18 Haziran 2012 Pazartesi

Tracey Emin - Strangeland


A combination of deeply intimate memoirs and confessions that are powerfully engaging

"Here I am, a fucked, crazy, anorexic-alcoholic-childless, beautiful woman. I never dreamt it would be like this." Tracey Emin's "Strangeland" is her own space, lying between the Margate of her childhood, the Turkey of her forefathers, and her own, private-public life in present-day London. Her writings, a combination of memoirs and confessions, are deeply intimate, yet powerfully engaging. Tracey retains a profoundly romantic world view, paired with an uncompromising honesty. Her capacity both to create controversies and to strike chords is unequaled. It is a remarkable book—and an original, beautiful mind.

.............................

Tracey Emin is at a strategic disadvantage when it comes to writing her autobiography - we know most of the juicy bits already. After all, Emin has forged her artistic career on making a public display of the most shocking and personal elements of her life story. Thanks to her embroidered tent, Everyone I've Ever Slept With, we know more about her sex life than we do about most of our friends.

She has made exhibitions out of the sexual abuse she suffered as a child, her abortion and her darkest feelings of loss, self-doubt and betrayal. Even her grubby sheets have been on display at the Tate. How much more do we want or need to know?

Those who do want more detail on all the best-known Emin myths won't be disappointed by Strangeland. It follows her down the dark alley where she was raped, aged 13. It details with some relish her stinking flat, her alcoholism and her wanking habits. And it describes, movingly, how she was left holding a dead foetus in the back of a London taxi five days after her botched abortion.

But the real revelations here are of a gentler kind. While her best-known art has shown Emin at her most confrontational, in her writing, we meet a calmer, more sensitive soul. The middle section of the book takes place in Turkey, where she finds some kind of peace exploring her roots and bonding with her estranged father. It ain't very rock'n'roll - they pick olives, go to the seaside and exchange family gossip. But after the uneasy squalor of her childhood in Margate, it comes as a relief.

The quality of Emin's writing is another nice surprise. At its best, it shows flashes of insight and originality: 'As we drove from the sea, the land became a rolling mass of drunken hills.' But the most interesting thing about this book is what it doesn't tell us about Tracey Emin. For one so open and confessional, there are some glaring omissions. Her art, for a start, is hardly touched on. When did she turn to it and why? There is a fleeting mention of the 'emotional suicide' she suffered in 1992, when she destroyed all her paintings and started producing the confessional art which made her name.

But the events which prompted her breakdown, and inspired her creative rebirth, remain a mystery. By the end of Strangeland, we are no closer to understanding the extraordinary metamorphosis which transformed the abused little girl from Margate into one of the art world's brightest stars. That is the real enigma of Tracey Emin. And, for once, she's keeping it to herself.

8 Haziran 2012 Cuma

FULL Art Prize Sanatçı Konuşmaları - 2


Söz yarı finalistlerde!

FULL Art Prize yarı finalistleri sanat pratikleri üzerine konuşuyor. Türkiye'nin ilk güncel sanat ödülü FULL Art Prize, 300'e yakın başvuru arasından yarı finale kalan sanatçılar ile "Sanatçı Konuşmaları" düzenliyor.

3 Ekim'de yapılacak ödül töreni öncesi düzenlediği çeşitli etkinliklerle yarı finale kalan sanatçıları daha yakından tanıtmayı hedefleyen FULL Art Prize, "Sanatçı Konuşmaları" ile yoluna devam ediyor. Yarı finalist sanatçıların her birinin; 20 dakika sanat pratikleri üzerine bağımsız sunum gerçekleştirecekleri etkinlikler, moderatörlerin soru ve yorumlarıyla ilerleyecek.

İlki DEPO'da gerçekleşen sanatçı konuşmaları, 12 ve 19 Haziran'da SALT Galata'da devam edecek.

FULL Art Prize – Konuşma 2
12 Haziran/ Salı / 18:30
SALT Galata - Atölye 4

Tayfun Serttaş
Serkan Taycan
Gözde Türkkan

Moderatör: Öykü Özsoy

6 Haziran 2012 Çarşamba

Söz yarı finalistlerde - NTV Kültür Sanat

Türkiye'nin ilk güncel sanat ödülü FULL Art Prize, 300'e yakın başvuru arasından yarı finale kalan sanatçılar ile "Sanatçı Konuşmaları" düzenliyor.


FULL Art Prize yarı finalistleri sanat pratikleri üzerine konuşuyor. 3 Ekim'de yapılacak ödül töreni öncesi düzenlediği çeşitli etkinliklerle, yarı finale kalan sanatçıları daha yakından tanıtmayı hedefleyen FULL Art Prize yoluna, "Sanatçı Konuşmaları" ile devam ediyor.

Yarı finalist sanatçıların her birinin; sanat pratikleri üzerine 20’şer dakika bağımsız sunumlar gerçekleştirecekleri etkinlikler, moderatörlerin soru ve yorumlarıyla ilerleyecek.

DEPO ve Salt Galata'nın ev sahipliğinde gerçekleşecek konuşmaların moderatörleri, FULL Art Prize proje yönetmeni, küratör Öykü Özsoy; küratör, yazar Özge Ersoy ve küratör Zeynep Öz'den oluşuyor.

Sanatçı Konuşmaları'nın tarihleriyse şöyle:

FULL Art Prize- Konuşma 1

5 Haziran / Salı / 18:30
DEPO
Elmas Deniz, Işıl Eğrikavuk, Özgür Erkök, Zeren Göktan
Moderatör: Zeynep Öz

FULL Art Prize – Konuşma 2

12 Haziran/ Salı / 18:30
SALT Galata
Tayfun Serttaş, Serkan Taycan, Gözde Türkkan
Moderatör: Öykü Özsoy

FULL Art Prize – Konuşma 3
19 Haziran / Salı / 18:30
SALT Galata – Atölye 4
Alper Aydın, Aslı Çavuşoğlu & Aslı Çavuşoğlu, Mehmet Fahracı, Borga Kantürk, Cengiz Tekin
Moderatör: Özge Ersoy

4 Haziran 2012 Pazartesi

TAYFUN SERTTAŞ yakında PİLEVNELİ PROJECT'te.

TAYFUN SERTTAŞ yakında PİLEVNELİ PROJECT'te.

(Tayfun Serttaş, Türkiye'de artSümer tarafından temsil ediliyor / www.artsumer.com)

30 Mayıs 2012 Çarşamba

FULL Art Prize Sanatçı Konuşmaları

Pilevneli Poject; İsimsiz


Aslı Özdemir – Berk Çakmakçı - Bora Akıncıtürk - Lara Kamhi - Murat Üf Yaa - Nazım Ünal Yılmaz – Refik Anadol - Sezer Arıcı – Sılacan Köseler - Volkan Şenozan

Pilevneli Project’in “İsimsiz” başlıklı projesinde aynı kuşaktan gelen, 80’li yıllarda doğmuş 10 genç sanatçı yer almaktadır. Sanatçılar İstanbul Bilgi Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Viyana Güzel Sanatlar Akademisi, Middlesex Üniversitesi ve Slade Güzel Sanatlar Okulu gibi çeşitli okullarda eğitim görmüşlerdir. Yapıtlarsa birbirlerinden farklı olup, kolajdan heykele, resimden ışık ve ses enstalasyonuna kadar güncel sanatın farklı tekniklerini içermektedir.

Projenin “İsimsiz” olarak sunulması her sanatçının yapıtlarını bir diğerinden bağımsız olarak üretip sergilemesinden kaynaklanmaktadır. “İsimsiz” başlığıyla işler sadece mekân içerisinde yerleştirilmelerine göre bir birliktelik sağlamaktadır. Bu tür bir yerleştirmeden hareketle projedeki eserler, üretim süreçleri, yaptıkları göndermeler ve bir araya geliş biçimleriyle de bağlamın kendisi üzerinden farklı bir yapı kurmaktadır.

Sanatçılardan bazıları gelecekte kişisel sunumlarıyla da Pilevneli Project’te yer alacağından, bu proje her birinin bir ön tanıtımı niteliği de taşımaktadır.

80’li yıllarda doğmuş 10 genç sanatçının katıldığı “İsimsiz” 24 Mayıs – 09 Haziran 2012 tarihleri arasında Pilevneli Project’te izlenebilir.


Sanatçılar hakkında:

Aslı Özdemir (1984, İTU Devlet Konservatuarı) kolaj çalışmalarını popüler kültüre ait öğelerin kullanımıyla oluşturmaktadır. Şiddet, kahramanlık, erotizm ve güç gibi değişik temalar üzerinden üretilmiş farklı sembolleri alarak, bunların kitlesel olarak nasıl tekrar eden bir akış içerisinde topluma sunulduğunu çarpıcı bir şekilde göstermektedir. Bu sembollerin endüstriyel bir şekilde üretim, sunum ve tüketim süreçleri karşındaki toplumsal belirlenimlik durumu işlerinde üzerine eğildiği temel konulardandır.

Berk Çakmakçı’nın (1988, Parsons The New School For Design) ürettiği işler ağırlıklı olarak sese dayanmakta ve ses çalışmalarını proje dahilinde mekâna yayılan bir enstalasyon olarak uygulamaktadır. Sintisayzır ve çeşitli elektronik enstrümanlar aracılığıyla ürettiği ambient ve emprovizasyona dayalı komposizyonlar müziğini oluşturmada önemli yer tutmaktadır. Çakmakçı’nın müziklerinde dışa vurduğu ağır ve karanlık atmosfer görsel işlerine de benzer bir şekilde yansımaktadır. Projede yer alan ses enstalasyonu mekânda bir videoyla birleşmektedir. Videonun kurgusu da ses çalışmalarına paralel olarak umut barındıran, fakat nostaljik ve melankolik bir his üzerine kurulu.

Bora Akıncıtürk’ün (1982, Middlesex University) projede yer alan çalışmalarında bronz heykelleri ön plana çıkıyor. Heykellerin temel özelliğiyse Akıncıtürk’ün resimlerinde de karşılaşıldığı üzere hareket noktaları olmasına karşın, bunların üzerinden işlerin nasıl biteceğine karar vermeden, başlangıç noktasının deforme edilmesiyle yapılmış olmalarıdır. Heykeller üzerinde görülen çeşitli figürler hazır nesnelerin kullanımıyla oluşturulmuş. Herhangi bir nesneyi “sanata dâhil olabilecek bir oyuncak” olarak gören Akıncıtürk’ün heykelleri, üzerinde birçok ilişkisiz figürün yer almasıyla dağınık bir forma sahip.

Lara Kamhi (1987, Slade School of Fine Art) enstalasyon/video projeksiyon çalışmalarındaki soyut görüntülerle gerçeklik ve temsiliyet / iç ve dış arasındaki ilişkiye eğiliyor. Gerçekliğin ve görüntünün algılanmasındaki öznelliğe dikkat çekerek, renk, biçim ve ışığa dayalı olarak imge ve uzam’ın seyirci üzerinde yarattığı algı süreçlerini kendisine konu edinen Kamhi, mekân içerisinde çeşitli görüntüler yaratıp, bunların algılarını seslerle birleştirerek seyirciye farklı bir düzlemde deneyim sunuyor.

Murat Üf Yaa’nın (1983) fotoğraf dizisi yakın çevresindeki insanların günlük yaşamlarından çektiği karelerden oluşmaktadır. Fotoğraflarında yer verdiği insanları doğal hallerinde veya onları bizzat doğal olmayan durumlara yönlendirerek görüntülemektedir. Aynı zamanda iç içe geçmiş iki dünyanın, doğal dünya ve bunun içine kurulu hayatın, farklı iki yönü olarak toksik ve etkileyici taraflarını yansıtmaya çalışmak öncelikli çaba olarak beliriyor. Fotoğraflarındaki kişilerin kendi çevresinden olması Üf Yaa’nın yaratım sürecinin kişisel boyutunu vurguluyor.

Toplumsal cinsiyet ve bunun inşası, Nazım Ünal Yılmaz’ın (1981, Viyana Güzel Sanatlar Akademisi) resimlerinde sorunsallaştırdığı konulardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Resimlerdeki erkek figürleri ‘öteki’ tarafından çizilmeyi veya oluşturulmayı betimlerken, Yılmaz´in resimleri aynı zamanda bu kurgunun bir sonucu olarak ortaya çıkan duygusal gerilim, aşk, inanç ve hayal kırıklıklarını da konu ediniyor.

Refik Anadol (1985, İstanbul Bilgi Üniversitesi) işlerinde fiziksel mekânla sanal mekân arasında bir sentez oluşturmaya yönelmektedir. Anadol’un sunduğu bu sentezse izleyicinin dış çevreyle kurduğu ilişkideki algıyla oynayarak, farklı bir ortam sunmaktadır. Anadol, “Arttırılmış Gerçeklik” gibi günümüz gösterim teknolojileri aracılığıyla seyirciyi tekinsiz bir mekân deneyimi içerisine çekiyor. Proje alanında koridora kurduğu mekâna-özgü enstalasyonunun PC ile üretilmiş içeriğini, video mapping tekniğiyle short-throw projeksiyonlar kullanarak yansıtırken, 2 kanallı ses tasarımı da bu yansıtmaya eşlik ediyor.

Sezer Arıcı’nın (1988, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) resimlerinde kurduğu komposizyonlar projede yer alan kimi çalışmalarda da karşılaşıldığı gibi toplumsal belirlenimlik üzerine kurulu. Gerek ABD’de gerekse ABD dışında sunulan ideal yaşam tarzını çalışmalarında yeniden işleyen Arıcı, merkezde yaşanılan bir ideal olarak yansıtılan bu görüşü, dışarıda konumlanan ve bu ideali oradan gözlemleyen biri olarak ele alıyor. ‘Hollywood’ serisindeki renklerin kullanımıysa bu idealin yapaylığına biçimsel bir referans olarak kendini gösteriyor.

Sılacan Köseler’in (1986, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) ‘Fantezi’ isimli, metal çubuk, galvaniz ve delikli sacdan yapılmış rölyefi, bir hayal olarak içimizde bulunan günlük yaşamın dışına çıkma ve dinginlik isteğiyle oynuyor. Güneşli bir hava ve uzak bir şehir görüntüsü olarak tahayyül edilen bu uzaklaşma, fırtınada dalgalanan bir palmiye ve gökdelenlerin ardında batmakta olan güneşle kasvetli bir atmosfere bürünüyor.

Volkan Şenozan (1984, İzmir Ekonomi Üniversitesi), web tasarım ve kodlara dayanan işlerinde gizli linklerle ilerleyen labirentler oluşturuyor. Ağırlıklı olarak Graphics Interchange Format (GIF) üzerine kurulu işlerin bazıları sanatçının kendisi tarafından yapılmışken bazıları da internet üzerinden toplanmış GIF’lerin kullanılmasıyla ortaya çıkarılmış. Bu eklemlenmeler bir tür kolaj olarak beliriyor. Dolayısıyla bu interaktif kolajlar, GIF’in en önemli özelliklerinden olan saydamlık ve hareketli grafik desteklemeleriyle hareketli bir yapıya sahip. Şenozan mültimedya çalışmalarında “ekranın bilincin retinası” haline gelmesi ve ekrandaki görüntülerin gerçeklikle aramıza girerek, kendilerini başlı başına birer deneyim olarak sunmasından yola çıkıyor.