Foto Galatasaray’ın ‘gizemli kızı’ 15 yıl sonra bulundu.
2011 yılında SALT Galata’nın açılış sergisi olarak kamuya açılan Maryam Şahinyan arşivinin en ikonik fotoğrafında yer alan kız çocuğu 15 yıl aradan sonra bulundu.
By Şebnem Kırmacı
Haziran ayında sanatçı ve araştırmacı Tayfun Serttaş’a gelen bir e-posta; 2011 yılında ARAS Yayıncılık’tan basılan kitabı Foto Galatasaray – Studio Practice by Maryam Şahinyan” isimli kitabının kapağındaki fotoğrafta da yer alan kız çocuğunu tanıdığını ve eğer isterse kendisiyle bir görüşme ayarlayabileceğini bildiriyordu… Gelini Daniela Sanaryan’dan iletilen bu mesaj sayesinde kahramanımız Mari Nadia Sanaryan’a ulaşıldı. Bugün 75 yaşında olan ve yaşamını Los Angeles’ta sürdüren Mari Nadia Sanaryan ile günler içerisinde ilk görüşme için anlaşıldı. Buradan sonrasını dilerseniz sanatçı Tayfun Serttaş’tan dinleyelim;
15 yılın ardından Maryam Şahinyan arşivinin sizin için en önemli fotoğraf karesinin sahibini buldunuz, nasıl bir duyguydu?
Haziran ayında Daniela Sanaryan’dan çok nazik bir e-posta aldım. Fakat o fotoğraftaki kızın bulunma ihtimali sanıyorum zihnimde uzak bir ihtimal olsa gerek biraz şaşırdım. Çünkü böylesine görünür bir fotoğrafın sahibi bulunacak olsa bugüne kadar bulunurdu diye düşünüyordum. Bugüne kadar arşiv üzerinden yüzlerce aileye ulaştık, bu kareye dair hiçbir emare yoktu. Teyit etmek için kendilerine tekrar fotoğrafın bir ekran görüntüsünü ilettim. “Emin misiniz(?), aynı kişiden mi bahsediyoruz(?)” minvalinde... Sevgili Daniela gayet emindi ve fotoğraftaki kişi kayınvalidesi Mari Nadia Sanaryan’dı. Orijinal baskı kendi aile albümlerindeydi, Mari Nadia Hanım bugün 75 yaşındaydı ve Los Angeles’ta yaşıyorlardı, bu olağanüstü haber üzerine hemen bir online görüşme ayarladık. Ben heyecanıma yenik düşerek kendisinin güncel bir fotoğrafı olup olmadığını sordum, geçtiğimiz günlerde çekilen fotoğrafta beklediğimden çok daha genç görünüyordu.
Yüzbinlerce fotoğraf arasında sizi bu kareye çeken neydi?
Olağanüstü proporsiyon ve simetrik değerleridir elbette. İnsan yüzü aslında simetrik değildir. Bu fotoğrafta kızın kaşları ve gözleri, burnu, dudakları kusursuz bir simetri ve elbette buna masanın iki yanına özenle taranarak ayrılmış saçları eşlik ediyor. Gerçeküstü bir görüntü, bedenin geri kalan bölümü masa arkasında gizleniyor. Diğer yandan stüdyo fotoğrafında pek alışık olmadığımız bir sadelik ve doğallık. Mari Nadia Sanaryan’ın ifadesindeki kusursuz doğallık, filmi dijitalize ettiğim ilk andan itibaren aklımdan çıkmadı. Nihayetinde bu kareyi yayınevinin de ilgisiyle kapağa taşıdık. Fotoğraf stüdyoları birer gerçeküstü kurgu mekânı gibidir, insanlar burada türlü dekorlar ve kostümler aracılıyla aslında bir miktar illüzyon sergilerler. Hem çok gerçeküstü olup hem de böylesine doğal olan bir kare ise hatırlamıyorum. Bu açıdan çok kuvvetli çünkü bir yanıyla hiçbir şey kurgu gibi değil, arşivin Mona Lisa’sı diyebiliriz. Dik açı ile objektife bakıyor, hatta objektifi delerek gözlerini sizden ayırmıyor. Yakası, tacı, parmaklarının duruşu kusursuz bir grafik bütünlük.
