18 Eylül 2009 Cuma

Kezi Gı Sirem



Agos / Sayı:703 / 18 Eylül 2009

Studio Osep / Stüdyo Osep


NON will from 14 October to 14 November be hosting Tayfun Serttaş’s project on the complete works of Osep Minasoğlu titled ‘Studio Osep’, also the first solo exhibition in the space.

Studio Osep focuses on the life story and career of Osep Minasoğlu, at 80 one of Istanbul’s oldest living studio and set photographers. The project, the outcome of the artist’s work of 10 years on the biography and archive of Osep Minasoğlu, problematizes continuing relationships of representation for various social positionings within an environment of ‘possibility’ where the past can be challenged from individual points of view.

The exhibition comprises three main spheres - biography, retrospective and video-installation - presenting a systematic integrity of comparisons on Osep Minasoğlu and the transforming functions of photography. Based on a life of 80 years and a career spanning 60 years as a photographer, the Osep Minasoğlu archive is transformed into an exceptional selection via a re-editing of around 6 thousand documents which have survived.

Instead of the experience of a series of re-discovered nostalgic archives deemed worthy of an exhibition, Studio Osep offers the viewer an interdisciplinary perspective that aims to investigate the social interruptions of recent history and the complex impact created by these interruptions on the equation of the individual, identity and culture. The exhibition articulates social contradictions embedded in the recent history of the city with minor individual memory and transforming life practices, gaining continuity on a parallel perspective to Republican history.

The book titled Studio Osep, edited by Tayfun Serttaş as an extension of the project will be published by Aras Publishing. The book launch will take place simultaneously with the exhibition opening at NON.

..........................................

NON, 14 Ekim - 14 Kasım tarihleri arasında Tayfun Serttaş’ın ‘Stüdyo Osep’ başlıklı külliyat projesi ile mekanın ilk solo sergisine ev sahipliği yapıyor.
Stüdyo Osep, İstanbul’un yaşayan en eski stüdyo ve set fotoğrafçılarından Osep Minasoğlu’nun 80 senelik yaşam ve fotoğraf tarihini yeniden üretmeye odaklanıyor. Geçmişin bireysel perspektiflerden sorgulanabildiği bir ‘olanaklılık’ ortamında, farklı sosyal konumlanmaların süregiden temsiliyet ilişkilerini sorunsallaştıran proje, sanatçının, Osep Minasoğlu biyografisi ve arşivi üzerine 10 yılı bulan araştırmalarının ürünü.

Üç büyük katmandan meydana gelen sergide biyografi, retrospektif ve video-enstalasyon dilleri arasında Osep Minasoğlu’na ve fotoğrafın dönüşen fonksiyonlarına dair sistemli bir karşılaştırmalar bütünü yer alıyor. 80 senelik yaşam ve 60 senelik fotoğraf tarihi ile Osep Minasoğlu arşivi, büyük bölümü sanatsal kaygılar güdülmeden üretilerek günümüze ulaşabilen 6 bine yakın dökümanın yeniden kurgulanması ile benzerine az rastlanır bir seçkiye dönüşüyor.

Stüdyo Osep, izleyiciye, yeniden keşfedilmeye ve gösterilmeye değer bulunmuş bir dizi nostaljik arşivi deneyimlemek yerine, yakın tarihin toplumsal kesintileri ve bunun birey, kimlik ve kültür denkleminde yarattığı karmaşık etkiyi bugün üzerinden araştırmayı hedefleyen disiplinlerarası bir perspektif öneriyor. Kentin yakın tarihine ilişkin toplumsal tezatları, minör olanın bireysel hafızası ve dönüşen yaşam pratikleri üzerinden günümüz tartışmalarına eklemleyen sergi, Cumhuriyet tarihine paralel bir perspektifte süreklilik kazanıyor.

Tayfun Serttaş tarafından projenin tamamlayıcı bir uzantısı olarak hazırlanan Stüdyo Osep isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından yayınlanacak. Kitap tanıtımı, sergi açılışı ile eşzamanlı olarak NON’da gerçekleşecek.

