1 Mayıs 2018 Salı

"FLASHBLACK: Instagram Çağına Meydan Okuyan Fotoğraflar" / Pınar Tarcan - Bianet





FLASHBLACK: 
'Instagram Çağına Meydan Okuyan Fotoğraflar'

Pilevneli Galeri'de açılan Tayfun Serttaş'ın "FLASHBLACK" kadın stüdyo fotoğrafçısı Maryam Şahinyan'ın arşiviyle Instagram çağına meydan okuyor.

Pınar TARCAN

Tayfun Serttaş, "FLASHBLACK" isimli son kişisel sergisiyle bizleri stüdyo fotoğrafçılığı gibi erkek tekelindeki bir mesleği 60 sene boyunca sürdüren Maryam Şahinyan'ın arşivine davet ediyor. Pilevneli Galeri'deki sergi, içindeki yaklaşık 11 bin kare fotoğrafla yıllar öncesinden bir Instagram profilini gezmek gibi. Daha duru, daha katmanlı, daha gerçek ifadelerle ama... Zaten konuştuğumuzda Tayfun Serttaş da bundan bahsediyor, "az önce bir profilden bahsettik, 50 bin takipçisi var instagram'da ama berbat bir hayatı var. Sabah uyanıp metroyla Zorlu Center'a gidip Louis Vuitton'un kapısında fotoğraf çekip instagram'a koyuyor. Gün içerisindeki en büyük mesaisi yaşamadığı bir hayatı yaşıyormuş gibi fotoğraflamak. Böyle bir nesil var artık, simülasyon ve gündelik gerçeklik arasındaki parametreleri kaybetmiş."

"Arşivde ise öyle değil, bu fotoğraflar onların gündelik gerçekliklerini temsil etmek üzere kurgulanıyordu. Bu kadar duru bakamıyoruz objektife artık. Ağzımız, gözümüz yamuluyor. Çünkü artık fotoğraf simülasyonu hedefliyor, temsil ile ilişkimiz belki de hiç olmadığı kadar problemli". Sergiyi sadece azınlıkların yaşam tarzını yansıtan bir arşiv olarak görmeyen Serttaş, bunun seküler bir arşiv olduğunu söylerken "Gezi'den sonra bu arşiv başka bir önem kazanıyor. 2011'de bu arşivi ilk kez kamuya açtığımızda yaşam tarzımız gasp ediliyor diye sokaklara dökülmemiştik henüz" diyor. Bahse mevzu 'yaşam tarzı' aynı zamanda bu arşivin en belirgin özelliği. O dönem gündelik yaşam sosyolojisi üzerine kurduğumuz söylem eminim ki bugün çok daha anlaşılır, çok daha içselleşmiş durumda.

Sosyal antropoloji geçmişiniz var. Burada da 60 yıllık bir azınlık arşivi. Bu geçmiş çalışmaya nasıl yansıdı?

Ağırlıklı olarak kent antropolojisi çalıştım ve bu alanda çalışırken de İstanbul'un tarihsel ve toplumsal katmanları üzerine yoğunlaştım. İstanbul çok katmanlı bir kent. İçerisinde birçok ara yüz var, istersek görebileceğimiz, istemezsek hayatımız boyunca tanık olmadan buradan göçüp gidebileceğimiz.

Benim eşelediğim alan daha çok azınlıklarla ilgiliydi. Ne kaldı, ne gitti, elde ne var. Toplumsal demokrasi de dediğimiz tartışmayı buradan nasıl okuyoruz. Bu konular üzerine çalışmaya başladığımda ne 19 Ocak olmuştu, ne de Gezi olayları olmuştu. Sonra tüm Türkiye bu konuları tartışmaya başladı. Çok talihsiz olaylar yaşandı, çok hayırlı tartışmalar açıldı, ama hala kafamız çok karışık. 2009'da "Stüdyo Osep" bir sanat galerisine çektiğim ilk arşiv projesiydi. 2011'de de Foto Galatasaray'ı kamuya açtım. Bu ikinci büyük arşivdir.

O zaman Maryam Şahinyan fotoğraflarıyla tanışmanız o yıllara denk geliyor.

Bu işin arka planı üç yıl. 2009'de girdik atölyeye, 100 bini aşkın negatif filmi inceledik, tabaka dediğimiz cam levhalar var. Her bir tabaka filmin tek tek temizliği, dijitalizasyonu, sonrasında dijital restorasyon ve kataloglama gibi son derece titizlik gerektiren bir süreç. Üç yıl içerisinde 40'a yakın asistan proje için dönüşümlü olarak çalıştı. Bu gördüğünüz her bir imaj neredeyse baştan yapıldı. Bunlar bize bu şekilde gelmedi, her bir filmin görselleştirilmesi neredeyse fotoğrafı çekmek kadar, hatta bazen daha zorlu bir mesai gerektiriyor.

Bu sergi özelinde 100 bini aşkın imajdan 11 bin adet seçtik. 11 bin kare fotoğrafa aynı anda bakmamızı mümkün kılan bir sergi daha hatırlamıyorum. 11 bini aşkın imaj ilk defa izleyiciyle yüzleşecek. 

"Gezi'den sonra bu arşiv daha da önem kazandı"

Gezi'den sonra bu arşiv başka bir önem kazanıyor. 2011'de bu arşivle ilk çalışmaya başladığımızda biz yaşam tarzımız gasp ediliyor diye sokaklara dökülmemiştik henüz. Burada yaşam şekillerinin temsili var ve bu insanlar size bu yaşam şekliyle bir şey anlatıyor. Eteğinin boyuyla, bazen bacak bacak üstüne atmasıyla, bazen şapkasının modeliyle. Senin bugün hayatta takıp kapıdan çıkamayacağın şapkalar var burada.

Diğer yandan bugünkü çoğunluk, azınlık fikriyle daha haşır neşir oldu Gezi'den sonra. 2011'de bakıldığında bu arşiv daha "a onlar"dı. Bugün bakıldığında biraz daha "bize" döndü bu konu. Çünkü bugün kendini hiç azınlık hissetmemiş gruplar kendini azınlık hissetmeye başladı. Bugün herkes azınlık fikri üzerine daha fazla kafa yoruyor, herkes kendini ister istemez aynı hissiyatla baş başa buluyor.

Sen de bugün sarı saçlarınla azınlıktansın çünkü. Hepimiz biraz çekildik o tarafa, hepimiz biraz itilip kakıldık. Bunu yaparken de en çok yaşam şekillerimiz dile dolandı. 

Bugün yaşadığımız Instargam çılgınlığı ile buradaki tabloyu nasıl karşılaştırabiliriz?

Bu fotoğraflar olmayan bir şeyi öyleymiş gibi göstermek için çekilmedi. Bu kadınlar bu fotoğrafları aile albümleri dışında belki de hiçbir yerde paylaşmadılar. Bu çift bu fotoğrafı emin ol kendisi için çektirdi. Bu aşk, gerçek aşk.

Bunu okumakla bugünü okumak arasında bir fark var. Bugün belki teknik olarak daha iyisini çekiyoruz ama içinde olan başka bir his yok. O duruluk, kendiliğindenlik. Maryam ne yapmış biliyor musun? Gördüğün hiçbir karenin arşivde bir yedeği bile yok. Hepsinden bir tane çekmiş. Bugün ne yapıyoruz. En az 50 kare çekiyoruz içinden bir tane çıkarabilmek için ve çıkardığımız yine kötü. Yine içimize sinmiyor. Neden? Çünkü öyle bakamıyoruz objektife artık.

"Simülasyon çağı yaşıyoruz"

Şu an bir simülasyon çağı yaşıyoruz. Yaşamadığımız hayatları yaşıyormuş gibi göstermek üzerinden ilerleyen bir süreç var. Buradan onurlu bir hikaye çıkmaz. Az önce konuşuyorduk biri hakkında 50 bin takipçisi var Instagram'da berbat bir hayatı var. Sabah uyanıp Zorlu Center'a gidip Louis Vuitton'un kapısında fotoğraf çekip instagram'a koyuyor. Burada öyle değil, bu fotoğraflar onların kendi gerçekliğiydi. Hiç bu kadar duru bakamıyoruz objektife artık. Ağzımız, gözümüz yamuluyor. Çünkü o simülasyon için bir hedef. Bu fotoğraflarla instagram neslini yüzleştirmek önemliydi.