Maryam Şahinyan’ın saçlara da özel bir ilgisi var sanıyorum?
Her fotoğraf stüdyosunda değil ama Foto Galatasaray özelinde saçlar belirleyici, bunun da sebebi kuşkusuz fotoğrafçının kadın olmasının yarattığı farka dayanıyor. 20. yüzyılın ilk yarısına kadar genellikle kültürel ve geleneksel sebeplerle, bazen ise bir adak/dilek gibi çocukların ve kadınların saçlarının aşırı uzun olması - uzatılması - sık karşılaşılan bir durumdu. Mesela aileler bir dilek diliyor, çocuğum olsun istiyorlar, çocuk dünyaya gelince de dileği kabul olduğu için yıllarca saçlarına dokunmuyorlar. Yakın zamana kadar Anadolu’da da karşılaştığımız böyle bir gelenek var örneğin. Bu saçlara özel bir ilgisi var Şahinyan’ın, onları tarıyor, şekillendirip düzenliyor ve kayıt altına alıyor. İstanbul’da ilk kısa saç modası Bolşevik Devrimi’nden sonra, Beyaz Rusların kente göç etmesiyle başladı. Haraşo denilen bu kadınlar kamusal hayatta kısa saçın ilk temsilcileridir, bu döneme kadar İstanbul’da kadınların saç oranları bugüne nazaran çok daha uzundu.
Mari Nadia Sanaryan’ın da saçlarında tam olarak bu dönemi okuyoruz.
Kendisiyle görüştüğümüzde o fotoğraf çekilene kadar saçlarının ailesi tarafından kesilmediğini öğrendik. Fotoğraf 29 Mayıs 1961’de çekiliyor ve bu kare çekildikten birkaç hafta sonra da saçları artık kesiliyor. Bu sebeple aile saçları kesilmeden önce son bir kare fotoğrafı olsun, saçlarının son hali kayıt altına alınsın istiyorlar. Maryam Şahinyan ile ilişkileri çok daha eskiye dayanıyormuş... Stüdyo tercihi tesadüf değil. Fakat biz kendisine ‘Matmazel’ değil ‘Maryam Hanım’ şeklinde hitap ederdik diyor. Saçları kesildikten sonra da peruk yapımında kullanılıyor ve aileye bir topuz olarak hazırlanıp iade ediliyor. Mari Nadia Hanım fotoğraftaki saçları sonraki yıllarda topuz olarak kullandığı başka fotoğraflarını da gösterdi. Sanıyorum bu topuz fiziksel sebeplerle bugüne gelememiş fakat o fotoğraftaki saçlar uzun yıllar daha kullanılmaya devam etmiş. Müthiş bir şey tabi bu.
En doğru kişiyi bulmuşsunuz diyebilir miyiz?
Bugün sıfırdan projeyi başlatacak olsam yine kapakta ve ana görsel olarak o fotoğrafı kullanmak isterdim. Mari Nadia Sanaryan’ın hayatta olması yanında olağanüstü pozitif karakteri bir kere daha emin olmama sebep oldu. Türkçesi hala çok iyi ve gündelik hayatta pek kullanmadığı halde diksiyonunda en ufak bir bozulma yok. Çok net, açık yürekli ve hafızası kuvvetli biri. Bunun tam aksi de olabilirdi, içe kapalı bir insan olabilirdi, bu açıdan şaşırdım tabi. Şu an Bodrum’da olmam sebebiyle haliyle biraz enformel bir ortamdayım, bir saate yakın deniz kenarından görüştük, görüşmeden sonra üç saate yakın hiç konuşmadım. Sadece denizi izledim… Sanat ne için var? Sanıyorum tam olarak bu sebeple var.
