30 Ocak 2012 Pazartesi

Foto Galatasaray yazı dizisi 2. Bölüm: Diaspora Komşundu / AKŞAM - Bülent Şanlıkan


DİASPORA KOMŞUNDU

'Türkiye'de 1950'ler ile ilgili kimsenin fikri yok. Sanki 1950'ler burada hiç yaşanmamış...' Bu sözler, İstanbullu Ermeni fotoğrafçı Maryam Şahinyan'ın 1935-1985 yılları arasında Foto Galasaray stüdyosunda çektiği 200 bin siyah beyaz kareyi 3 yıllık teknolojik bir çalışmayla gün ışığına çıkaran sanatçı, araştırmacı yazar Tayfun Serttaş'a ait... Dün AKŞAM'ın 'Ortak Hafızanın Fotoğraf Albümü' haberiyle duyurduğu SALT Galata'daki dev veri bankası da olan sergide aynı zamanda yüzlerce İstanbullu'yu anılarıyla buluşturan genç sanatçı, çalışmasının perde arkasını ve Ermeni soykırımı iddialarından Hrant Dink'e ilişkin pek çok konuda çarpıcı analizlerini paylaştı.


Bülent ŞANLIKAN


- Maryam neden siyah beyaz çalıştı?

Maryam Birinci Dünya Savaşı'ndan kalan körüklü kamerasını hiç değiştirmedi. Bu tavır artistik okunabilir ama değil. Foto Galatasaray'ı babasından hangi teknik imkanlarla devraldıysa öyle devam ettirdi.Bu tavrı konservatif kimliğiyle örtüşüyordu. Maryam zamanı askıya almış o stüdyoda, bir bakıma dondurmuş.

- Negatiflerin temizliği, arşivleme aşaması ne kadar sürdü?


Üç yıl. 2009'un Ocak ayında çalışmaya başladık. 2011'in Kasım ayında sergi açıldı.

- Sanatın sunumu noktasında yeni bir anlayış mı doğuyor?

Evet. Özellikle son 10 senede çok şey değişti. Teknoloji bize bazı olanaklar sundu. Proje, birkaç ay içerisinde web üzerinden tüm dünyaya açılacak ve orada Etiyopya'dan Kanada'ya kadar kendi tarihiyle ilgili bir bilgi gören herkes bu sisteme girebilecek ve bu da sonsuza dek orada kalacak.

- Sergi boyunca sizi en çok şaşırtan ne oldu?

Beklemediğimiz bir şey oldu. İnsanlar sandıklarından, duvarlarından çerçevelerini söküp bu sergiye geldiler. Yakınlarının fotoğraflarını taradılar. Şok geçirdim. Hepsi sergiyi bekliyor gibiydi.'

- Sosyolojik açıdan sergiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?


Karelere bakıldığında aynı zamanda toplumsal hafıza ile ilgili pek çok doneyi bulmak mümkün. Ortak belleğin nereye gittiği görebiliyoruz. Bugün artık bu sokağa çıktığınızda 1950'lerle ilgili kimsenin bir fikrinin olmadığını görebiliyorsunuz. Sanki bu topraklarda 1950'ler hiç yaşanmamış gibi.'

- Sergiyle amaçlanan küresel veri bankası mı oluşturmak mıydı?


Çalışmayı küresel bir tartışmaya dönüştürebilmek de vardı hedeflerim arasında. Arşivde görülen insanların bugün yüzde 70'i diaspora statüsünde yaşıyor. Bugün İstanbul'da değiller. Atina'da, İsrail'de, Paris'te, Latin Amerika'dalar ama biliyoruz ki İstanbullu olmak üzerinden yine bir aradalar.

- Bireysel hafızadan toplumsal sonuçlar elde etmek mümkün mü?


Evet. Çünkü biz hep yukarıdan dikte edilen bir hafızayı tekrarlıyoruz. Bir taraf diyor ki 'bu bunu yapmış', diğeri diyor ki 'yapmamış' ama bu iki ucun arasında sayısız okuma ve tekst var.

- Ezberler bozulacak mı?