İkincisi bir diğer başlık sekülerlik. Bu seküler bir arşivdir. Bir kadının fotoğrafla ilgilenmesi, modernizm okuması açısından önem taşır, Cumhuriyet tarihinin birikimiyle yakından ilişkilidir. Bizde her kuşak kendi modernizmini keşfeder ve ölünce de kendi modernizmini yanına alıp gider. Jenerasyonlar arası aktarım sıfır. Bu son 200 yıldır neredeyse böyle. Cumhuriyet de bunu böyle yaptı. Cumhuriyet'ten önceki girişimlerde de bu şekilde.

Şimdiki jenerasyon da bunu kendi imkanlarıyla keşfediyor ama bir önceki jenerasyonun kurgusundan alabileceği çok şey var aslında. Çünkü tam olarak yakalamak istediği şey, aslında aradığı şeyin orijinali yanı başında. Metinde de yazdığımız gibi bu ülkenin çok katmanlı tarihi, aynı zamanda bir önceki katmanı inkar ve yok sayma tarihi. Her yeni gelen modernitenin bir önceki modernitenin tarihini inkar etme tarihi. O inkarlar dizisi bizi bugün buraya sürüklüyor.

Bak bu aile ortadaki koltuğa tek başına çocuklarını oturtuyor, ve kendileri ayakta poz veriyorlar. Altı yedi yaşlarında bir çocuğu koltuğa oturtup yanında poz vermek çok seküler bir tavır, bugünkü kültür en yaşlıyı koltuğa oturtuyor kendi ayakta kalıyor. Stüdyonun seküler kimliği özel olarak bu sergideki vurgularımızdan biri. Maryam bir zümrenin, bir ekonomik grubun fotoğrafçısı değil. Sünnet çocukları, Katolikler, askerler, asker eşleri var. Ermeni, Rum ya da Türk olması mevzu değil, bu insanların buluştukları nokta ortak bir yaşam tarzını benimsemiş olmalarıdır. 

Maryam'ın hem kadın hem azınlık mensubu bir fotoğrafçı olması bu tablonun ortaya çıkmasında önemli mi?

Önemli, bu da ona seküler dünyanın Cumhuriyet döneminin bir armağanı. Bekar bir kadın, o zaman herkes evlenmek zorunda değildi, bugün herkes evlenmek zorunda. 70'lerde de bir sürü yalnız yaşayan insan vardı. Romanlarda, edebiyatta çok önemlidir bu karakterler. Bu da öyle bir kadın. Müzminler denilirdi bunlara, bugün olduğu gibi herkes acilen evlenip üç çocuk yapmak durumda değildi.

Fotoğrafın geçirdiği bütün dönüşümlere rağmen kendi tarzını bozmadığı doğru mu? 

Maryam'da 1985'te çekilmiş bir fotoğrafı 1940'ta çekilmiş bir fotoğrafla yan yana getirdiğimizde aynı teknolojiyi görüyoruz. Aynı mizansen, aynı sandalye ve aynı koltuk. Bugün baktığımızda bu çok sanatsal bir tavırmış gibi okunabilir. 72'de İstanbul'da bütün stüdyolara renkli fotoğraf teknolojisi gelmişti ama Maryam siyah beyaz çalışmaya devam ediyor ve hala giden var ona. (Gülüyor) Müşterisi de biraz kendisi gibi diyebiliriz sanırım...

Bunun nedeni ne olabilir?

Bunun iki nedeni var. Birincisi hayır bu kadın bunu sanat için yapmadı. Bu mekan böyle bir mekan. Bu mekanın ayakta kalması biraz mahremiyetine biraz o kendi zamanını dondurmasına bağlı. Çok bir iddiası yok. 6-7 Eylül'den bile zarar görmüyor. Galatasaray'ın ortasında olmasına rağmen basılıp, yağmalanmaya bile tenezzül edilmiyor sanırım. Hiçbir zaman sokağa açılan bir vitrini olmaması bu açıdan çok belirleyici.

Bu da bir varoluş biçimi. Bunların getirdiği bir avantaj var stüdyoya. Örneğin Bella çok önemli bir arşiv çok büyük zarar görmüştür. 40'lı yıllarda koluna taktığı siyah kolçakları 80'lerde de takmaya devam etmesi, beyaz önlüğünü hiç çıkarmaması, saç şeklini bile hiç değiştirmemesi onunla ilgili bize biraz veri veriyor. Maryam Şahinyan'ın bireysel tercihleri Foto Galatasaray'ı doğruluyor.

Biz Foto Galatasaray'ı İstanbul'un şahane stüdyosu diye ortaya koymadık, tam aksine o orta sınıf kültürünü, "bobo" deriz yani bohem burjuvayı ağırlıyor. Modernizmi çok iyi sindirmiş bir orta sınıf var bu fotoğraflarda. Taşıyıp getirdikleri kültürün belki tek örneği. Çünkü bu ara yüzü konuşmuyoruz. Biz hep şunu konuşuyoruz, modernite sanki bir zenginlik göstergesiydi, bir zümrenin tartışmasıydı. Üç paragraf da olsa Maryam'ı ve onun külliyatını bugünkü kültüre kazandırmak bizim için önemliydi, bu arşiv için ondan bu kadar direttik.

Bizi asıl vuran fotoğraf hayli sıradan çiftin fotoğrafı oldu. Bu adam çok varlıklı bir adam değil aslında, kravatı örneğin, çok alelade gündelik bir fotoğraf ama yan yana geldiklerinde ve yüzümüze baktıklarında bize söyledikleri bir şey var. Bu bizim bugünkü tartışmamızla çok ilgili. Hepsini bir yana bırakalım, bizi asıl vuran o davet fotoğrafındaki şapkalı çiftin sadeliğinde yarattığı şeyi bizim biber gazları altında Gezi'de de savunmuş olmamızdır.

Benim bir insanın fotoğrafına bakıp kimlik giydirme şansım yok. Ama başka bir şeye hak görüyorum kendimde. Onların yaşam kültürleriyle ilgili bir süzgeci var ve ben o kültürün (kimliği, dini, dili hiçbir şeyi hesaba katmadan) devamıyım, bir süreklilik varsa, onların bıraktığı mirastan dolayı var. Bunun da adı modernizm. 

* * * 

Tayfun Serttaş hakkında

Sanatçı, yazar ve araştırmacı (1982). 2000'den bu yana yurtiçi ve dışında birçok akademik projeye katıldı. Kent antropolojisi, toplumsal cinsiyet, ötekinin kültürel mirası, gündelik yaşam sosyolojisi, azınlıklar, post-kolonyalizm, kentsel dönüşüm, göç ve sosyal transformasyon, kültürel stratejiler ve minör politika konularında çalışıyor, üretiyor. Enstalasyon odaklı çalışmaları görsel arşivler, bulunmuş objeler, heykel, video, fotoğraf, sanatçı kitapları ve belgesel temalara dayalı çizimler gibi farklı tekniklerin çok katmanlı birleşiminden oluşuyor. İstanbul Üniversitesi Sosyal Antropoloji mezunu. Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi'nde yüksek lisansını, 'Modernizm ve kültürel temsiliyet olguları bağlamında İstanbul'da fotoğraf ve azınlıklar' çalışmasıyla 2007'de tamamladı. İstanbul, New York, Londra, Paris, Amsterdam, Varşova, Beyrut, Atina, Selanik ve Frankfurt gibi kentlerde sergiler açtı.

 *Pilevneli Sanat Galerisi'ndeki "FlashBlack" sergisi 27 Nisan-26 Mayıs 2018 arasında gezilebilir. 

Kaynak: “FLASHBLACK: Instagram Çağına Meydan Okuyan Fotoğraflar”
by Pınar Tarcan, 28 Nisan 2018, Bianet 

Haber kaynağına ulaşmak için tıklayın 


30 Nisan 2018 Pazartesi

"Geçmişle Yüzleşmek İçin..." / Emrah Kolukısa - CUMHURİYET





"Geçmişle Yüzleşmek İçin..."

Emrah Kolukısa

Tayfun Serttaş’ın ‘Flashblack’ adlı sergisi Maryam Şahinyan’ın stüdyo fotoğraflarını izleyiciyle buluşturuyor. Binlerce fotoğraftan oluşan bu büyüleyici sergiyi Serttaş’ın rehberliğinde gezdik.

Kadın oturduğu yerden objektifin yukarılarında bir yere bakıyor. Başının hemen yanı başında da karton kapaklı bir not defteri tutmuş ve onun üzerinde de küçük bir fotoğraf daha var. Sadece fotoğraf içinde fotoğraf değil bu fotoğrafı tuhaf kılan; ya da bu kompozisyonu akıl etmek de değil, daha çok iki uzak hayatın bu şekilde bir araya gelmesi sanki. Belli ki adam -muhtemelen kocası- ölmüş ve kadın da onu bu şekilde ölümsüzleştirmeye yeltenmiş. Hayat içinde hayat olmuşlar bu fotoğrafta. Geçmiş ve gelecek harmanlaşmış, gözümüzün önünde belirmiş. Kadınsa yukarılara bakıyor, fotoğrafçıya mı, kocasının olduğunu umduğu yere mi, asla bilemeyeceğiz. Ve bunlardan, bu fotoğraflardan binlerce var, on binlerce... Her biri farklı bir hikâye, her biri farklı bir hayal.

1139 kutu negatif

Sanatçı Tayfun Serttaş şu sıralar Pilevneli Galeri’de “Flashblack” başlığı altında sergilenen Maryam Şahinyan’ın fotoğraflarıyla ilk karşılaşmasını 2011’de yayımlanan Foto Galatasaray adlı kitapta şu sözlerle anlatıyor: “Hıdivyal Palas’ın ikinci katında, topu topu on beş metrekarelik bir deponun zemininde, üzerinde kitap kolileri yığılmış halde, yirmi yıla yakın süredir, dokuz büyük koli içerisinde, 1139 kutu dolusu negatif film bekliyordu beni.” 1139 kutu dolusu negatif... Gözümde canlandırmak istesem de beceremiyorum ve bir yandan Tayfun Serttaş ile sergiyi adımlarken bir yandan da söylediklerini dinliyorum:

“Aslında çok iyi bir tasnif yapmış Maryam. Her kutunun üzerine sayılar yazmış ve bunları anlamamız biraz zaman alsa da sonunda çözünce işimiz bir nebze kıolayladı. 1147 yazıyor mesela bir kutunun üzerinde. Bir süre sonra bunun 1947 yılının Kasım ayına ait fotoğraflar olduğunu çözdük ve tüm kutuları kronolojik bir sıraya sokumayı başardık.” Fotoğraflara baktıkça bir zamanlar nasıl da farklı bir dünyada yaşadığımızı anımsıyor ve günümüzün instagram ayarlı görsel dünyasında Şahinyan’ın fotoğraflarının ne anlama geldiğini sorguluyoruz. “Her kuşak kendi modernitesi yeniden keşfediyor” diyerek söze giriyor Serttaş ve devam ediyor: “Yani bir miras, bir birikim değil de her yeni kuşakla yeniden keşfedilen bir şey aslında modernite. O yüzden bu fotoğraflar en çok da ‘Bak bu olmuştu’ diyebilmek için önemli. Bizde jenerasyonlar birbirinden bir şeyler devralarak ilerlemiyor; genelde inkâr ve her yeni katmanın bir öncekini reddedişi söz konusu. Jenerasyonların arasındaki kopukluk çok acayip bir mesele bu ülkede.

Bizim yok saydığımızın bize aslında çok yakın olduğunu, bizim ideal saydığımızın da o yok saydığımız şeyin içinde var olduğunu bir şekilde yeni jenerasyona gösterebilmek önemli. Burada belki her gelen birkaç fotoğrafla sadece yüzleşecek, birkaç tanesi aklında kalacak ama o ona yetecek. Oradan instagram’a geldiğiniz zaman... bir yerde şöyle dedim geçenlerde, instagram’ın olduğu yerde aşk çok zor. Stalker’lık (gizlice takip etmek) var, bunları ‘stalk’layamazsınız, kendileri için yapıyorlar bunları, dünyaya duyurmak için değil. Bugün kadar duru, bu kadar net objektife bakamıyoruz bir defa. Ağzımız burnumuz yamuluyor. Bilmem kaç tane çekip içinden seçiyoruz. Ama bakın Maryam hiç iki kere çekmemiş. Çekmiş çıkmış, öyle biri. Şimdi artık instagram fenomenliği diye bir şey var, fotografik olarak kendini belli bir şekilde yansıtmanın getirdiği bir illüzyon var... Hep kendini olduğundan farklı göstermek için kullanılan mecralara dönüştü bunlar. Oradan tanıştığım insanlar var. Instagram’da 50 bin takipçisi olan biriyle tanışıyorum mesela, çok kötü bir hayat... Orası için yaşıyor mesela, cebinde parası yok AVM’ye gidip Louis Vuitton’un önünde çekiyor kendisini. Oysa Maryam’in çektikleri öyle değil, hiç sakil değil.

İçlerinde mizansen yok mu, var. Ama onu da mizansen gibi yapmış zaten, saklamamış.” Saklamamış belki ama saklanmış Maryam Şahinyan, yıllarca. Arşivi de bir şekilde saklanmış, Serttaş’ın sayesinde de korunmaya alınmış. Bu devasa arşivden azımsanmayacak bir bölüm de şimdi bizimle, yüzleşmemiz, anımsamamız için... Bu yüzleşmeye siz de davetlisiniz. “Flashblack” 26 Mayıs’a dek Pilevneli Galeri’de görülebilir.

2 yıllık bir çalışma...

Maryam Şahinyan’ın fotoğraf arşivi aslında ilk olarak 2011 yılında kamuyla paylaşılmıştı. Serttaş ve ekibinin 2 yıllık bir uğraş sonucu tek tek temizleyip dijitalize ettikleri arşiv SALT işbirliğiyle dijital ortamda sergilenmiş, bir hayli de ilgi görmüştü. Şimdiyse bu görkemli arşiv ilk kez fiziksel olarak da sergileniyor.


* Haber kaynağına ulaşmak için TIKLAYIN


Kaynak: "Geçmişle Yüzleşmek İçin...
by Emrah Kolukısa, 29 Nisan 2018, CUMHURİYET 


29 Nisan 2018 Pazar

Maryam Hanım'ın siyah beyaz hafızası / Ayşe Özbek Karasu - HABERTURK




Maryam Hanım’ın siyah beyaz hafızası

İstanbul’un insana dair hafızasını yüz bini aşkın siyahbeyaz kareden seyretmek ve istediğin hikâyeyi düşlemek... Maryam Şahinyan’ın 60 yıl boyunca Galatasaray’daki stüdyosunda çektiği fotoğraflar İstanbul’un gayrimüslim panoramasını, Beyoğlu’nun anlatılmamış nice hikâyesini barındırıyor. Benim de ucundan yakaladığım eski Beyoğlu’nun.