İstanbul’dan ne zaman ayrılıyorlar?
1982 yılında, yani tam benim doğduğum sene Sanaryan ailesi İstanbul’dan ayrılıyor ve direk Amerika’ya taşınıyorlar. 1980 darbesi ve ertesindeki atmosfer, siyasi gerilim, ekonomik durum bugün pek konuşmasak da ciddi bir göç hareketine yol açtı. Bu dönemde onlarca sanatçı da Türkiye’den ayrılmak durumunda kaldılar malum. Sanaryanların İstanbul’dan ayrılması spesifik bir olaydan ziyade, nasıl olsa çocuğumuz göç edecek bari geç kalmayalım bizde henüz genç iken onu da alıp beraber gidelim gibi bir fikirden doğuyor. Amerika’da 19. Yüzyıldan itibaren bir Ermeni cemaati hep vardı, hatta Ahilleas Pulos’un “Nerden Geldim Amerika’ya?” diye Türkçe seslendirdiği bir şarkısı bile vardır. O günler için hayli hüzünlü ama bugün dinlediğinizde biraz komik bulabilirsiniz. 1. Dünya Savaşı göç sürecini arttırdı ve ertesinde peyder pey gidenlerle birlikte bugünkü cemaatin temellerinin atıldığını söyleyebiliriz.
Arşivde kimler var?
Arşivi kamuya açtığımız ilk günden itibaren belli bir topluluğa mal etmenin önüne geçmeye çalıştım hatta bunun için bazen izah gerekti. Öncelikle fotoğrafçının sanatsal kimliğine çok büyük bir saygısızlık olurdu bu. İlla bir ‘işaret’ kullanacaksak fotoğrafçı Maryam Şahinyan’ın kadın kimliği belirleyicidir fakat bunun dışındaki tüm diğer unsurlar benim açımdan mühim değil... Arşiv İstanbul’a ve İstanbullulara aittir. Galatasaray semti herkes için bir geçiş noktasıdır ve sağlıklı olan arşivi böyle bir perspektifle okumak; göç ve değişme bağlamında. Ara Güler’i nasıl hatırlıyorsak Maryam Şahinyan’ı da öyle hatırlamalıyız diye düşünüyorum.
İlla bir topluluktan bahsedeceksek bence arşivdekilerin en azından 1964 yılına kadar çoğu Rum. Arşivdeki bütün fotoğrafları bilen, sınırlı seçkiler dışında yekûn hakkında konuşabilecek tek kişiyim ve eminim. Arşivdeki en belirgin kırılma 1964 yılında gerçekleştiğine göre ve 1964 İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Mukavelenamesi'nin feshiyle gidenler Rumlar olduğuna göre, arşivden bir anda kaybolan ailelerin bir defa tamamı Rum. Galatasaray Meydanı’na bir pergelin sivri ucunu koyar 800 metre etrafını çizerseniz, 1955’e kadar bölgenin eşrafı da ağırlıklı Rum. Fakat bu Foto Galatasaray arşivini ‘Rum arşivi’ de yapmaz, dile biraz dikkat etmek gerekiyor. Maryam Şahinyan’ı ‘cemaat fotoğrafçısı’ gibi anlamak ve anlatmak – ki kadınlar zaten cemaat fotoğrafçısı olamazlar – biraz haksızlık olur. Diğer yandan Maryam Şahinyan arşivinin Ermeni toplumu açısından moral ve manevi önemi yadsınamaz, bu açıdan Mari Nadia Sanaryan’ın projedeki görsel ağırlığı kendi toplumuna bir iade-i itibar gibi okunabilir… Taşlar böylelikle yerli yerine oturdu.







.jpeg)
.jpeg)

