10 Temmuz 2012 Salı

AKM'deki tercih(?) / Korhan Gümüş

AKM 21. yüzyıla nasıl taşınacak?

Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay 2013 yılında, Cumhuriyet Bayramı'nda AKM'nin açılacağı müjdesini vermiş.
Kendisini önce tebrik etmek ve bu süreçte sonuna kadar desteklemek lazım.

Çünkü yönetimde ondan başka AKM'nin korunmasını amaçlayan yok. Başbakan'a kalsaydı ve eğer mimarlardan bir bağımsız çalışma grubu oluşmasaydı, itirazlar yapıcı bir gelişmeye yol açmasaydı, AKM zaten çoktan yıkılmıştı.

Başta Prof. Dr. İhsan Bilgin olmak üzere bağımsız mimarlar bu süreci tartışmaya açtılar ve AKM yıkımdan kurtuldu. Başbakan müzakereye ikna edildi.

Bu da yetmedi. Yaklaşık on yıllarca süren bir gönüllü çalışma ile İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti olması sağlandı. Kültür yönetimi ve kent projeleri için çıkar değil bilgi yönelimli bir süreç başlatmak için.

Sonra da bir mucize gerçekleştirdiler. Mucize demek zorundayım, çünkü hiç bir kamu yapısının restorasyonunda benzer bir süreç yaşanmadı.

Siyasetçiler yıkmak istedikleri yapının güncellenmesi için yeterli bir kaynak ayırdılar.
Çalışma grubu, henüz ihaleler, bütçeler, paralar konuşulmadan şeffaf bir süreç içinde projeyi geliştirdiler. Henüz ortada bir kaynak, siyasal bir patronaj falan yokken kamuoyuna açık bir tartışma fırsatı ve gönüllü bir proje yönetimi oluşturdular.

Kamu tarafı da zorla da olsa, bu durumu kabul etmek zorunda kaldı.

Ancak bu çalışma grubu büyük bir hata yaptı. AKM'de güncellenmesi gereken yalnızca bina değildi. Kültür yönetimi açısından da meseleyi ele almak gerekiyordu. Ama ne yazık ki katılımcı bir kültür yönetimi modelini yeterince dile getirmekten kaçındılar ve bu konuda yeterince bir müzakere olmadı.

Tam işe başlanacağı zaman da biliyorsunuz, uygulama mahkeme kararı ile durduruldu. Gerekçe binanın üzerinde bir restoranın yer almasıydı. Açıkça söyleyeyim: Bugün hala AKM'nin üzerinde iyi yönetilen ve herkese açık bir restoranın olmasının çok iyi olacağını düşünüyorum. Ama her konu gibi bu karar da tartışmaya açık olmalı.

Zaten uygulamada Sayın Bakan böyle bir yürütmeyi durdurma kararından çekindiği için restoranın kaldırılmasını istemişti ve projede de zaten tadilat yapılmıştı. Başka bir takım talepler doğrultusunda ufak tefek tadilatlar da yapılıyordu.
Çünkü bu projeye katkıda bulunan bağımsız mimarlar topluluğu zaten projedeki her kararı tartışmaya açıyordu. Onlar açarken birileri de özellikle süreci kapatmaya ve karanlık dehlizlerdeki pazarlıklarla değiştirmeye çalışıyordu. Sonuçta daha önce nasıl projeler yaptıkları, nasıl bir zihniyet içinde oldukları malum bilirkişilerin hazırladığı raporla mahkeme durdurma kararını verdi.

Bu işe ön ayak olan sendika ve meslek odası temsilcileri de AKM'yi kurtardık diye sevindiler.

Oysa asıl sevinen galiba Başbakan'dı. Bir taşla iki kuş vurmuştu: Herşeye itiraz eden bir takım odakların ne mal olduklarını göstermek için eline bir fırsat geçti. Her zaman olduğu gibi "bunlar yalnızca itiraz ederler, süreci geliştirmeyi hedeflemezler, amaçları başka" dedi. Ama daha da önemlisi, üzerindeki baskı kalktı.

Yıllarca yapılan müzakerelerin, tartışmaların ve bağımsız çalışmaların sonucunda binbir zahmetle, emekle ortaya çıkan mucize çöpe gitti. Böylece statüko hortladı, eskiye geri dönüldü. Farklı bir alternatifin olabileceğini göstermek için açılan parantez kapatıldı, üzeri örtüldü. Çünkü her iki taraf da aslında aynı dilden konuşuyordu. Hükümet AKM'yi halka zorla operayı sevdirmek isteyen tepeden inmeci milli elitin bir temsil alanı olarak görüyordu. Karşı taraf da "tozuna bile dokunamazsınız" derken tıpkı karşı tarafın da algıladığı gibi AKM'yi kendi tapınağı, kendi siyasal düşüncesinin bir kalesi gibi tahayyül ediyordu.

İki tarafın da üzerinde anlaştıkları şey bağımsız düşüncenin yasaklanmasıydı.

Şimdi Sayın Bakan tekrar AKM'nin açılacağı müjdesini verdi. Benim bir tek sorum var. Acaba hangi proje uygulanacak? AKM'nin mimari yapısında da bazı değişiklikler elbette ki yapılabilir, bunların da bir sorgulama süreci içinde geliştirilmesi gerekir. Ama projedeki yenilik mimarisinde değildi. AKM projesinin asıl yeniliği ve yaratıcı tarafı çok başarılı bir şekilde proje yönetimine dahil edilen mühendislik gruplarıydı. Bu projede AKM enerji etkin bir yapıya dönüştürülüyordu. Isıtmak için gerekli enerji maliyetleri üçte birine düşüyordu. Ana salonun akustiği daha da iyileştiriliyordu. Elektromekanik sahne sistemleri, ses, görüntü, aydınlatma sistemleri... her şey günümüzün en ileri teknolojisine kavuşturuluyordu.

Sayın Bakan'a sormak istiyorum: Acaba uygulamadaki bu önemli işleri proje müelliflerine mi denetleteceksiniz? Bildiğim kadarıyla onlar gönüllü olarak bu işi yapmaya hazırlar. Yoksa kendi bürokrasiniz ve onların hizmetindeki taşaronlara mı?
Bu soruya vereceğiniz cevap AKM'nin daha önce -bürokrasi ve taşaronlarla -hiç bir yaratıcı çaba, bağımsız proje hizmeti olmadan gerçekleşen tadilatlarla bugüne geldiği gibi olmasını veya 21. yüzyılda çağının güncel sanat etkinliklerini destekleyen, performansı geliştirilmiş bir yapı olarak hizmet verip veremeyeceğini belirleyecek.

Siz hangisini tercih ediyorsunuz?

Korhan Gümüş

1 yorum:

mete han dedi ki...

Paylaşımlarınız işimizi gördü ve sık sık bloğunuzu takip etmeye başladık.Asp tasarim firması olarak paylaşımlarınızın devamını bekliyoruz.