinde ulaşılması son derece sıkıntılı topluluklarla çalışmış bir kadın stüdyo fotoğrafçısının, 100 bini aşkın siyah-beyaz negatif ve cam negatiflerden meydana gelen mesleki mirasını incelemekti.

Random olarak yapılan taramalardan ve ilk altı ayı bulan ön tasniften sonra, beklentilerimizin üzerinde bir içeriğe sahip olduğu kesinleşen arşivin, tamamıyla dijitalleştirilmeye "değer" olduğu kanısına vardık. Burada belirleyici olan diğer iki etmen, arşivin bütünlüklü olarak (eksiksiz) bugüne taşınmış olması ve stüdyonun Şahinyan ailesine geçtiği 1935'li yıllardan itibaren filmlerin çok az deformasyona uğrayarak günümüze ulaşmasıydı. Kısaca, İstanbul arşivlerinden beklenmeyecek ölçüde titizlikle korunmuş ve sürekliliğini 60 sene boyunca kaybetmemiş bir görsel envanterle karşı karşıyaydık. Mucizeydi! 

Bu bağlamda Foto Galatasaray, asla iki aylık sergi ile sonuç verecek bir proje olarak ele alınmadı. Zira niyetim iki aylık bir sergi yapmak olsaydı, uğraşacağım en son şey Foto Galatasaray gibi maddi ve manevi açıdan son derece külfeti bir işi omuzlamak olurdu. Sergimi açar, sergimi kapatırdım. Sonrasında da hiçbir tarihe karşı yükümlülük altında kalmazdım.

Buradan sonra okuyacaklarınız, projenin tarihsel yükümlülüğü ile ilgilidir; 

Herkesin bildiği üzere Kasım 2011 tarihinde SALT Galata'nın ilk Açık Arşiv projesi olarak kamuya açılan Foto Galatasaray bir duyurudan fazlası değildi. 

Ocak 2009'dan, Kasım 2011 tarihine kadar onlarca asistanla gece gündüz kesintisiz olarak devam eden çalışmanın üç senelik sonuçlarını kamuya açacak ve böyle bir arşivin koruma altında olduğu bilgisini duyurduktan sonra nihai çalışmaya geçerek, bugün büyük bölümü diasporada olan arşivi bir web sitesi aracılığıla gerçek sahiplerine ulaştıracaktık.

O günlerde tüm medyada beyan ettiğim üzere, bizim için asıl proje, duyuru niteliğindeki bu ilk sunumdan sonra başlayacaktı. Arşivin, bugün dünyanın çok uzak köşelerinde yaşamlarına devam eden bileşenleri, herkesin ulaşabileceği bir veri tabanı üzerinden yeniden bir araya gelecek ve asıl tartışma o dijital havuzda ivme kazanacaktı.

Vasıf Kortun'un Foto Galatasaray - Studio Practice by Maryam Şahinyan kitabının "Arşiv Bekleyemez" başlıklı önsözünde belirttiği gibi, ARŞİVLER KİMSENİN KEYFİ KARARLARI DOĞRULTUSUNDA BEKLETİLMEYECEK, devletlerin, akademilerin, hükümetlerin, toplumların ve hatta arşivlerin mülkiyet sahiplerinin yaklaşımlarından farklı bir yöntemsellik geliştirilerek, bir arşivi korumanın en doğru koşulu olarak, "paylaşmak" ilkesi esas alınacaktı.

Öyle olmadı.

Serginin kapandığı Ocak 2012 tarihinden itibaren, o günlerde inanmak istemediğim ve pek de farkında olmadığım yeni bir sürecin içerisine girmiştim.

"Arşiv Bekleyemez" başlıklı o harikulade önsöz'e tezat, adına "Açık Arşiv" denilen mekan, adeta arşivlerin üzerine ölü toprağı serilerek kapatılan bir tabut işlevi kazanacaktı. Sezonluk olarak vitrinini değiştiren ve bir önceki koleksiyonun sorumluluğu adına düşünmek dahi istemeyen alelade bir gömlek markasının PR arzusundan daha ileriye gidemeyen memleketin (sözde) uluslararası ciddiyette sanat kurumlarından biri, tüm enerjisini gelecek projeleri facebook'ta 'like' etmeye adamışken, tek bir imajın dahi sembolik olarak kamuyla paylaşılmadığı Foto Galatasaray arşivi fiziksel ve tarihsel olarak çürümeye terkedilecekti.

Serginin açık olduğu günlerde Garanti Han'daki eski ofisler, SALT'ın açılmasıyla birlikte Osmanlı Bankası binasındaki yeni mekanlara taşıyordu. Dijitalizasyon henüz tam olarak bitmediği için en son taşınan stüdyo benim ki oldu ve fiziksel arşiv SALT Beyoğlu'nun deposuna kaldırıldı. 

2012'in ilk aylarında projenin akibetini görüşmek üzere SALT'a gittiğimde Vasıf Kortun "sigara içtiğimi" ve stüdyo çalışmalarına artık bu kurumda devam edemeyeceğimi belirtti. Dalga geçiyor gibiydi. Ben de kendimce içimden dalga geçtim; "heralde artık SALT uluslararası bir kurum olmuştu ve anladığım kadarıyla benim gibi sigara içen araştırmacıların böylesine nitelikli bir ortamda yapabileceği pek bir şey kalmamıştı".

2012'nin son aylarına kadar bekledim, böylesine taze bir kuruma belli işlerin oturması için kendimce müddet verdim, buradaki tek konu Foto Galatasaray arşivinden ibaret değildi ve kendi projemi ön plana atarak "kuruma sorumluluklarını hatırlatmak" münasebetsizlik olabilirdi.

2013'ün ilk aylarında fiziksel arşivin sahiplerine ve muhataplarına karşı artık git gide zor durumda kalmaya başlamıştım. Sergiden sonra hiçbir şey yapılmadığını, tek bir film karesinin dahi dijitalize edilmediğini, bu konuda bir takvim hazırlanmadığını ve görüşmelerden sonuç alamadığımı söylemiyordum. Foto Galatasaray'ın ne zaman dijital olarak kamuya açılacağını soranlara bazen yalan atarak "çalışmalar devam ediyor, pek yakında!" diyordum. 

2013'ün sonuna doğru tehlike çanları çalmaya başladı, artık Foto Galatasaray hakkında hiçbir soruma yanıt alamaz hale gelmiştim. Vasıf Kortun asabileşiyordu. Projeyi dijital olarak kamuya açmak için bu alanda uzman olan Amsterdam merkezli Mediamatic'in teklifini "pahalı" bularak geri çevirdi. Olayı öğrendiğimde ise Mediamatic'e muhtaç olmadığımızı, Türkiye'de çok iyi web masterlar olduğunu, şayet konu bütçeyse bunu zaten çok uygun ödeme koşulları altında Türkiye'deki genç profesyonellerle çalışarak aşabileceğimizi anlatmaya çalıştım, havaya konuşuyordum… 

2014 yılının ilk aylarına geldiğimizde, Foto Galatasaray arşivini yirmi seneyi aşkın süre koruma altında tutan Tomasyan ailesinin yüzüne artık bakamaz hale gelmiştim. Arşivde fotoğrafları bulunan diasporadakilerin meraklarını giderebiliyor, bir biçimde onları oyalıyordum; "Türkiye'de işler şu an çok ağır ilerliyor, Gezi oldu, çok etkilendik" gibi şeyler yazıyordum. Fakat İstanbul'dakileri oyalamam (kandırmam) mümkün değildi. SALT ardı ardına sergiler açıyor, Vasıf Kortun son derece iddialı röportajlar vermeye devam ediyor, arşiv konusundaki uzmanlıklarına toz kondurmuyorlardı. Foto Galatasaray arşivi konusunu ise açamıyordum. Açtığım durumlarda ise kavga çıkıyor ve Vasıf Kortun olayı kişiselleştirerek benimle küsüyordu. 

2014 yılının ortasına geldiğimizde, açılış sergisini yaptığım SALT'ın kapısından içeriye bile giremez haldeydim. Arşivin hiçbir zaman kamuya açılmayacağı kesinleşmişti ve bu konuda asla tatmin edici bir açıklama yapılmıyordu. Kısaca, bütün bir külliyat mekanın açılış dekoru olarak (had safhada) kullanılmış ve ertesinde bir kenara atılmıştı... Bugün hala Foto Galatasaray arşivinin neden kamuya açılmadığını bilmiyorum. 

2014 yılının son aylarında vicdanen SALT'a verdiğim sürenin artık sonuna gelmiştim. Arşiv kurumdan içeriye gireli tamı tamına altı sene oluyordu ve ortada kamuyla paylaşılan tek bir dijital imaj dahi yoktu. Sergiden önceki ilk üç sene boyunca çalışarak, sergiden sonraki üç sene ise bekleyerek geçti… Dile kolay, insan hayatında altı sene. Bir umut…  

Geçtiğimiz haftalarda Foto Galatasaray fiziksel arşivini nihayetinde SALT'tan geri alarak mülkiyet sahiplerine iade ettim, dijital kopyaları ise sonuç alamadığım çalışmanın karşılığı olarak kişisel arşivim içerisinde korumaya aldım. 

Tarih veremeyeceğim bir sonraki aşamaya kadar Foto Galatasaray arşivi kamuya açılmayacak. Fakat bir gün kamuya açılsa dahi bunun gerçekleşeceği yer asla SALT gibi kurumsal sorumluluklarını şahısların keyfi kararları doğrultusunda alan bir mecra olmayacak.      

………….



Foto Galatasaray bize ne öğretiyordu? 

Foto Galatasaray ile birlikte, Türkiye'nin en özgün görsel - sivil - arşivlerinden birine sahiptik. Yüz bini aşkın filmden meydana gelen arşiv, 1935'ten 1985'e kadar, İstanbul'un en işlek caddesi üzerinde adeta kamufle olarak stüdyo fotoğrafçılığını sürdürmeyi başaran Maryam Şahinyan'ın bütün bir mesleki tarihine ışık tutuyordu. Bu tarihin bizler için asıl çarpıcı olan boyutu ise stüdyonun ulaşılması son derece zor bir sınıfı, Cumhuriyet döneminin kadınları ve azınlıkları içeren en yoğun görsel mirasını temsil etmesinde yatıyordu. Bazen tek bir düğün fotoğrafında 10-15 kişinin aynı karede temsil edildiğini düşünürsek, Foto Galatasaray arşivi bağlamında ortalama bir milyona yakın insanın silueti ile karşı karşıyaydık. 

Foto Galatasaray, erkek egemen ve muhafazakar bir alan olan fotoğrafçılık mesleği içerisinde kariyerini idame eden Maryam Şahinyan'ın kadın kimliğinden dolayı hiçbir zaman kentin seçkin stüdyoları arasında sayılmadı. Altmış senelik kesintisiz tarihi boyunca sokağa açılan bir vitrini olmadı. Hatta tüm İstanbul stüdyolarının renkli fotoğrafa geçtiği 1972'den sonra bile, 1985 yılına kadar bu mütevazi mekanda Birinci Dünya Savaşı yıllarından kalan körüklü bir kamera ile siyah beyaz fotoğraflar üretilmeye devam edildi. 

Peki 60 sene boyunca tekniğini bile değiştirme olanağı bulamayan - ki aynı altmış sene içerisinde fotoğraf teknolojisi ortala her beş yılda bir devrim geçirmektedir - bu mekanı kimler tercih etmekteydi? 

