28 Kasım 2012 Çarşamba
27 Kasım 2012 Salı
benzerini bulana biberon hediye
Semitik mitolojide balık tanrı; Dagon.
Marcos Lopez isminde bir sanatçı hiç duymadım. İsmini google'da aradığımda da, bildiğim ve ciddiye aldığım sanat networkleri arasında böyle bir isme rastlamadım. Kısaca, tanımıyorum. Tanıdığım tek Lopez, Jennifer Lopez, ondan da bir yere kadar ilham alabilirim. Türkiye'de Marcos Lopez'i sanatçı olarak lanse eden arkadaşlar sayesinde ben de tanımış, öğrenmiş oldum.
Ancak google'da "mermaid" sözcüğünün yanına "male, man, boy, mr, etc.." sıfatları eklenerek yapılacak basit bir aramada dahi, denizkızı ve erkek imgesinin ne çok kez yanyana geldiği, benim de bu imgeden "muhtemelen" haberdar olacağım anlaşılacaktır.
Denizkızı imgesinin erkek bedeni üzerinden kurgulanması, kültüre yerleşmesi, denizkızı efsanesinin kendisi kadar eskiye dayanır.. İrlandalı denizcilerin efsanelerinde, yer yer erkek olarak tasvir edilmekte, Yunan mitolojisinde erkek görünümlü (cinsiyetsiz) olarak betimlenmektedir. Uzakdoğu ve Asur ikonografisinde yaşlı ve hatta sakallı temsilleri mevcuttur. Üstelik bu imgenin Batı dillerinde özel bir adı bile vardır; MERMAN (Lat: mermen). Yapılacak basit bir search ile, merman'in ne denli evrensel bir imge olduğu izlenebilir.
Bu açıdan "merman" (erkek-denizkızı) olarak gerçekleştirdiğim performansın hiçbir aşamasında, temsilin emsalsizliği üzerinde durulmadığı gibi, imgenin yaratımı ile ilgili şahsıma referans verilmemiştir. Zira böyle bir referansta bulunmak pan kostümü giymenin ilk kez yapıldığını iddia etmek kadar abes olacaktır. Bahsi geçen mitolojik bir imgedir ve günümüzde çizgi filmlerden reklam kliplerine dek birçok alanda kullanılmaktadır. Lgbtt yürüyüşlerinde sıklıkla boy göstermekte, Avrupa'daki çoğu souvenir shop'un vitrinini süslemektedir. Dış dünya ile iletişimi olan ve görsel kültüre sahip herkes ona aşinadır. Nokta.
"Eftalya's Atlantis" isimli performans videom ile malum "iş, proje ya da reklam çekimi" arasında (baktım baktım pek ayıramadım) kurulmaya çalışan ilişkiye - ilişkisizliğe - gelince;
1. Photoshop harikası olarak üretilen projenin tanıtım görsellerinden anladığımız kadarıyla, başka bir kişi tarafından taşınan (hareket ve giyilme kabiliyeti bulunmayan) bronz bir kuyruk ile aynı yerde poz veren "ünlü sanatçı" Marcos Lopez'in bedeni dijital ortamda bir araya getiriliyor.
"Eftalya's Atlantis" isimli projenin fotoğrafında ise, renk ayarları dışında en küçük bir photoshop müdahalesi olmadığını belirtmeliyim.
2. Bu bağlamda, Marcos Lopez'in önünde poz verdiği bronz kuyruk fonksiyonsuz. Kim tarafından yapıldığı, hazır malzeme olup olmadığı, ne amaçla üretildiği bilinmiyor...
"Eftalya's Atlantis"te ise iki aylık bir uğraş sonucu (haftada üç prova ile) tamamı yüzme özelliğine sahip lateks, pilexi, plastik iplikler, kuyruk bölümü içerisine modifiye edilmiş gerçek paletler ve özel kaplama kumaşlarının kullanıldığı ve bizzat bedenime göre üretilmiş unique bir tasarım söz konusu.
3. Marcos Lopez isimli "sanatçı", bronz kuyruğun önünde poz vererek ürettiği photoshop imajı putrel demirleri üzerine yapıştırarak bir kıyıya asıyor ve akabinde bu kıyıyı görüntülüyor.
"Eftalya's Atlantis" isimli projenin videosunda ise 40 metreye ulaşan bir derinlikte (Marmara Denizi açıkları) yüzüyorum. Büyük bölümü su altında geçen video boyunca sayısız dalış gerçekleştiriyorum ve bedenimle kostüm arasındaki ilişkiyi performatif olarak izleyiciye yansıtıyorum.
4. Bu bağlamda, Marcos Lopez yalnızca bir imaj üretiyor.
"Eftalya's Atlantis"te ise bir performans videosu üretiliyor. İmgesel referanslar benzer olsa da, iki üretim arasındaki fark (canlı) bir video ve photoshop oyunu kadar açık.
5. Marcos Lopez'in projesi su üstünde gerçekleşiyor, deniz sadece fon olarak kullanılıyor.
Tanıtım görselleri hariç, "Eftalya's Atlantis" isimli performansın tamamı su içerisinde ve su altında gerçekleşiyor.
6. Marcos Lopez isimli "sanatçının" bu imaji ne amaçla ürettiğini, nerede sergilediğini, tam olarak neyi kastettiğini bilmiyorum, görsellerin altında açıklama yer almıyor. Kurgudan, bir plajın tanıtım reklamı olduğu gözlemleniyor.
"Eftalya's Atlantis"in bir diğer ayırıcı özelliği ise, tam da "BAZAN" gibi sanat tarihi içerisindeki benzerlikler, ve bu benzerlikleri ayıklama çabasının koşulladığı yöntemselliğe tepki olarak doğmuş bir projenin merkezinde yer alması.
"Eftalya's Atlantis" 2012 - Marmara
Bu bağlamda, benim gerçekleştirdiğim performans videosunda (yine de) ideal bir deniz kızı yok. Yaratılış olarak deniz kızı olamayacağım gibi, sanatçı olarak da “ideal” olamayacağımın ironik kanıtı var. Marmara’nın ortasında, 40 metre derinlikte, yarı hayvan yarı insan bedenimle öylesine yorucu bir mücadeleye girmişken, o riskli dalışları gerçekleştirirken, zihnimdeki temel kurgu sanatçının pratiği ile girdiği hesaplaşmayı hangi noktaya kadar taşıyabileceğiydi..
Buna bağlı olarak, sanatçıdan duyulan kreatif beklentilere, kendini kanıtlama zorunluluğuna, kariyer dayatmalarına sert bir yanıt olarak üretildi; "Eftalya's Atlantis". Tam olarak izleyiciye bunu anlatıyor...
Üstelik üretilirken, "benzersizlik iddiası" hiç güdülmüyor. Yine de benzersiz bir performansa dönüşmesi, ciddi bir özenin, yoğun bir emeğin ve doğaya borçlu olduğum bir takım avantajların sonucudur. Varsa bugüne kadar yapılmış böyle bir performans, görmek çok isterim.
Yoksa erkek yaratılışı üzerinden denizkızı imgesine öykünmek gibi sığ bir orijinalliğin peşinde hiç değildim, değildik. Sanıyorum bir takım arkadaşlar, hayatlarında daha önce hiç böyle bir imge ile karşılaşmadıkları için, yaşadıkları derin şaşkınlığın bir sonucu olarak, tek amacı denizkızına dönüşmek olan bir video ürettiğim kanaatine vardırlar ve onun benzerini aradılar.
Yanıldılar.
Kendilerini şiddetle sergiye davet eder, balık sürüleri ile gerçekleştiğim şiirsel dalışların ahenginde, Marcos Lopez isimli demir bir kuğruğun önünde (kıyıda) poz veren kişiden ilham alamayacak kadar farklı bir şey yaptığımın ayırdına varmalarını ve performansımın ürettiği sorular bağlamında daha gerçekçi tartışmalar açmalarını öneririm.
Zira böylesine yüzeysel bir mantık yürütmeyle, bugün her oto-portre yapan hırsız, her taxidermy ile çalışan kopyacı, her still life üreten özenti, her doğaya öykünen yalancı, her Doğu kültürü çalışan oryantalist, her foto-gerçekçi Taner Ceylan vb olacaktır ki, üretilmemiş hiçbir şeyin kalmadığı günümüzde bu derece alelade bir yöntemsellik üzerinden orijinalliği tanımlamanın sanat tarihi de dahil hiçbir mecraya faydası yoktur.
Fakat her sanatçıya 2-3 Kenan Evren portresi düşen güzide memleketimizde sanat pratikleri üzerinden bir benzerlik, bir intihal aranacaksa şayet, benzeşmenin ürettiği buhranı, sorgusuz kurban psikolojisiyle üretilmeye devam edilen ve adeta tüm bir ülkenin sanat tarihini aynılaştıran - kuşatan - "Türk bayraklarında, polis imgelerinde, mermilerde, tanklarda, asker apoletlerinde, tüfeklerde, el bombalarında" itinayla arayalım derim... Eminim o özdeş şiddetten, çok daha vahim tablolar ortaya çıkacaktır.
"BAZAN" - Ali Akay
Bazan
Ali Akay
Bazan; Türkçede bir zarf olarak kullanılmaktadır. Zarf demek isimleri, sıfatları veya
fiilleri kendi türünden olan kelimeleri yer, yön, zaman, durum, miktar ve soru
olarak etkileyen, onları belirten ve dereceleyen kelimeler zarf’tır. Kullanım
olarak, söylenenin doğrulanması için zamanlardaki geçişkenligi, değişimi
göstermek için söylenen veya yazılan bir zarf. Değişimleri ele alan bir ifade
biçimi.
Gerçek olan ve olmayan arasındaki gidip gelmeleri ifade
eden bir anlatım tarzı, bazan.
Rastlantısal olarak bazan gerçeği bazan ise yalanı göstereme biçimi. Nietzsche
‘’Putların Alacakaranlığı’’ adlı kitabında dünyanın bir masal olduğunu
yazmıştı. Bir hatanın tarihi olarak dünyanın bir masal haline geldiğini
vurguladığında, biz artık masal bir dünyadan, masal gibi işleyen bir önermeden
bahsediyoruz demektir.
Sirenler şarkı söylediklerinde mırıldanır gibi sözleri
anlaşılmaz bir ilahiye ait ritmik
bir melodinin içinde kalındığında bazan
zarfı bize dünyanın masalını anlatmaya başlamıştır. Soru ‘’nasıl oldu da dünya
bir masal oldu?’’ sorusuna odaklanmakta. Yalan olarak veya hata olarak bazan
bir zarf anlatısıdır.
Fabula. Anlatının bir masal olarak işlediğini takip ettiğimizde,
metinlerde ve ilahilerde, bir tiyatro sahnesinde buluruz kendimizi. Sanatsal
bir maske ile hareket etmeye başlamışızdır. Gülen ve ağlayan iki maskenin
sayesinde dünyanın iki eylemi aynı anda yapmaya başladığı bir dünya olarak
masal anlattığını söyleyebiliriz.
Zarf olarak bazan sözcenin başında ve
ortasında da yer alabilir. Masallardaki gibi zamansallık düz çizgisel ve
rasyonel olmayabilir. Sözcenin temasını bağlı olarak bazen bize doğru
gelmektedir sözce, bazan ise
gelmemektedir. Sık sık gelebilir mi ? Yahut bazan
mi gelir ? Bazan demek ki sık sık
olmayandır, değişkenliği taşıyandır. Oluşun her zaman aynı şekilde gitmediğini
ve gidemeyeceğini ileri sürmektir. Gelenlerin bazan gerçek bazan de
gerçek dışı olduğuyla ilgilidir.
Ruhlar mı yoksa hayaletler mi bize bazan musallat olacaklardır? Bu sahnede o zaman bazan hayaletler vardır (Edip Cansever ve Turgut Uyar bize
seslenmektedirler) veya ruhlarla canlı, etli ve kanlı bir şekilde sandal
sefasına çıkılır. (Elinde yeşil renkte oyuncak tavşanıyla Lale Müldür, İsa’nın
hayaletini oyuncak kurgu kahraman ‘’Bugs
Bonny’’ ile yer değiştirmiş olarak saklamaktadır; musallat olacak
hayaletleri, yanında gezdirmektedir).
Süreç içinde bu zaman zarfı hep aynı şekilde ilerleyecek
midir? Yoksa aradaki boşluklarla, arada zamanlarla, masal haline mi gelecektir,
anlatı? Birisine cevap mı verildiğinde bazan
bizi takip eder? Bazan arkada yer alır: Hüzünlü müdür dünya? ‘’Evet, bazan! ‘’Bazan hepimiz birer hayaletiz;
ama hep başka hayaletleri de çağırmaktayız bazan.
Yalan da söyleriz bazan. Doğruyu da.
Bu bir diyalogdur. Hatta bazan
felsefi bir diyalogdur da. Masallarda cehennem her zaman görünür bir şekilde
verilmektedir, hatta ‘’bazan’’
abartılı bir şekilde olsa bile.
İstanbul Türkçesine ait gibi durmaktadır ve gramer
kurallarının dışında kalmıştır: bazan.
Bazen standart Türkçede kullanıldığında ‘’bazan’’,
bunu baz alan bir bazen vardır, yerelleştirilemeyen bir dil içinde
kullanımında; halbuki bazan bunu baz
almaz, azınlık dildir, azlık olarak işlemektedir. Hatalıdır.
Nietzsche’ye geri dönelim: Bazan dünya bir masal dünyası mıdır? Anlatı masala mı dönüşmüştür. Yalanın da bir tarihi vardır, ama bazan gerçektir ve bazan de yalan. Yalan söylerken bile bazan, doğruyu söylemekteyizdir: Bütün Giritliler yalancıdır. O zaman Epimenides bir Giritli olarak de yalancıdır. Dünyanın hatası, o zaman, BAZAN yalandır; yani, hata yalandır; çünkü bazen tam da o gerçeğin kendisi olarak karşımızda dimdik durmaktadır.
Nietzsche’ye geri dönelim: Bazan dünya bir masal dünyası mıdır? Anlatı masala mı dönüşmüştür. Yalanın da bir tarihi vardır, ama bazan gerçektir ve bazan de yalan. Yalan söylerken bile bazan, doğruyu söylemekteyizdir: Bütün Giritliler yalancıdır. O zaman Epimenides bir Giritli olarak de yalancıdır. Dünyanın hatası, o zaman, BAZAN yalandır; yani, hata yalandır; çünkü bazen tam da o gerçeğin kendisi olarak karşımızda dimdik durmaktadır.
Ali Akay
Bazan is used as an adverb in Turkish. The words that define and grade the nouns, adjectives and verbs in terms of location, direction, time, state, amount and question are called adverbs. An adverb is used in order to show transitivity and alteration of the tenses with the aim of confirming what is said. It is a form of expression dealing with alterations.
Bazan (sometimes) is a phrase which
describes the ebbs and flows between the real and the unreal. It’s a form of
coincidentally showing sometimes the real and sometimes the lie. Nietzsche
stated in his book “Twilight of the Idols” that the world is a tale. When a
mistake highlights that the world has become a tale, then we are talking about
a tale world, a proposal which works as a tale.
When the sirens start singing, when
we find ourselves in an incomprehensible, ryhtmical melody like a murmur,
belonging to a carol, the adverb bazan (sometimes) has started to tell us the
tale of the world. The question focuses on “How come the world has become a
tale?” Bazan (sometimes) is an adverbial clause either as a lie or a
mistake.
Fabula. When we follow the line of
narrative as a tale, we find ourselves on a theater stage in texts and carols.
We have started to act with an artistic mask. Thanks to the laughing and crying
masks, we can say that the world is telling a tale since the two actions are
simultaneously happening in the world. The adverb bazan (sometimes) can be at
the beginning or in the middle of the statement. Temporality may not be linear
or rational like it is in tales. Depending on the theme of the statement, the
statement sometimes comes to us, sometimes does not. May it come often? Or does
it come sometimes? It means that sometimes does not happen often, it bears
variability. It somehow suggests that existence does not always follow the same
way, it cannot. It is about the coming things being sometimes real and sometimes
unreal.
Will we be haunted by souls or
ghosts sometimes? So there are ghosts on this stage sometimes (Edip Cansever
and Turgut Uyar are calling out to us) or one can go on a row boat with lively, fleshy and bloody souls. Lale Müldür,
with a green stuffed bunny in her hand, has been hiding the ghost of Jesus
disguised as fictitious character Bugs Bunny. She is carrying around the ghosts
which will haunt her.
Will this adverb of time continue
the same way during the process? Or will it turn into a tale, a narrative with
the intervals, through the passing time? Does bazan (sometimes) follow us when
an answer is given to someone? Sometimes it stays behind: Is the world sad?
“Yes, sometimes!” Sometimes we are all ghosts; but sometimes we keep calling
out for other ghosts. Sometimes we lie, too. We tell the truth. This is a
dialogue. Sometimes it is even a philosophical dialogue. The hell is always
visible in tales, “sometimes” even exaggeratedly visible.
It looks like it belongs to İstanbul
Turkish and it is left out of the realm of grammatical rules: bazan (sometimes).
When “bazan” is used in standard Turkish sometimes, within its use in a
language that cannot be localized, there is a “sometimes” which is based on
that. oHowever, bazan does not
use this as a base, minority is language and it works as a scarcity. It is
faulty. If we turn to Nietzsche again: Is the world a tale world sometimes? Has
the narrative turned into a tale? Lie also has a history but sometimes it is
real and sometimes a lie. Even it we are lying sometimes we tell the truth: All
the Cretans are liars. Then Epimenides is also a liar since he is a Cretan. The
mistake of the world then, BAZAN is a lie, hence mistake is also a lie, because
bazan just stands upright before us as the reality itself.
20 Kasım 2012 Salı
Butterfly Collection
Butterfly Collection
30X21 cm c-print image (200 pieces) / Paris, 2012
(Collection of Foto Galatasaray - by Maryam
Şahinyan)
©Pauline
Guyon / Louis Vuitton
The collection Girls
holding their skirts which I have called the Butterfly Collection corresponds
to a pose which until the 1980’s could be found in the archives of any pre-teen
girl aged about 10. For me, these little girls, who are about to become young
women, are wearing the emblem of womanhood for the first time in the form of
their skirts, which they are holding with both hands. Here again, none of them
is truly free. They are intimately bound to the culture to which they belong
and if we focus more closely on the details, then we begin to decipher the
cultural codes relating to the accessories worn by these young girls. The
Butterfly Collection is very striking both in its unique graphic richness and
as a representation of a group of a defined gender and age. Maryam Şahinyan’s
archives contain countless collections created in secret, with infinite
care.
Maryam Şahinyan’s archives
comprise hundreds of various types of scenario. Linking these visual vehicles
into an accurate whole is one of the most crucial stages of the Foto
Galatasaray project. There are photographs connected by graphic, cultural,
aesthetic preferences or which are absolutely typical of the era in which they
were taken.
The single biggest
difference between studio photography and all other forms of photographic
practice is that it should act as a form of bridge between the public domain
and art, without taking a selective approach. Studio photography is a
documentary exercise in one respect, but also a record of an idealized
reality.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)