Çok alışık olduğumuz tekil idealize edilmiş formattaki bilgiyi ve hafızayı yapı bozumuna uğratacaktır. Ama neyin ezberini bozacak? Maryam'ın arşivinde Ermeniler, Rumlar, Yahudiler var ama onların içinde gay de var, dinsiz de var, evsiz de var. Sayısız sosyal, kültürel, sınıfsal ve politik ayrışma var.'

- Ermeni meselesini hakkında siz ne düşünüyorsunuz?


Edirne'den çıktığın andan itibaren dünyanın her şehrinde Türkiyeli olmak üzerinden bir araya gelmiş insanlar var. Bu insanlarla 80 yıldır nasıl bir iletişimimiz var? Diaspora demek çok kolay. Diaspora dediğin insan Malatya'da, Sivas'ta, Diyarbakır'da senin arkadaşın, komşun beraber yediğin içtiğin ve orada olmak zorunda olan, haliyle de öfkeli bir kesim. Fakat biraz iletişim kursan, bir süre sonra aynı şiveyi, aynı lehçeyi konuşmaya başladığını göreceksin... Diasporanın ilk gittiği yıllarda biliyoruz kanalizasyon temizliyorlardı bu insanlar. Paris'te hayatta kalabilmek için reva mıdır bu? Ondan sonra o insanlarla hiç iletişim kurma! Sonuç ortada. Ben onlarla siyasi bir dil kurmak istemiyorum. Şimdi soykırım mı, katliam mı bunu tartışıyoruz. İnan bu boyutu beni hiç ilgilendirmiyor. Hukuki terminoloji değil buradaki mesele tamamen insani.'

PAMUKLARA SARMALIYDIK

Hrant Dink'in öldürüldüğü dönemde tezim için Agos arşivinde çalışıyordum. Cinayetten önce akademiden bir belge almıştım. Dink çok gülmüştü; 'İzne ne gerek var, gel çalış' demişti. Dink'in üniversite öğrencilerine karşı özel bir hassasiyeti vardı. Belki de bu yüzden cinayeti planlayanlar, kendilerini üniversite öğrencisi olarak tanıttı. Bu ülkede hiçbir sorun yoktuysa, Hrant neden vuruldu? Pamuklar içerisinde korumamız gereken değerlerdendi. Dink öldürülmeyecek insandı.'

Kaynak: AKŞAM - Bülent Şanlıkan 30.01.2121
Foto Galatasaray yazı dizisi 2. Bölüm: Diaspora Komşundu

29 Ocak 2012 Pazar

Foto Galatasaray yazı dizisi 1. Bölüm: Ortak Hafızanın Fotoğraf Albümü / AKŞAM - Bülent Şanlıkan


ORTAK HAFIZANIN FOTOĞRAF ALBÜMÜ

İstanbullu Ermeni Maryam Şahinyan'ın bir ömür çektiği fotoğraflar SALT Galata'da sergilendi. 1935-1985 yılları arasındaki dönemi kapsayan dev veri bankasında neler yok ki? Cumhuriyetin ilk yılları, 1942 Varlık Vergisi, 6-7 Eylül 1955 olayları, 1974 Kıbrıs Savaşı, köyden kente göç gibi pek çok toplumsal olayın yanı sıra gündelik hayatın ayrıntıları da fotoğraflarda yer buluyor. 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının inkarını suç sayan yasa tasarısı, Fransız Senatosu'ndan 127 oyla geçerken 1 milyona yakın insanın fotoğrafını çeken Şahinyan'ın arşivi sanatçı, yazar, araştırmacı Tayfun Serttaş'ın dönüştürdüğü sergide geçmişini, yakınlarını arayan insanlarla buluştu. Tarihe not düşen 200 bin siyah beyaz fotoğrafsa, dış politik kavgalardan uzak 'ortak hafıza'ya çağrı yaptı.


Bülent ŞANLIKAN


Maryam Şahinyan 1935 ile 1985 yılları arasında yaklaşık 1 milyona yakın insanın hayatından kesitleri Galatarasay Meydanı'nda adını 'Foto Galatasaray' koyduğu stüdyosunda belgeledi. Şahinyan'ın Birinci Dünya Savaşı'ndan kalma körüklü kamerasından yansıyan 200 bin siyah beyaz kareyi, sanatçı Tayfun Serttaş, teknolojiden de faydalanarak dev bir veri bankası haline dönüştürdü. Şahinyan'ın kutuladığı cam negatifler Serttaş ve çalışmasına yardım eden 30'a yakın asistan tarafından 3 yıl süresince teker teker temizlendi, tasnif edildi, dijitalizasyonu yapıldı, işlendi ve aylara, yıllara göre sıralandı. Serttaş bununla da kalmadı. Şahinyan fotoğraflarını, Aras Yayıncılık'tan çıkan 'Foto Galatasaray, Studio Practice by Maryam Şahinyan' adıyla kitaplaştırıldı. 3 yıl süren bu çalışmanın ardından Şahinyan Arşivi, 22 Kasım 2011- 22 Ocak 2012 tarihleri arasında, Karaköy'de, SALT Galata'da meraklılarıyla buluştu. Serginin son gününde, yüzlerce insan 'Maryam'ın objektifine yansıyan kareler arasında acaba, annemi, babamı, dedemi, teyzemi ya da kendimi bulabilir miyim' umuduyla geldi. Aradığını bulan da oldu, bulamayan da...

GEÇMİŞİN İZİNİ SÜRDÜLER

Hangi facianın Kurbanları?

Ali Cihanoğlu emekli bir bankacı, Aydın'da yaşıyor. Onu SALT Galata'ya götüren şey 1951'de Şahinyan'ın çektiği anne ve babasının düğün fotoğrafı olmuş. Cihanoğlu'nda fotoğrafın bir benzerinin basılmış hali var. Serginin açıldığını duyunca 'Acaba farklı pozu da bulabilir miyim' diyerek soluğu İstanbul'da alan Cihanoğlu'nun dileği gerçek oldu ve annesi Belkıs'la babası Nihat'ın fotoğrafını arşivde bulabildi.

Cihanoğlu'nun aklını esas kurcalayan fotoğrafsa İzmir'de aile fotoğrafları arasından çıkan ve arkasında 'Bir facianın kurbanıyız' yazılı not bulunan 1940 yılına ait bir aile fotoğrafı. Fotoğraf acaba kimlere aitti? Ailenin başına ne gelmişti? 1924-1050 yılları arasında Trabzon ve Aydın Milletvekilliği yapan Yüksek Mühendis Mithat Aydın'a gönderilen bu fotoğrafın peşine düştüğünü söyleyen Cihanoğlu, Şahinyan arşiviyle ilgili 'Tarihi belge niteliği taşıyor. Birbirini uzun süre görmeyen insanlar olmayacak bir şeyi bu arşivde bulabiliyor. Babasına, annesine, teyzesine ya da akrabasına ulaşmak heyecan veriyor' dedi.

YOLU STÜDYODAN GEÇENLER


Kimler gelip geçmiyor ki Şahinyan'ın objektifinden. Katolik din görevlileri, Ermeni rahibeler, Bat Mitzvaha (Ergenlik töreni) giren Musevi çocuklar, hatıra fotoğrafı çektiren Rum kızlar, Bolşevik Devrimi'nden kaçıp İstanbul'a sığınan Beyaz Ruslar, opera sanatçıları, eşcinseller, müzisyenler, göçlerle İstanbul'u mesken tutan taşralılar...Ve tanıdık bir isim. Türk sinemasının ilk kadın yönetmeni ve ilk kadın yıldızı Cahide Sonku...

FOTO GALATASARAY ONUN HAYATIYDI


Uzun yıllar Fransa'da yaşadıktan sonra Türkiye'ye yerleşen Şahinyan'ın yeğeni müzayedeci -galerici Christine Tarpin, teyzesini anlattı: 'Çok küçüktüm. Her yaz İstanbul'a geliyorduk. Hikayelerini, yaşadıklarını anlatırdı. Mesleğini çok severdi. Son zamanlarında Parkinson hastalığına yakalanmıştı. Fotoğraf çekemiyordu. Fotoğraf çekilmeyi sevmezdi. Çok az fotoğrafı var. Başkalarını çekmeyi severdi. 1994'te aramızdan ayrıldı. Çocuğu yoktu evlenmemişti. Foto Galatasaray onun hayatıydı.'