16 Eylül 2009 Çarşamba

I Love You!





Departing from ‘a search for roots in present-day conditions and etymology’, Tayfun Serttaş’s installation titled ‘I Love You!’ creates a comparative language between two different personal experiences. The relationship the artist establishes via two ‘identical’ tomb images pertaining to his history of production questions with a pointed and acute discourse the context of radicalization borne out of continuing debates on identity in Turkey.

The tomb-sculpture titled ‘For Sabiha Gökçen’ designed by the artist in 2007 features the engraved inscription in Armenian, Kezi Gı Sirem (I Love You). Hrant Dink’s article titled ‘The Secret of Sabiha Hatun’ dated February 2004 became the first link in a chain of events that led to one of the most appalling assassinations of recent history. A disturbing provocative effect was created by a report on Gökçen’s family history, initially expected to be seen in no further light than simple news value.

The sculpture ‘I Love You’ was based on a note the artist took about the depressive mood he suffered following the assassination of Hrant Dink on January 19. Sabiha Gökçen once said the words Kezi Gı Sirem (I Love You) in Armenian to her friend Pars Tuğlacı to crown the love she felt for him, and this incident serves as a belated reply of conscience from the lips of Gökçen to the ongoing collective schizophrenia of origins.

The documentary work titled ‘My Grandfather’s Garden,’ is a drawing made by the artist when he was 12, and is positioned at a distance to the sculpture. The experience of witnessing the Armenian tombstones preserved in his grandfather’s derelict home in Anatolia which the artist only visited three times in his life operates as a personal connection to the date 19 January 2007. The tombstone belongs to ‘Hacı Ğazar Mıkhalyan’ as it is clearly legible from the upper part of the drawing, but the rest of the stone is mostly illegible. The words that can be discerned include Toğuts (he left), Zgin (to his wife), Sepagan (estate), Nnçe (lies/sleeps) and Dan (his house). The marble block dated 1887 continues to be ‘preserved’ in the artist’s grandfather’s derelict home along with other similar remains.

The connection established between two works from different periods, ‘For Sabiha Gökçen,’ and ‘My Grandfather’s Garden’ brought together under the title ‘I Love You!’ departs from the political conjuncture of the present day to focus on the continuity of the past.

13 Eylül 2009 Pazar

9 Eylül 2009 Çarşamba

Dedemin Bahçesi


Tayfun Serttaş’ın ‘günümüz şartlarında köken arayışı ve etimoloji’ başlığından yola çıkarak kurguladığı ‘Seni Seviyorum!’ isimli enstalasyonu, iki farklı bireysel deneyim arasında karşılaştırmalı bir dil yaratıyor. Sanatçının üretim geçmişine dair iki ‘özdeş’ mezar imgesi üzerinden kurduğu ilişki, Türkiye'de süregiden kimlik tartişmalarinin doğurduğu radikalleşmeyi keskin ve mesafeli bir dille sorguluyor.

Sanatçının 2007 senesinde projelendirdiği ‘Sabiha Gökçen için’ isimli mezar heykeli üzerinde Ermenice olarak Kezi Gı Sirem (Seni Seviyorum) yazıyor. Hrant Dink’in 2004 Şubat’ında ‘Sabiha Hatun’un Sırrı’ başlığıyla kaleme aldığı yazı, yakın tarihin en acı verici cinayetlerinden birine zemin hazırladı. İlk etapta magazin değeri dışında önem taşımaması beklenen bir akrabalık haberinin, ilerleyen günlerde ülke gündeminde yarattığı provakatif etki tedirgin ediciydi...

