"Sanata Yön Veren Kadınlar", 1. bölümüyle bugün, saat 22:15'te beIN İZ'de.
"Sanata Yön Veren Kadınlar"ın ilk bölümünde odağımızda, Türkiye’nin ilk kadın stüdyo fotoğrafçılarından Maryam Şahinyan var. Beyoğlu’ndaki Foto Galatasaray arşivinden hareketle, onun objektifinden bir dönemin toplumsal hafızası yeniden okunuyor.
Türkiye’de sanat tarihine iz bırakmış öncü kadınların hikâyeleri, "Sanata Yön Veren Kadınlar" ile ekrana geliyor.
Tiyatrodan baleye, seramikten resme uzanan geniş bir alanda kendi dönemlerinde sınırları zorlayan kadın sanatçılar; günümüzün çağdaş isimleriyle birlikte yeniden ele alınıyor.
Yönetmenliğini Pınar Kılınç’ın üstlendiği, yapım koordinatörlüğünü Müge Aral, görüntü yönetmenliğini Barış Kılınç, kurgusunu ise Tolga Sert ve Sibel Göloğlu gerçekleştirdiği "Sanata Yön Veren Kadınlar", 5 Mart'tan itibaren her perşembe 22:15'te beIN İZ'de!
2014 yılında Columbia Üniversitesi'nin ‘Experimental Preservation' (Deneysel Koruma) başlığı ile duyurduğu konferanslar dizisinin Türkiye ayağı 'Mimarlar Mezarlığı' (Cemetery of Architects) başlıklı sergim oldu. Bu olağanüstü buluşma Jorge Otero-Pailos'un editörlüğünde Lars Müller Publishers tarafından 2016'da Zürih'te kitaplaştırıldı.
Türkiye kamuoyunda Topçu Kışlası'nın yeniden inşaası ve 'Tarlabaşı 360' gibi projelerle tartışılagelen 'Korunması Gereken Kültür Varlığı' olarak tescilli yapı stokunun replikalar vasıtasıyla işlevlendirilmesine yönelik bir cevap hakkından doğdu 'Mimarlar Mezarlığı'. Peki İstanbul'a kültürel kimliğini kazandıran 19. yüzyıl estetiğinin gerçek yaratıcılarını 'replikaların' neresine koyacaktık? Nasıl konumlandıracaktık?
Bu vesileyle öğrencilik yıllarımdaki kişisel merakımla başlayan ve 15 yılı aşkın sürede özgün bir külliyata dönüşen 'mimar yazıtları' koleksiyonum, replika tartışmalarının tetiklediği bir zeminde hayat bulacaktı. Jorge Otero-Pailos'un çalışması yalnızca uzmanlar arasında süregelen ve belli bir profesyonellik gerektiren kritiklerden ibaret değil, Türkiye'nin yakın tarihindeki hayli önemli kentsel tartışmaların da merkezinden geçiyor. Yayınlanmasından tam 10 yıl sonra bu önemli çalışmayı Türkçe'ye kazandıran ve okuyucuyla buluşmasını sağlayan BETONART'a bin teşekkür.
Jorge Otero-Pailos, resmi anlatıların dışladığı nesneleri kültürel ve politik bağlamlarıyla ele alarak yeni "yarı miras" biçimleri öneren deneysel koruma yaklaşımlarına ışık tutuyor.
Geriye Rakka sokaklarında 'raks' edeceğimiz bir gelecek kaldı. Hangi şarkıdan başlasak?
En başa döneceğim, 20’li yaşlarının başındaki şaşkın Tayfun’u arayıp bulacağım aynı sokaklarda, dünyadaki yerini benden başka kimsenin bilmediğini sandığım köy ve kasabalara döneceğim, derken bütün dünyanın canlı yayınlardan takip etmeye başladığı o yorgun köy ve kasabalarda, haritadan sonsuza dek silinenler de dahil, ve yüksek sesle şimdi ben bağıracağım; “Suriye Cennet Cennet”
Suriyelilerin ilk özgürlük şarkısıydı “Cennet Cennet”, Reda al-Khayata’nın 80’li yılların başında seslendirdiği bu pop melodi, 2000’li yılların başında meydanlara inen Suriye direnişinin ortak sesine dönüşmüştü. Türkiye’ye giriş yapan yüzlerce Suriyeli röportajlarda istisnasız aynı şeyi söylediler; “Cennet Cennet”. Bu aynı zamanda bir direnişin şifresiydi.
Oksimoron medya yıllarca Suriyelilerin "Cennet" ifadesini Türkiye için kullandıklarını, Türkiye'de cennet gibi hayatlar sürdüklerini, muhteşem yaşamlarını cennet ifadesiyle taçlandırdıklarını iddia eden yayınlar yaparak alay etti ve toplumu kışkırttı.. Türkiye onlar için direnişin ikinci kalesiydi, "Cennet" ifadesi ortak bir siyasi tezahürden ibaretti.
Hayatlarını, ailelerini, evlerini, işlerini, sevgililerini, mahallelerini kaybetmiş yüzbinlerce aç ve susuz insan yaşadıkları kabusa rağmen on yıllarca bize aynı şeyi fısıldadılar; "Cennet". Bir toplumu ayakta tutmak için bundan daha doğru bir şifre olabilir mi?
Kim diyebilirdi ki Levant'ın ızgara planlı otantik şehirleri dünyanın en ironik tasavvurlarından birine dönüşecek, şifresi "Cennet" olan bir direniş, yüzyıllar geçse unutulmayacak bir kalp sızısına... Hayatım boyunca hiçbir yer Suriye kadar kalbimi kırmadı.
Şükürler olsun. Şimdi o direnişin bütün kaleleri kazanıldı.
Suriye sonsuza dek Cennet kalsın, bağnazlık uzak olsun dilerim. Geçtiğimiz 15 yılda kendi adıma Suriye'den ne çok şey öğrendim, öğrendik diyelim.. Gelgitler, çelişkiler, umudu tamamen kaybedişler içerisinde 21. yüzyılın en ağır sınavıydı Suriye, Suriye'den öte diyelim... Bir de Türkiye Cumhuriyeti ciddi bir devlettir, kıymetini bilelim.
Artist, writer and researcher Tayfun Serttaş lives in Istanbul and Bodrum. He graduated from the Istanbul University Social Anthropology Department in 2004 with a thesis on “Urban Anthropology”. He completed his masters at the Yıldız Technical University Art and Design Faculty Interdisciplinary Art program in 2007 with a thesis titled “Photography And Minorities In Istanbul In The Context Of Modernism And Cultural Representation”. Since 2000 he has taken part in numerous domestic and international academic projects. Themes he works on include urban anthropology, gender, the cultural heritage of the other, the critique of civil society, the sociology of everyday life, minorities, urban transformation, immigration and change, socio-political strategies and minor politics.