He Khora ton Zonton
H ΧΩΡΑ ΤΩΝ ΖΩΝΤΩΝ
Yaşayanların Khorası
* * *
He Khora tou Akhoritou
H ΧΩΡΑ ΤΟΥ ΑΧΩΡΗΤΟΥ
Sığdırılamayanların Khorası
‘Rahme Gelemeyenlerin Rahmi’
Timaios diyaloğunda Platon evrenin yaratılışı itibariyle ‘Varlık’ ile ‘Oluş’ arasına üçüncü bir tür olan ‘Khora’yı dahil etmektedir. Semiyotikte Khora, varlığa yer veren alandır. Platon açısından anneye özgü çağrışımları olan Khora, bir kap, bir üçüncü tür (triton genos) ve aynı zamanda bir alanı belirtmek için kullanılır, duyumsanamaz ve kavranamaz. İkilik mantığını altüst eden Khora, hem her şey hem de hiçbir şey olan “üçüncüdür”… Peki Platon’un Khora kavramına dair şifreleri Edirnekapı’daki bir Bizans Manastırında aramak mümkün mü? Paleologos Rönesansının zirve eseri Khora Kilisesini yalnızca mimari özellikleriyle değil, bugüne bıraktığı felsefi sırlarıyla ne ölçüde kavrayabiliriz?
Ortodoks teolojisi içerisindeki bazı görüşlere göre Khora, Pantokrator İsa’nın ta kendisi olabilir. İkonoklast - İkonofil, Monofizit - Ortodoks, Kalkedoncu - Nasturcu ya da Aryusçu - İznikçi ayrışmaları kadar dikkat çekici olmasa da, Andronikos Dönemi ve sonrasında Bizans içerisinde sayısız teolojik tartışma daha yaşanmaktaydı. Her grubun kendi manastırlarına çekildiği bu ortamda, bir yandan Bizans Hümanistleri ile süregelen gerilim, diğer yandan dışarıdan gelen Latin Katolik istilaları Konstantinopolis merkezli düşünce ve teoloji dünyasını farklı eğilimlere yönelmeye itmekteydi.
Merkezleri Studios Manastırı olan Akoimetoi Keşişleri (Uykusuzlar Tarikatı) ya da kendilerini kalp duasına adayan Hesikazm - İsihazm (Suskunlar Tarikatı) gibi yapılar, klasik Ortodoks liturjisi yanında meditasyon benzeri kendilerine özgü ibadet ve inziva yöntemleriyle İmparatorluğun çeperlerinde farklı teolojik ekollerin gelişmesine yol açmışlardır. Bir taraf manastırlar etrafında örgütlenen icracıların Ortodoksluğun üzerine kara bulut gibi çöken yobazlar ve çağın gerisinde kalmış fundamentalist keşişlerden ibaret olduğunu savunurken, bazı tarihçiler, bu gibi tarikatların ortaya çıkışı ve son derece hızlı yükselişinin buna karşıt görüş olarak ‘Bizans Hümanizmi’ ve kiliselerin birleşmesi gerektiği fikrinin de beklenmeyecek derecede büyük bir güç kazanmasını tetiklemiş olabileceğini dile getirirler.
Khora Manastırı, tam olarak Bizans içerisindeki teolojik ve felsefi sorunun dışa vurumu olarak ortaya çıktı… El attığı ilk günden itibaren Metohites, Khora’yı yalnızca bir manastır/kilise kompleksi değil aynı zamanda Bizans mistisizminin ve felsefe dünyasının merkezlerinden biri olarak konumlandırmıştır. Khora’nın tarihi esasen 6. yüzyıla kadar dayanıyordu ve anlaşıldığı kadarıyla burada çok daha küçük ölçekte bir kilise hep mevcuttu. 11. yüzyılda Bizans Hanedanının Edirnekapı’daki Tekfur Sarayı’na (Blakernai) taşınmasıyla kilise yeniden önem kazandı. Bugünkü haliyle gördüğümüz yapı, dış narteks ve pareklezyonun (cenaze şapeli) eklenmesiyle Bizans Hanedanı tarafından 12. yüzyılda yapının ktetoru olarak mükafatlandırılan Theodoros Metohites’ın marifetidir.
Aslına bakarsak Khora’nın o günden bugüne değin ismi bile değişmedi; Kahriye, Ka’riye ve Kariye Camii/Kilise Müzesi olarak 21. yüzyıla ulaştı. Modern Yunancada olduğu gibi Osmanlıca ve Arapçada da Kariye/Khora sözcüğü “kent dışı – kırsal alan” anlamına gelir, gündelik dilde kullanımı nadir olmakla birlikte tarihsel ve hukuki metinlerde sıkça karşımıza çıkar. Fakat Khora’nın içerisindeki mozaik ve fresklerde aynı sözcük teolojik referanslarla bambaşka bir anlam kazanır.
Pantokrator İsa için: He Khora ton Zonton
(H ΧΩΡΑ ΤΩΝ ΖΩΝΤΩΝ) Yaşayanların Khorası.
Bakire Meryem için; He Khora tou Akhoritou
(H ΧΩΡΑ ΤΟΥ ΑΧΩΡΗΤΟΥ) Sığdırılamayanların Khorası.
Bu bağlamda Khora, yalnızca coğrafi bir alanın işaret edilmesi değil, Tanrı’nın sığındığı kutsal bir ‘kap’ daha teolojik bir yorumla ‘rahme gelemeyenlerin rahmi’ olarak en derin anlamını bulmakta... Bizans sanatında, ufacık bir kelime oyunu aracılığıyla aslında bütün bir inancın temelini özetleyen kanımca en zarif felsefi jesttir.
Metohites’ın sıkı bir Platoncu olup olmadığını kendisine sorma imkânımız yok. Fakat tüm diğer Bizans entelektüelleri gibi Platon’dan bağımsız bir düşünce dünyası geliştiremeyeceği de açık. İtalyan Rönesansının öncülü sayılan Khora’nın herhangi bir kilise olmadığı yalnızca Bizans döneminde değil Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde de biliniyordu. Bugün Khora’yı yeniden ve yeniden tavaf ederken yıllardır etrafında döndüğüm bütün kavramların 12. yüzyılda bir manastıra kazınmış olmasının hayretiyle, İstanbul'a dair yüküm biraz daha ağırlaşıyor.

.jpeg)
.jpeg)

