19 Ocak sonrası, sanatçının geçirdiği çöküntüye dair bir not üzerinden heykelleşen ‘Seni Seviyorum’, internet karşısında rastlantısal olarak tanıklık edilen bir anıya dayanıyor. Sabiha Gökçen’in, dostu Pars Tuğlacı’ya duyduğu sevgiyi taçlandırmak amacıyla birgün ona Ermenice olarak Kezi Gı Sirem (Seni Seviyorum) dediği bir hatıranın anlatısı, yaşanmakta olan köken şizofrenisine geç kalınmış bir vicdani cevabı Gökçen’in ağzından veriyor.

Sanatçının - bir dipnot olarak - heykelin uzak bir noktasına konumlandırdığı ‘dedemin bahçesi’ isimli belgeleyici çalışma ise 12 yaşında yaptığı bir çizime ait. Yaşamında yalnızca üç kez gördüğü, Anadolu’daki metruk dede evinin bahçesinde korunan Ermeni mezar taşları ile yaşadığı deneyim, 19 Ocak 2007 tarihiyle arasında bireysel bir köprü işlevi görüyor. Çizimin okunaklı üst bölümünde açık olarak ‘Hacı Ğazar Mıkhalyan’a ait olduğu anlaşılan mezar taşının geriye kalan büyük bölümü okunamıyor. İlerleyen kelimelerde, okunabildiği kadarıyla Toğuts (bıraktı), Zgin (karısına), Sepagan (mülkü), Nnçe (yatıyor/uyuyor) ve Dan (evi) ifadeleri yer alıyor. 1887 tarihli mermer blok, benzer kalıntılarla birlikte dedeye ait metruk evin bahçesinde ‘korunmaya’ devam ediyor.

‘Sabiha Gökçen için’ ve ‘Dedemin Bahçesi’ isimli iki farklı döneme ait çalışma arasında kurgulanan bağlantı, bir üst başlık olarak ‘Seni seviyorum!’; bugünün siyasal konjonktüründen yola çıkarak geçmişin sürekliliğine odaklanıyor.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Türkiye'den videolar Berlin'de! Anlatının Tamamlanamazlığı, video gösterimi!


Berlin'in önemli sanat mekanlarından biri olan, e-flux'ın 2006 yılında Platz der Vereinten Nationen 14a adresinde açtığı, o günden beri sayısız gösterim ve seminere ev sahipliği yapan "The Building", 25-26 Ağustos tarihlerinde izleyici ile buluşacak "Aufwiedersehen Berlin! / Hoşçakal Berlin!" isimli program ile kapanacak.

Kapanış programında ayrıca " Anlatının Tamamlanamazlığı" isimli 1 saatlik, Temps mort kavramı etrafında
Aslı Çavuşoğlu, Burçak Kaygun, Erinç Seymen, Helin Anahit ve Tayfun Serttaş'ın eski veya yeni işlerinden oluşan bir video seçkisi de bulunuyor..


Temps mort, postdiegetic sinemasal mekanı tanımlar ve ona asılı kalır; “asil” olay bittikten ya da geçtikten sonraki ana dayanır.

Bu gösterim, bir dizi video aracılığıyla, "yeni medya" videoya yeni perspektifler sunmayı amaçlıyor. Aykan Safoğlu’nun moderasyonuyla gösterilecek bu videoların hepsi sinemasal dilin modernist anlayışıyla çözümlenebilir. Peki çağrıştırdıkları herşeyi de modernist bir diyalektik sayesinde okuyabilmek mümkün mü? Temps mort kavramı vesilesiyle bu video anlatılarını inceleyip, bu anlatıların imgenin ölebilirliğini görmezden gelebilmek için yeni olanaklar sağlayıp sağlayamadıklarına bakacağız.


Gösterim ile ilgili daha detaylı bilgi için irtibata geçeblirsiniz.


http://www.e-flux.com/shows/view/7084


görsel kredileri:


Çekim # 1, Erinç Seymen, 2006

Sevgili Seyirciler için Küçük Bir Gezi Programı, Aslı Çavuşoğlu, 2009

Sus, Sessiz ol, Helin Anahit, 2008

İnce Buz Üzerinde, Burçak Kaygun, 2008

Öteki ve Ötesi, Tayfun Serttaş, 2005