16 Eylül 2009 Çarşamba

I Love You!





Departing from ‘a search for roots in present-day conditions and etymology’, Tayfun Serttaş’s installation titled ‘I Love You!’ creates a comparative language between two different personal experiences. The relationship the artist establishes via two ‘identical’ tomb images pertaining to his history of production questions with a pointed and acute discourse the context of radicalization borne out of continuing debates on identity in Turkey.

The tomb-sculpture titled ‘For Sabiha Gökçen’ designed by the artist in 2007 features the engraved inscription in Armenian, Kezi Gı Sirem (I Love You). Hrant Dink’s article titled ‘The Secret of Sabiha Hatun’ dated February 2004 became the first link in a chain of events that led to one of the most appalling assassinations of recent history. A disturbing provocative effect was created by a report on Gökçen’s family history, initially expected to be seen in no further light than simple news value.

The sculpture ‘I Love You’ was based on a note the artist took about the depressive mood he suffered following the assassination of Hrant Dink on January 19. Sabiha Gökçen once said the words Kezi Gı Sirem (I Love You) in Armenian to her friend Pars Tuğlacı to crown the love she felt for him, and this incident serves as a belated reply of conscience from the lips of Gökçen to the ongoing collective schizophrenia of origins.

The documentary work titled ‘My Grandfather’s Garden,’ is a drawing made by the artist when he was 12, and is positioned at a distance to the sculpture. The experience of witnessing the Armenian tombstones preserved in his grandfather’s derelict home in Anatolia which the artist only visited three times in his life operates as a personal connection to the date 19 January 2007. The tombstone belongs to ‘Hacı Ğazar Mıkhalyan’ as it is clearly legible from the upper part of the drawing, but the rest of the stone is mostly illegible. The words that can be discerned include Toğuts (he left), Zgin (to his wife), Sepagan (estate), Nnçe (lies/sleeps) and Dan (his house). The marble block dated 1887 continues to be ‘preserved’ in the artist’s grandfather’s derelict home along with other similar remains.

The connection established between two works from different periods, ‘For Sabiha Gökçen,’ and ‘My Grandfather’s Garden’ brought together under the title ‘I Love You!’ departs from the political conjuncture of the present day to focus on the continuity of the past.

13 Eylül 2009 Pazar

9 Eylül 2009 Çarşamba

Dedemin Bahçesi


Tayfun Serttaş’ın ‘günümüz şartlarında köken arayışı ve etimoloji’ başlığından yola çıkarak kurguladığı ‘Seni Seviyorum!’ isimli enstalasyonu, iki farklı bireysel deneyim arasında karşılaştırmalı bir dil yaratıyor. Sanatçının üretim geçmişine dair iki ‘özdeş’ mezar imgesi üzerinden kurduğu ilişki, Türkiye'de süregiden kimlik tartişmalarinin doğurduğu radikalleşmeyi keskin ve mesafeli bir dille sorguluyor.

Sanatçının 2007 senesinde projelendirdiği ‘Sabiha Gökçen için’ isimli mezar heykeli üzerinde Ermenice olarak Kezi Gı Sirem (Seni Seviyorum) yazıyor. Hrant Dink’in 2004 Şubat’ında ‘Sabiha Hatun’un Sırrı’ başlığıyla kaleme aldığı yazı, yakın tarihin en acı verici cinayetlerinden birine zemin hazırladı. İlk etapta magazin değeri dışında önem taşımaması beklenen bir akrabalık haberinin, ilerleyen günlerde ülke gündeminde yarattığı provakatif etki tedirgin ediciydi...

19 Ocak sonrası, sanatçının geçirdiği çöküntüye dair bir not üzerinden heykelleşen ‘Seni Seviyorum’, internet karşısında rastlantısal olarak tanıklık edilen bir anıya dayanıyor. Sabiha Gökçen’in, dostu Pars Tuğlacı’ya duyduğu sevgiyi taçlandırmak amacıyla birgün ona Ermenice olarak Kezi Gı Sirem (Seni Seviyorum) dediği bir hatıranın anlatısı, yaşanmakta olan köken şizofrenisine geç kalınmış bir vicdani cevabı Gökçen’in ağzından veriyor.

Sanatçının - bir dipnot olarak - heykelin uzak bir noktasına konumlandırdığı ‘dedemin bahçesi’ isimli belgeleyici çalışma ise 12 yaşında yaptığı bir çizime ait. Yaşamında yalnızca üç kez gördüğü, Anadolu’daki metruk dede evinin bahçesinde korunan Ermeni mezar taşları ile yaşadığı deneyim, 19 Ocak 2007 tarihiyle arasında bireysel bir köprü işlevi görüyor. Çizimin okunaklı üst bölümünde açık olarak ‘Hacı Ğazar Mıkhalyan’a ait olduğu anlaşılan mezar taşının geriye kalan büyük bölümü okunamıyor. İlerleyen kelimelerde, okunabildiği kadarıyla Toğuts (bıraktı), Zgin (karısına), Sepagan (mülkü), Nnçe (yatıyor/uyuyor) ve Dan (evi) ifadeleri yer alıyor. 1887 tarihli mermer blok, benzer kalıntılarla birlikte dedeye ait metruk evin bahçesinde ‘korunmaya’ devam ediyor.

‘Sabiha Gökçen için’ ve ‘Dedemin Bahçesi’ isimli iki farklı döneme ait çalışma arasında kurgulanan bağlantı, bir üst başlık olarak ‘Seni seviyorum!’; bugünün siyasal konjonktüründen yola çıkarak geçmişin sürekliliğine odaklanıyor.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Türkiye'den videolar Berlin'de! Anlatının Tamamlanamazlığı, video gösterimi!


Berlin'in önemli sanat mekanlarından biri olan, e-flux'ın 2006 yılında Platz der Vereinten Nationen 14a adresinde açtığı, o günden beri sayısız gösterim ve seminere ev sahipliği yapan "The Building", 25-26 Ağustos tarihlerinde izleyici ile buluşacak "Aufwiedersehen Berlin! / Hoşçakal Berlin!" isimli program ile kapanacak.

Kapanış programında ayrıca " Anlatının Tamamlanamazlığı" isimli 1 saatlik, Temps mort kavramı etrafında
Aslı Çavuşoğlu, Burçak Kaygun, Erinç Seymen, Helin Anahit ve Tayfun Serttaş'ın eski veya yeni işlerinden oluşan bir video seçkisi de bulunuyor..


Temps mort, postdiegetic sinemasal mekanı tanımlar ve ona asılı kalır; “asil” olay bittikten ya da geçtikten sonraki ana dayanır.

Bu gösterim, bir dizi video aracılığıyla, "yeni medya" videoya yeni perspektifler sunmayı amaçlıyor. Aykan Safoğlu’nun moderasyonuyla gösterilecek bu videoların hepsi sinemasal dilin modernist anlayışıyla çözümlenebilir. Peki çağrıştırdıkları herşeyi de modernist bir diyalektik sayesinde okuyabilmek mümkün mü? Temps mort kavramı vesilesiyle bu video anlatılarını inceleyip, bu anlatıların imgenin ölebilirliğini görmezden gelebilmek için yeni olanaklar sağlayıp sağlayamadıklarına bakacağız.


Gösterim ile ilgili daha detaylı bilgi için irtibata geçeblirsiniz.


http://www.e-flux.com/shows/view/7084


görsel kredileri:


Çekim # 1, Erinç Seymen, 2006

Sevgili Seyirciler için Küçük Bir Gezi Programı, Aslı Çavuşoğlu, 2009

Sus, Sessiz ol, Helin Anahit, 2008

İnce Buz Üzerinde, Burçak Kaygun, 2008

Öteki ve Ötesi, Tayfun Serttaş, 2005

22 Ağustos 2009 Cumartesi

incompleteness of the narrative


This screening is an experiment with a set of videos, which aims to bring new perspectives into the so-called new medium video. All of the videos, those will be screened in 30 minutes with the moderation of Aykan Safoglu, can be subject to a modernist understanding of the cinematic language. Is it really possible to read all their associations through a modernist dialectic? In the light of the term temps mort, we will have the opportunity to examine these video narratives, whether they have a potential to assign new possibilities of reading the image in order to overlook the deadness of it.

The temps mort defines and lingers upon postdiegetic cinematic space; it rests upon a scene after the "main" action has finished or has moved on:

As space and time are so formally and thematically connected in cinema, it is also obvious to say, that the medium video shares this same characteristic of cinema.

When the people have left the frame, the action fades away, leaving us with a non-anthropocentric image of the world. The “dead time” description is in at least one sense misleading. It is not time, or space, which is dead; these violent primordial forces are never more alive and devastating than at such moments. Where are those moments in the contemporary video art?

We will try to examine the videos of Asli Cavuşoğlu, Burçak Kaygun, Erinç Seymen, Helin Anahit, Tayfun Serttaş, and Yaratıcı Direniş, through the lens of Deleuze's philosophy, whereas the modernist language to interpret the video may also be deconstructed.


Wednesday, 26 August 2009
Time:
20:00 - 21:00
Location:
the building
Street:
platz der vereinten nationen 14a
Town/City:
Berlin, Germany

18 Ağustos 2009 Salı

Geçersiz Sebep/Yeterli Neden - Unsound Reason/Adequate Cause




Sanatçılar: Gökçen Cabadan, Aslı Çavuşoğlu, Gökçe Çelikel, Nazım Hikmet Richard Dikbaş, Mert Öztekin, Tayfun Serttaş, Güneş Terkol

NON'ın açılış sergisi "geçersiz sebep / yeterli neden", muhakeme yeteneğimizin dönüşümünü farklı tarihi dönemlerde, yetişkinlik süreçlerinde, bazen iç gözlemlerle, bazen majör açılımlarla ele alan 7 işi bir araya getiriyor.

Gökçen Cabadan "hepimiz et ve kanız" adlı enstalasyonunda, herhangi bir sağlık ansiklopedisinde karşılaşabileceğimiz, yüz derisinin bir kısmı soyulmuş mükemmel görünüşlü bir çocuğun portresini ve saldırgan bir ifade verilmiş olan doldurulumuş bir gelinciği bir arada bize sunuyor. Aslı Çavuşoğlu, 18 "komik" videodan oluşan işinde, başkalarının ızdırabına gülmek üzerine kurulu güldürü videolarının baş rollerinde oynayarak karşımıza çıkıyor. Gökçe Çelikel, tablosuna kendi model oluyor ve ergenlik çağını çağrıştıran puantiyeli çorap, sahte inciler ve koyu renk fondöten ile poz veriyor. Nazım Hikmet Richard Dikbaş, yaratma sürecinin doğuş anına dikkat çekmek üzere yola çıktığı "9 Araba Bekliyor" adlı yerleştirmesinde bu zamansal, çok katmanlı ve sürekli kendini tekrar eden yapıyı haritalayan bir mekan kuruyor. Mert Öztekin, niçin Roma İmparatorluğu'nda yaşamış insan sayısından daha fazla insanın Roma İmparatorluğu konulu filmlerde oyunculuk yapmış olabileceğini araştırıyor. Tayfun Serttaş "Seni Seviyorum" adlı heykelinde, Sabiha Gökçen üzerine üretilen etnisite tartışmasının, yakın tarihimizin en acı verici cinayetlerinden birisine uzanan öyküsünü keskin ve mesafeli bir dille sorguluyor. Güneş Terkol, kreşte çekilmiş bir fotoğrafından yola çıkarak yaptığı "kendilerine değil birbirlerine" adlı işinde Yerli Malı Haftası meyvelerinden yapılmış maskelerin altındaki çocukların bakışlarındaki şaşkınlığı izleyici ile paylaşıyor.
--------------------------------------------
Artists: Gökçen Cabadan, Aslı Çavuşoğlu, Gökçe Çelikel, Nazım Hikmet Richard Dikbaş, Mert Öztekin, Tayfun Serttaş, Güneş Terkol

NON’s opening exhibition “unsound reason / adequate cause” brings together 7 works that trace the transformation of our judgment skills with introspections and major openings into different historical ages and the processes of adulthood.

In his installation titled “we are all flesh and blood”, Gökçen Cabadan combines a standard image from a health encyclopaedia, the portrait of a seemingly perfect child with a section of his facial skin peeled off to reveal the inner structure of the section, in juxtaposition with a stuffed weasel in an attacking posture. Aslı Çavuşoğlu stars in all the 18 “funny” videos her work is composed of, which are based on the idea of schadenfreude, or laughing at other people’s suffering. Gökçe Çelikel becomes the model of her painting and poses with dotted tights, fake pearls and dark foundation, suggesting adolescence. Nazım Hikmet Richard Dikbaş’s installation 9 Coaches Waiting sets out to focus on the moment of genesis in the creative process, constructing a space mapping this temporal, multilayered and repetitive structure. Mert Öztekin investigates how a higher number of people than the population of the Roman Empire itself managed to star in films based on the Roman Empire. In his sculpture titled “I Love You”, Tayfun Serttaş’s sharp and remote discourse interrogates the story of how a discussion on ethnicity about Sabiha Gökçen led to one of the most painful murders of our recent history. In her work titled “not for themselves but for each other”, based on a photograph of the artist at nursery, Güneş Terkol shares with the viewer the surprised look on the children’s faces, hiding behind masks made of fruit for the Home Produce Week.