SERGİNİN FORMATI: Sergİnİn bir bölümünde Serttaş'ın negatifleri temizlerken kullandığı aparatlar, kimyevi maddeler ve temizlik sırasında kullandığı 200 bin adet pamuğun gösterildiği bir camekan yer alıyor. Karşısındaysa dev ekranda Serttaş ve Aras Yayıncılığın Sahibi Yetvart Tomasyan çalışmanın sosyolojik ve teknik çözümlemeleri anlattığı kısa filmler gösteriliyor. Serginin bir başka interaktif bölümü de dev arşivin insanlar ile buluşmasın olanak sağlayan bilgisayar sistemi. İnsanlar bu sistemde aradıkları fotoğrafları tarıyor. Karanlık odada da ekranlara yansıtılan fotoğrafların slayt gösterimi yapılıyor.

56 YIL ÖNCE ÇEKİLEN FOTOĞRAF

Şahinyan'ın siyah beyaz kareleri arasında zaman yolculuğuna çıkanlardan birisi de özel bir şirkette genel müdürlük yapan 58 yaşındaki Sarkis Çadırcıoğlu'ydu. Çadırcıoğlu yaptığı tarama sonucunda bulduğu çocukluk fotoğrafıyla büyük heyecan yaşadı. O da çocukluğuna dönenler arasında yer aldı. 2 yaşındayken Şahinyan'ın objektifinin karşısına geçen Çadırcıoğlu, başka kareler de bulmak ümidiyle ekrana kilitlendi. Çadırcıoğlu ile Şahinyan akraba. Çocukluk yıllarında Şahinyan'ın kendisini çok sevdiğini anlatan Çadırcıoğlu, '1956 yılına ait bu kare bir dönemi yansıtıyor. Çocukluğum Kurtuluş'ta geçti. Benim de yolum o yıllarda pek çok kişinin geçtiği gibi Foto Galatasaray ile kesişti. Bu unutulmaya yüz tutmuş karelerin tarihin tozlu raflardan çıkarak günümüzü aydınlatıyor olması bizleri mutlu etti' dedi.

ÇOCUKLUĞUNA DÖNDÜ


Şahinyan'ın 1970'li yıllarda düğün sonrası çektiği fotoğraflardan birini ilginç kılan pozda yer alan kız çocuğunun o anın peşine düşmüş olması. 50 yaşındaki Feryal Salehi, fotoğrafta solda duran küçük kız. Sadece kendi fotoğrafını bulmakla kalmadı aynı zamanda yolları Şahinyan ile Büyükada'da kesişen annesiylededesinin de fotoğraflarını buldu. Salehi, Şahinyan'ın Büyükadada oturduğu yıllarda yazlıklarında kiracı olarak bir süre yaşadığını anlatıyor. Salehi, 'Çok özel bir insandı. İşini çok severdi. Profesyoneldi. Stüdyosunda bir tarihe şahitlik etti. Fotoğraflara bakarken 'ne kadar çok değişmiş her şey' diyorsunuz. Bu çalışma tabi” ki son derece detaylı ve zor. Ancak insanların bir zamanlar çekilmiş ve unutulmuş karelerinin yeniden canlandırılmış olması büyük bir tarihi değer taşıyor. Şahinyan'ın fotoğraf kareleri bizlere geçmişten geleceğe ışık tuttu' diyor.

ZAMAN TÜNELİNE GİRMİŞ GİBİYİM

İstanbul Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği 1'inci sınıf öğrencisi Cansu Ceylan da geçmişin izini sürenlerden. Ceylan, röntgen mütehassısı dedesi Ayhan Berkman'a ait bir fotoğraf aradı. 2001'de hayata gözlerini yuman Berkman'ın gençliği İstanbul Erkek Lisesi'nde geçmiş. Dedesinin yolunun Şahinyan'la kesişmiş olma ihtimali üzerine binlerce fotoğrafın arasından nostaljik bir kare arayan Ceylan, 'Fotoğraflarda Türkiye'nin geniş bir profilini bulmak mümkün. Eskiye gittikçe insanların çok daha kılık kıyafetlerine dikkat ettiklerini hatta özendiklerini görebiliyorum. Günümüz Türkiye'sine baktığımızda ise bu geçmişten eser yok. Sanki zaman tüneline girmiş gibiyim' diye konuştu.

HEP İYİLİK MELEĞİNİ OYNUYORUZ


Kısa filmlerden birisinde Aras yayıncılığın sahibi Yetvart Tomasyan şöyle konuşuyor: 'Şahinyan'a kadın gözüyle bakmamızda fayda var. Erkek egemen bir toplumda bu işi yapmayı başardı. Maryam 6-7 Eylül olaylarını gördü, varlık vergisini gördü, Ermeni sanatkarlar ve esnaflar müşterilerine karşı hep iyilik meleğini oynadılar, oynadık,
oynuyoruz. Çünkü biz birinci sınıf vatandaş ve yurttaş değiliz. Bu korku nesilden nesile aktarıldı, öğretilmedi zaten.


Kaynak: AKŞAM - Bülent Şanlıkan 29.01.2121
Foto Galatasaray yazı dizisi 1. Bölüm: Ortak Hafızanın Fotoğraf Albümü

26 Ocak 2012 Perşembe

HABERTÜRK / 1GÜN

26.01.2012 Tarihinde HABERTÜRK'te yayınlanan 1GÜN Programı'nı BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ

YORUMSUZ: Bedri Baykam'dan Rakel Dink'e mektup

Bedri Baykam'ın 24 Ocak 2012 tarihli Cumhuriyet makalesini kelime virgül oynatmadan paylaşıyorum, yorumsuz.

SN RAKEL DİNK VE AİLESİNE AÇIK MEKTUP


Sayın Rakel Dink, size bu satırları Uğur Mumcu’nun ölüm yıldönümünde yazıyorum. Bildiğiniz gibi, rahmetli eşiniz Hrant Dink dışında, öldürülen bir çok yazarımız oldu. Atatürkçü veya farklı kimliklere sahip değerli insanlardı. Bu saldırılardan tesadüfen kurtulan tek isim ben oldum. Bu cinayetler hakkında, hem bir çok arkadaşımı kaybettiğim, hem de hedef olduğum için, uzunca düşünme fırsatım oldu, özellikle sizin “bir bebekten bir katil yaratmak”la ilgili sözleriniz üzerine…

O menfur suikast günü, kara haberi öğrenir öğrenmez Agos gazetesine gelmiştim. Gerek gazetedekilere, gerek basına bu alçak cinayet hakkında tepkimizi kendim ve temsil ettiğim kurumlar adına bildirdim. Fakat ne yazık ki, o gün bazı densizler demeç verirken ve daha sonra cenazede bana laf atmışlardı!. Sanki benim ve temsil ettiğim ideolojinin herhangi bir suçlanacak noktası varmış gibi! İşi büyütmedim, çünkü eşinize son görev yapılırken o ortam, 3-5 haddini bilmezin kuru gürültüsüyle kirletilemezdi. Ürettikleri zavallı dedikodulara gelince, hiçbir zaman eşinizin 301 davasında ona hakaret edenler arasında olmadım. Zaten o davalara gitmedim. Maalesef o davalar vesilesiyle her ulusalcıyı, hatta her Atatürkçüyü aynı sepete atarak karalama merakı o günlerde başladı. Orhan Pamuk yargılanırken bu davanın gereksizliğini anlatmak için yazmış ve onun davasına gitmiştim. Bu farklı verileri istedikleri sahte imajı elde etmek için harmanlayan utanmazların medya kirletme taktiğiydi bu.

Eşinizle yakın görüşmüyorduk, ama entelektüel saygılı diyalog çerçevesinde bir ilişkimiz vardı. Atölyem de daha önce bir Ermeni Vakfı binasındaydı ve kendisi orada beni ziyaret etti. Birçok TV tartışmasına katıldık, hepsi son derece uygarca geçti. Hrant yaşasaydı Fransa’nın özürlü anti-demokratik kararına daha önce yaptığı gibi karşı çıkardı. Demokrasi kültürü almış, güzel bir insandı.

Dink davasında hakimin “Örgüt olmadığına” dair kararı, vicdanı olan herkesi isyan ettirdi Rakel Hanım. Eşinizin ölüm yıldönümünde yürüyenler de bu vurguyu doğal olarak yaptılar. Çünkü bu cinayetin her noktası tersini bağırıyordu. Ancak bunun üstüne bir de öyle rahatsız edici bir vurgu yaptılar ki, bu sefer vicdanlar farklı sızladı. Dink cinayetini o anlamsız-belirsiz “Ergenekon” sözcüğüyle birleştirmek, gözümde gerek eşinize, gerek onca başka gerçek aydına bir büyük hukuk tecavüzüydü. Bu cinayette örgüt var demek, önümüze konulacak her gerçekötesi senaryoya “evet” demek olamaz. Akıl var, mantık var. Dinci, aşırı milliyetçi, baskıcı, aşırı sağ gruplarla, onlarla hem siyasi aidiyet, hem ideoloji, hem laiklik, hem yaşam tarzı olarak 100% ters ve hatta karşıt düşen Atatürkçü, sol, ulusalcı gruba ait kişileri aynı kanıtsız dev “Ergenekon” şemsiyesi altında toplamak mümkün mü? Bu gruplar arasında görüntü olarak belki tek ortak payda Türk bayrağını sevmeleri ve çoğunlukla “soykırım” iddialarını kabul etmemeleri. Bunlar üzerinden mantıklı bir insan bu gruplara “ortak” gözlükle bakabilir mi? Samast, Tuncel ve Hayal’in ait oldukları geçmiş, ideoloji, parti nerede, Balbay, Haberal, Özkan, Perinçek gibi isimler nerede?

Sayın Dink, biraz empati rica ediyorum: Mesela kendinizi biraz da Sayın Gülşah Balbay’ın yerine koyun. Mesela Balbay, Haberal, Özkan, Perinçek, ve Soner Yalçın’ın aileleri, çevrenizdeki insanlar, Sayın Karin Karakaşlı, Dink cinayetinde “Ergenekon” adını telaffuz ettiğinde, ne düşünüyorlardır? Barışı bu ülkede böyle mi tesis edeceğiz? (Eşinizin 301 davasına gelerek aleyhine duruş sergilemiş olarak adı geçenlerin bile, tetikçilerle bağı olduğu bilgisine rastlamadım hiç) Sanki Dink ailesi “yetmez ama evet”çilerin kuşatması altında Rakel Hanım. Onların bugünkü yargıdan şikayetleri size ne derece inandırıcı geliyor bilmiyorum. Çevrenizde bugün yargıya çok güvenen fazla insan var mı? Her fikre inanabilirsiniz. Ama bence eşinizin aziz hatırasını, bu ülkede o referandumdan sonra mahcubiyet içinde yıllarca kıvranmaya devam edecek bir gruba indirgemek çok yetersiz kalır.Son olarak: Aydınlık’ın genel yorumlarından hiç haz etmeyebilirsiniz. Ama çok net ve somut verilerle Dink cinayetinin “F-Tipi Gladyo” ile ilişkisini ortaya koyuyorlar. Naçizane önerim, sizin ve avukatınızın önyargısızca kendileriyle görüşmeleri ve bu ciddi belgelere dikkatle eğilmeleri. Belki bu buluşma, insaf ve mantık duygularını yok eden sözünü ettiğim iddialarla aranıza biraz mesafe koyabilir. Bu ülkede davası ne yazık ki tutarsızlıklarla dolu tek dosya eşinizin ki değil Sn Dink dayanışma, adalet adına beraberce yaşama geçirilmeli.

Saygılarımla.

25 Ocak 2012 Çarşamba

MEA / Porsche and Bullet Holes

Porsche and Bullet Holes / Part 1 - 91X121cm (hologram) 2010
Porsche and Bullet Holes / Part 2 - 40X60cm 2010


Middle East Airlines@ArtSümer






MEA / Self Portrait

Self Portrait 70X42X40cm (mixed media sculpture) 2011
Anti-Lebanon Mountains
22 November 1943


Middle East Airlines@ArtSümer



MEA / Raffination

Raffination
23X10X10cm (2 pieces) 2008-2009


Middle East Airlines@ArtSümer