Cumhuriyet sonrası İstanbul, tüm Türkiyeli azınlıklar için başlı başına bir çekim merkezi haline gelmişti. Anadolu'da kalan son aileler İstanbul'da gerçekleştirdikleri diplomatik başvurular üzerinden Avrupa'ya yapacakları göçleri tamamladılar. Foto Galatasaray'ın önemi, bugün büyük bölümü diaspora statüsünde olan Türkiyeli azınlıkların İstanbul'dan geçişleri sırasındaki son görsel tarihini içermesidir. Maryam Şahinyan'ın kentin yerlilerine olduğu kadar, çoğu kez bu kitlelere bila bedel hizmet verdiği bilinmektedir. 

Cem Erciyes'in aktardıklarına ilaveten; 

Bugün SALT Galata adıyla faliyet gösteren Osmanlı Bankası binası, Ermeni Devrimci Federasyonunun tarihte "1896 Baskını" olarak bilinen eylemi nedeniyle, 24 Nisan Kararları'nın alınmasındaki en kritik gerekçelerden biri olarak görülür. Yaklaşık bir asır sonra sanat kurumu olarak kamusallaşan binanın, açılış sergisinin Foto Galatasaray gibi hassas bir arşive dayanması, Türkiye için tarihi önemi yadsınamaz bir yüzleşmedir.

Günümüzde içerisinde Açık Arşiv gibi bir mekan bulunmakla birlikte, esasen kendi arşivini dahi kamuya açmaktan çekinen Osmanlı Bankası bünyesinde, 1915 öncesi Ermenilerin para akışlarını ve akabinde bu paraların nasıl el değiştirdiğini izleyebileceğimiz poliçelerden meydana gelen emsalsiz bilgi ve belge mevcuttur. Fakat yazınızda bahsettiğiniz iki milyona yakın belge (ki büyük bölümünün araştırmacıların asla işine yaramayacak efemera taramaları olduğunu size kanıtlayabilirim) örneğin böylesine elzem dökümanları içermez, ayrıca incelenebilir...

Diktatör atfedilen Erdoğan'ın dahi 24 Nisan 2015'e bir sene kala taziye mesaji gönderdiği bir ortamda, Osmanlı Bankası'nın (bugünkü adıyla SALT Galata) "açmak" adı altında kamudan sakladığı arşivlerin herhangi bir siyasi engel ya da mazerete dayandırılamayacağı açıktır. Bir diğer açık olan, Garanti Bankası gibi ülkenin en güçlü bankasının hamisi olduğu SALT'ın, arşivlerin kamusallaşması konusunda teknik ve ekonomik sıkıntı yaşamayacağıdır. Zira aynı kurum, araştırmacılara her sene binlerce lira para hibe edebilecek güçtedir.

Bugün diktatörü, pardon direktörü olduğu binanın merdivenlerinde iPone'u ile oynarken karşılaşabileceğiniz Vasıf Kortun, 24 Nisan 2014 sabahı kendisine tarihsel sorumluluğunu son kez hatırlattığımda beni facebook ve twitter'dan engellemek dışında üzerinde manevi bir sorumluluk hissetmediğini kanıtlamıştır. Yedikule Bostanlarında bir tane biber ölü bulundu diye kampanya başlatıp bütün sosyal medyayı ayağa kaldıran insanların, hassasiyet sıkıntısı çektiğini düşünmek ahmaklık olur. Bostandaki biberin yaşam hakkını zaten savunalım, ona sözüm yok ama 2009 senesinden beri yüzbinlerce insan Foto Galatasaray arşivi üzerinden aile bireylerine ulaşabilecek iken, bir yandan kurumsal olarak "hassasiyet propagandası" yapıp arka planda arşivlerin üzerine adeta beton dökmek SALT'ın hali hazırdaki direktörünün şahsi "karanlığı ve kararlılığı" dışında bir nedene bağlanamaz. 

Gelecek haftaki köşenizde, yazınızın devamı olarak tek cümlelik bir soru sormanızı yeri gelmişken rica ediyorum; FOTO GALATASARAY ARŞİVİNE HAKİKATEN NE OLDU? 

Hiç yorum yok: