AKM 21. yüzyıla nasıl taşınacak?
Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay 2013 yılında, Cumhuriyet Bayramı'nda AKM'nin açılacağı müjdesini vermiş.
Kendisini önce tebrik etmek ve bu süreçte sonuna kadar desteklemek lazım.
Çünkü yönetimde ondan başka AKM'nin korunmasını amaçlayan yok. Başbakan'a kalsaydı ve eğer mimarlardan bir bağımsız çalışma grubu oluşmasaydı, itirazlar yapıcı bir gelişmeye yol açmasaydı, AKM zaten çoktan yıkılmıştı.
Başta Prof. Dr. İhsan Bilgin olmak üzere bağımsız mimarlar bu süreci tartışmaya açtılar ve AKM yıkımdan kurtuldu. Başbakan müzakereye ikna edildi.
Bu da yetmedi. Yaklaşık on yıllarca süren bir gönüllü çalışma ile İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti olması sağlandı. Kültür yönetimi ve kent projeleri için çıkar değil bilgi yönelimli bir süreç başlatmak için.
Sonra da bir mucize gerçekleştirdiler. Mucize demek zorundayım, çünkü hiç bir kamu yapısının restorasyonunda benzer bir süreç yaşanmadı.
Siyasetçiler yıkmak istedikleri yapının güncellenmesi için yeterli bir kaynak ayırdılar.
Çalışma grubu, henüz ihaleler, bütçeler, paralar konuşulmadan şeffaf bir süreç içinde projeyi geliştirdiler. Henüz ortada bir kaynak, siyasal bir patronaj falan yokken kamuoyuna açık bir tartışma fırsatı ve gönüllü bir proje yönetimi oluşturdular.
Kamu tarafı da zorla da olsa, bu durumu kabul etmek zorunda kaldı.
Ancak bu çalışma grubu büyük bir hata yaptı. AKM'de güncellenmesi gereken yalnızca bina değildi. Kültür yönetimi açısından da meseleyi ele almak gerekiyordu. Ama ne yazık ki katılımcı bir kültür yönetimi modelini yeterince dile getirmekten kaçındılar ve bu konuda yeterince bir müzakere olmadı.
Tam işe başlanacağı zaman da biliyorsunuz, uygulama mahkeme kararı ile durduruldu. Gerekçe binanın üzerinde bir restoranın yer almasıydı. Açıkça söyleyeyim: Bugün hala AKM'nin üzerinde iyi yönetilen ve herkese açık bir restoranın olmasının çok iyi olacağını düşünüyorum. Ama her konu gibi bu karar da tartışmaya açık olmalı.
Zaten uygulamada Sayın Bakan böyle bir yürütmeyi durdurma kararından çekindiği için restoranın kaldırılmasını istemişti ve projede de zaten tadilat yapılmıştı. Başka bir takım talepler doğrultusunda ufak tefek tadilatlar da yapılıyordu.
Çünkü bu projeye katkıda bulunan bağımsız mimarlar topluluğu zaten projedeki her kararı tartışmaya açıyordu. Onlar açarken birileri de özellikle süreci kapatmaya ve karanlık dehlizlerdeki pazarlıklarla değiştirmeye çalışıyordu. Sonuçta daha önce nasıl projeler yaptıkları, nasıl bir zihniyet içinde oldukları malum bilirkişilerin hazırladığı raporla mahkeme durdurma kararını verdi.
Bu işe ön ayak olan sendika ve meslek odası temsilcileri de AKM'yi kurtardık diye sevindiler.
Oysa asıl sevinen galiba Başbakan'dı. Bir taşla iki kuş vurmuştu: Herşeye itiraz eden bir takım odakların ne mal olduklarını göstermek için eline bir fırsat geçti. Her zaman olduğu gibi "bunlar yalnızca itiraz ederler, süreci geliştirmeyi hedeflemezler, amaçları başka" dedi. Ama daha da önemlisi, üzerindeki baskı kalktı.
Yıllarca yapılan müzakerelerin, tartışmaların ve bağımsız çalışmaların sonucunda binbir zahmetle, emekle ortaya çıkan mucize çöpe gitti. Böylece statüko hortladı, eskiye geri dönüldü. Farklı bir alternatifin olabileceğini göstermek için açılan parantez kapatıldı, üzeri örtüldü. Çünkü her iki taraf da aslında aynı dilden konuşuyordu. Hükümet AKM'yi halka zorla operayı sevdirmek isteyen tepeden inmeci milli elitin bir temsil alanı olarak görüyordu. Karşı taraf da "tozuna bile dokunamazsınız" derken tıpkı karşı tarafın da algıladığı gibi AKM'yi kendi tapınağı, kendi siyasal düşüncesinin bir kalesi gibi tahayyül ediyordu.
İki tarafın da üzerinde anlaştıkları şey bağımsız düşüncenin yasaklanmasıydı.
Şimdi Sayın Bakan tekrar AKM'nin açılacağı müjdesini verdi. Benim bir tek sorum var. Acaba hangi proje uygulanacak? AKM'nin mimari yapısında da bazı değişiklikler elbette ki yapılabilir, bunların da bir sorgulama süreci içinde geliştirilmesi gerekir. Ama projedeki yenilik mimarisinde değildi. AKM projesinin asıl yeniliği ve yaratıcı tarafı çok başarılı bir şekilde proje yönetimine dahil edilen mühendislik gruplarıydı. Bu projede AKM enerji etkin bir yapıya dönüştürülüyordu. Isıtmak için gerekli enerji maliyetleri üçte birine düşüyordu. Ana salonun akustiği daha da iyileştiriliyordu. Elektromekanik sahne sistemleri, ses, görüntü, aydınlatma sistemleri... her şey günümüzün en ileri teknolojisine kavuşturuluyordu.
Sayın Bakan'a sormak istiyorum: Acaba uygulamadaki bu önemli işleri proje müelliflerine mi denetleteceksiniz? Bildiğim kadarıyla onlar gönüllü olarak bu işi yapmaya hazırlar. Yoksa kendi bürokrasiniz ve onların hizmetindeki taşaronlara mı?
Bu soruya vereceğiniz cevap AKM'nin daha önce -bürokrasi ve taşaronlarla -hiç bir yaratıcı çaba, bağımsız proje hizmeti olmadan gerçekleşen tadilatlarla bugüne geldiği gibi olmasını veya 21. yüzyılda çağının güncel sanat etkinliklerini destekleyen, performansı geliştirilmiş bir yapı olarak hizmet verip veremeyeceğini belirleyecek.
Siz hangisini tercih ediyorsunuz?
Korhan Gümüş
10 Temmuz 2012 Salı
19 Haziran 2012 Salı
Anı Savaşları
Geç kaldık bazı şeyleri kaydetmeye, o ilk malzeme yitti gitti. İlk gidenler götürdüler yanlarında, anılarını. Oysa onlar hemen, oracıkta kaydedilmeliydi. Üzerinden 80 küsur yıl geçtikten sonra, "anı savaşları" artık her türlü manipülasyona açık.
18 Haziran 2012 Pazartesi
Tracey Emin - Strangeland

A combination of deeply intimate memoirs and confessions that are powerfully engaging
"Here I am, a fucked, crazy, anorexic-alcoholic-childless, beautiful woman. I never dreamt it would be like this." Tracey Emin's "Strangeland" is her own space, lying between the Margate of her childhood, the Turkey of her forefathers, and her own, private-public life in present-day London. Her writings, a combination of memoirs and confessions, are deeply intimate, yet powerfully engaging. Tracey retains a profoundly romantic world view, paired with an uncompromising honesty. Her capacity both to create controversies and to strike chords is unequaled. It is a remarkable book—and an original, beautiful mind.
.............................
Tracey Emin is at a strategic disadvantage when it comes to writing her autobiography - we know most of the juicy bits already. After all, Emin has forged her artistic career on making a public display of the most shocking and personal elements of her life story. Thanks to her embroidered tent, Everyone I've Ever Slept With, we know more about her sex life than we do about most of our friends.
She has made exhibitions out of the sexual abuse she suffered as a child, her abortion and her darkest feelings of loss, self-doubt and betrayal. Even her grubby sheets have been on display at the Tate. How much more do we want or need to know?
Those who do want more detail on all the best-known Emin myths won't be disappointed by Strangeland. It follows her down the dark alley where she was raped, aged 13. It details with some relish her stinking flat, her alcoholism and her wanking habits. And it describes, movingly, how she was left holding a dead foetus in the back of a London taxi five days after her botched abortion.
But the real revelations here are of a gentler kind. While her best-known art has shown Emin at her most confrontational, in her writing, we meet a calmer, more sensitive soul. The middle section of the book takes place in Turkey, where she finds some kind of peace exploring her roots and bonding with her estranged father. It ain't very rock'n'roll - they pick olives, go to the seaside and exchange family gossip. But after the uneasy squalor of her childhood in Margate, it comes as a relief.
The quality of Emin's writing is another nice surprise. At its best, it shows flashes of insight and originality: 'As we drove from the sea, the land became a rolling mass of drunken hills.' But the most interesting thing about this book is what it doesn't tell us about Tracey Emin. For one so open and confessional, there are some glaring omissions. Her art, for a start, is hardly touched on. When did she turn to it and why? There is a fleeting mention of the 'emotional suicide' she suffered in 1992, when she destroyed all her paintings and started producing the confessional art which made her name.
But the events which prompted her breakdown, and inspired her creative rebirth, remain a mystery. By the end of Strangeland, we are no closer to understanding the extraordinary metamorphosis which transformed the abused little girl from Margate into one of the art world's brightest stars. That is the real enigma of Tracey Emin. And, for once, she's keeping it to herself.
8 Haziran 2012 Cuma
FULL Art Prize Sanatçı Konuşmaları - 2

“Söz yarı finalistlerde!”
FULL Art Prize yarı finalistleri sanat pratikleri üzerine konuşuyor. Türkiye'nin ilk güncel sanat ödülü FULL Art Prize, 300'e yakın başvuru arasından yarı finale kalan sanatçılar ile "Sanatçı Konuşmaları" düzenliyor.
3 Ekim'de yapılacak ödül töreni öncesi düzenlediği çeşitli etkinliklerle yarı finale kalan sanatçıları daha yakından tanıtmayı hedefleyen FULL Art Prize, "Sanatçı Konuşmaları" ile yoluna devam ediyor. Yarı finalist sanatçıların her birinin; 20 dakika sanat pratikleri üzerine bağımsız sunum gerçekleştirecekleri etkinlikler, moderatörlerin soru ve yorumlarıyla ilerleyecek.
İlki DEPO'da gerçekleşen sanatçı konuşmaları, 12 ve 19 Haziran'da SALT Galata'da devam edecek.
FULL Art Prize – Konuşma 2
12 Haziran/ Salı / 18:30
SALT Galata - Atölye 4
Tayfun Serttaş
Serkan Taycan
Gözde Türkkan
Moderatör: Öykü Özsoy
6 Haziran 2012 Çarşamba
Söz yarı finalistlerde - NTV Kültür Sanat
Türkiye'nin ilk güncel sanat ödülü FULL Art Prize, 300'e yakın başvuru arasından yarı finale kalan sanatçılar ile "Sanatçı Konuşmaları" düzenliyor.

FULL Art Prize yarı finalistleri sanat pratikleri üzerine konuşuyor. 3 Ekim'de yapılacak ödül töreni öncesi düzenlediği çeşitli etkinliklerle, yarı finale kalan sanatçıları daha yakından tanıtmayı hedefleyen FULL Art Prize yoluna, "Sanatçı Konuşmaları" ile devam ediyor.
Yarı finalist sanatçıların her birinin; sanat pratikleri üzerine 20’şer dakika bağımsız sunumlar gerçekleştirecekleri etkinlikler, moderatörlerin soru ve yorumlarıyla ilerleyecek.
DEPO ve Salt Galata'nın ev sahipliğinde gerçekleşecek konuşmaların moderatörleri, FULL Art Prize proje yönetmeni, küratör Öykü Özsoy; küratör, yazar Özge Ersoy ve küratör Zeynep Öz'den oluşuyor.
Sanatçı Konuşmaları'nın tarihleriyse şöyle:
FULL Art Prize- Konuşma 1
5 Haziran / Salı / 18:30
DEPO
Elmas Deniz, Işıl Eğrikavuk, Özgür Erkök, Zeren Göktan
Moderatör: Zeynep Öz
FULL Art Prize – Konuşma 2
12 Haziran/ Salı / 18:30
SALT Galata
Tayfun Serttaş, Serkan Taycan, Gözde Türkkan
Moderatör: Öykü Özsoy
FULL Art Prize – Konuşma 3
19 Haziran / Salı / 18:30
SALT Galata – Atölye 4
Alper Aydın, Aslı Çavuşoğlu & Aslı Çavuşoğlu, Mehmet Fahracı, Borga Kantürk, Cengiz Tekin
Moderatör: Özge Ersoy

FULL Art Prize yarı finalistleri sanat pratikleri üzerine konuşuyor. 3 Ekim'de yapılacak ödül töreni öncesi düzenlediği çeşitli etkinliklerle, yarı finale kalan sanatçıları daha yakından tanıtmayı hedefleyen FULL Art Prize yoluna, "Sanatçı Konuşmaları" ile devam ediyor.
Yarı finalist sanatçıların her birinin; sanat pratikleri üzerine 20’şer dakika bağımsız sunumlar gerçekleştirecekleri etkinlikler, moderatörlerin soru ve yorumlarıyla ilerleyecek.
DEPO ve Salt Galata'nın ev sahipliğinde gerçekleşecek konuşmaların moderatörleri, FULL Art Prize proje yönetmeni, küratör Öykü Özsoy; küratör, yazar Özge Ersoy ve küratör Zeynep Öz'den oluşuyor.
Sanatçı Konuşmaları'nın tarihleriyse şöyle:
FULL Art Prize- Konuşma 1
5 Haziran / Salı / 18:30
DEPO
Elmas Deniz, Işıl Eğrikavuk, Özgür Erkök, Zeren Göktan
Moderatör: Zeynep Öz
FULL Art Prize – Konuşma 2
12 Haziran/ Salı / 18:30
SALT Galata
Tayfun Serttaş, Serkan Taycan, Gözde Türkkan
Moderatör: Öykü Özsoy
FULL Art Prize – Konuşma 3
19 Haziran / Salı / 18:30
SALT Galata – Atölye 4
Alper Aydın, Aslı Çavuşoğlu & Aslı Çavuşoğlu, Mehmet Fahracı, Borga Kantürk, Cengiz Tekin
Moderatör: Özge Ersoy
4 Haziran 2012 Pazartesi
TAYFUN SERTTAŞ yakında PİLEVNELİ PROJECT'te.
3 Haziran 2012 Pazar
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

