Ve bitti.
Geriye Rakka sokaklarında 'raks' edeceğimiz bir gelecek kaldı. Hangi şarkıdan başlasak?
En başa döneceğim, 20’li yaşlarının başındaki şaşkın Tayfun’u arayıp bulacağım aynı sokaklarda, dünyadaki yerini benden başka kimsenin bilmediğini sandığım köy ve kasabalara döneceğim, derken bütün dünyanın canlı yayınlardan takip etmeye başladığı o yorgun köy ve kasabalarda, haritadan sonsuza dek silinenler de dahil, ve yüksek sesle şimdi ben bağıracağım; “Suriye Cennet Cennet”
Suriyelilerin ilk özgürlük şarkısıydı “Cennet Cennet”, Reda al-Khayata’nın 80’li yılların başında seslendirdiği bu pop melodi, 2000’li yılların başında meydanlara inen Suriye direnişinin ortak sesine dönüşmüştü. Türkiye’ye giriş yapan yüzlerce Suriyeli röportajlarda istisnasız aynı şeyi söylediler; “Cennet Cennet”. Bu aynı zamanda bir direnişin şifresiydi.
Oksimoron medya yıllarca Suriyelilerin "Cennet" ifadesini Türkiye için kullandıklarını, Türkiye'de cennet gibi hayatlar sürdüklerini, muhteşem yaşamlarını cennet ifadesiyle taçlandırdıklarını iddia eden yayınlar yaparak alay etti ve toplumu kışkırttı.. Türkiye onlar için direnişin ikinci kalesiydi, "Cennet" ifadesi ortak bir siyasi tezahürden ibaretti.
Hayatlarını, ailelerini, evlerini, işlerini, sevgililerini, mahallelerini kaybetmiş yüzbinlerce aç ve susuz insan yaşadıkları kabusa rağmen on yıllarca bize aynı şeyi fısıldadılar; "Cennet". Bir toplumu ayakta tutmak için bundan daha doğru bir şifre olabilir mi?
Kim diyebilirdi ki Levant'ın ızgara planlı otantik şehirleri dünyanın en ironik tasavvurlarından birine dönüşecek, şifresi "Cennet" olan bir direniş, yüzyıllar geçse unutulmayacak bir kalp sızısına... Hayatım boyunca hiçbir yer Suriye kadar kalbimi kırmadı.
Şükürler olsun.
Şimdi o direnişin bütün kaleleri kazanıldı.
Suriye sonsuza dek Cennet kalsın, bağnazlık uzak olsun dilerim. Geçtiğimiz 15 yılda kendi adıma Suriye'den çok şey öğrendim, öğrendik diyelim.. Bir de Türkiye Cumhuriyeti ciddi bir devlettir, kıymetini bilelim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder