Mesela oğlu hala enkaz altında olan taksicinin “şehrin en güvenli yeri” diye sabahın yedisinde beni tek başıma bırakmak zorunda kaldığı o terminaldi... Benim 6 Şubat'ım bu fotoğraf karesiyle başladı. Yolcu terminali. Yolcular hariç.
- Yolculuk nereye Tayfun Bey?
- Yolculuk şeye… Ölülerin Kayıkçısı Kharon'a doğru.
- O kim?
- Sıkışmış ruhlara yardımcı olan biri.
Sabah güneşi aldatmasın, hava eksi derece. Kesmişti oğlandan umudu taksici. Delirmemek için sürüyordu. Müzeyyen Senar dinlemeyi de kesmişti, normalde çok dinlermiş yolculukta... Rakı bile içermiş, hadi açıver diyemedim. Ruhlar da buz kesmişti.
Neşeli insanlarız bizler aslında diyor, sanki kederinden utanıyor. Bir de o haliyle beni düşünüyor, ama - hala - siz buradan sonra? Ne yiyip ne içeceksiniz? Heryer kapalı, ileride çorba dağıtıyorlarmış. Midemi hissetmiyorum ki, acıkıp acıkmadığımı bile bilmiyorum, sadece tansiyonum çok düştüğünde acıkmış olabileceğimi seziyorum. İHH'den iki başörtülü kız ufacık elleriyle kağıttan kasede mercimek çorbası ikram ediyor. Oturup çorbalarımızı içiyoruz. Taksici duruyor, sonra yeniden başlıyor, enkaz altında kaç gün dayanabilir insan(?) diye soruyor. Enkazda bir erkek kolu bulmuşlar, ama rapor gerekirmiş. O kolun kime ait olduğu da tespit edilememiş. Oğlu çok yakışıklıymış, gözleri yeşilmiş. Gözünden tanırmış ama kolu tanıyamamış.
Sen bir defa boşver beni. Salalım birbirimizi. Benim Habib-i Neccar Dağı'nda yolu izi pek belli olmayan bir tepeye tırmanıp o taşı bulmam gerekiyor. Tırmanırım. Biz geride
Hayatımın en derin sırrını saklar gibi, milyonlarcamız gibi, o günlerde gördüğüm bütün görüntüleri uyutarak ve duyduğum bütün sesleri yutarak devam ettim... 6 Şubat'tan sonrasına yaşamak denirse.
Kendilerimize bile tarif etmekten çekindiğimiz o en derin acının ortasında fırlayıverdi soytarı. Sanki en derin acının yaşanacağı günü kollamış gibi.. Bir de sıfat takmışlar; 'Türkiye'nin En Güvenilir İnsanı'. Hayırdır? Yolda görsem kaldırım değiştireceğim bir at hırsızı, kumar bağımlısı, karşılıksız çek, senet ve dolandırıcılıktan sabıkalı, kalkıyor 'Yardım Derneği' kuruyor, yetmiyor milyarlarca lira topluyor, paraları toplarken de 'İzmir Marşı' söylüyor… Sanatçı. Bir de bunu, tarihi Cumhuriyet’ten daha eski yüzlerce yıllık bir kurum olan Kızılay’a meydan okuyarak yapıyor.
Çünkü şunu çok iyi biliyor, bu topraklarda bazı alerjiler; akıldan, vicdandan ve ahlaktan üstündür.
Hepimiz oradaydık.
Haklının acelesi yok.


.jpeg)
.jpeg)