Ayşe Özbek Karasu

Niverik, Koharik, Arpi, İlda, Mayda, Tamara, İda, Rita, Hera, Armenuhi... Avusturya Lisesi’ndeki sınıf arkadaşlarımın sadece birkaçı. Acaba onlar da Maryam Şahinyan’ın 1. Dünya Savaşı’ndan kalma körüklü ahşap fotoğraf makinesi karşısında, gömlek altına gizledikleri haçlı kolyeleri çıkarıp, saçlarını da salarak kimliklerini dökmüşler miydi ortaya? Hiç dillendirmedikleri Ermeni kimliklerini? Okul çıkışı Kuledibi’nden Tünel’e tırmandıktan sonra, İstiklal Caddesi’ni arşınlarken, Foto Galatasaray’a uğrayıp kız kıza ya da ne bileyim aile efradıyla o siyah beyaz deryaya dalmışlar mıydı onlar da? Maryam Hanım’ın gözleriyle buluşmuşlar mıydı?

Maryam Şahinyan erkek egemen stüdyo fotoğrafçılığına 1930’larda başlayıp babadan devralarak 1985’e kadar sürdürüyor. 1911’de Sivas’ta varlıklı bir ailenin kızı olarak dünyaya geliyor Maryam. 1915 olaylarıyla hayatları altüst oluyor, İstanbul’a göçüyorlar ailecek. Baba Mihran Şahinyan, Foto Galatasaray’a ortak oluyor. Annesini erken kaybediyor Maryam, Saint Pulcherie’deki eğitimini yarıda bırakıp stüdyoda babasına yardım etmeye başlıyor. Hiç evlenmiyor, 1985’e kadar tam 60 yıl, Şişli’deki evinden Galatasaray’da bir hanın üst katındaki stüdyosuna kadar yürüyerek İstanbul’un hafızasını, Ermeni, Rum ve Yahudi azınlık panoramasını, 1942 Varlık Vergisi’nden 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’na tarihsel katmanlarını siyah beyaz karelere aktarıyor. 1996’da göçüyor bu dünyadan.

Ve sanatçı/araştırmacı Tayfun Serttaş, Maryam Hanım’dan miras hazineye denk düşüyor. 1985’te Şahinyan’ın stüdyoyu devretmesinden sonra el değiştiren tamamı siyah-beyaz negatif ve cam negatiflerden oluşan fotoğraf arşivini, Aras Yayıncılık’ın sahibi Yetvart Tomasyan’ın, İstiklal Caddesi Hıdivyal Palas’ın ikinci katındaki deposunda buluyor. Tam 20 yıl unutuluşta yatan 1139 kutu dolusu negatif film bekliyor Serttaş’ı. 200 bine yakın negatif, Tayfun Serttaş ve ekibi tarafından iki yılda tasnif ediliyor. 2011’de ilk kez SALT Galata’da kamuya açılıyor arşiv.

“FLASHBLACK”

Ve şimdi Pilevneli Gallery’de ilk kez mekânsal kurguyla yeniden karşımızda Maryam Hanım’ın merceğinden yansıyan “flashblack” hikâyeler. Serginin adı anlamlı; “Flashblack”. İstanbul’un hatırlamamak üzerine kurulu sosyokültürel düzeneğinde, geçmişte nasıl bir demografide yaşadığımızı, saç-baş, kılıkkıyafet ve aksesuvarlarımızla neye benzediğimizi, Anadolu’dan göçle birlikte önceki kimlik katmanlarının yerini kimlerin aldığını, sınıfsal değişimi, görsel tarihin bilinç akışıyla aktarıyor sergi.

Dört adet vesikalık dışında kendisine ait hiç fotoğrafı yok Şahinyan’ın. Ama yüz binlerce fotoğraf çekip rötuşlamış, banyo ettiği filmlere numara ve tarih düşmüş. Şehrin merkezindeki etnik, sosyal, kültürel, dinsel ve ekonomik dönüşüme eşlik etmiş. Maryam Şahinyan’ın bir kadın olarak estetik dokunuşu tabii ki var fotoğraflarda, etnik veya dinsel temsiliyeti anlatan mizansenlerde. Ama esas mesele o imajların içinde saklı olan bilgi. Ve bana kalırsa, çok merak ettiğim bireysel hikâyeler. Kimbilir nereden nereye savrulan hayatlar.

“Flashblack” hikâyeler derken, düşlemesi size kalmış. Tayfun Serttaş’ın sözleri bana okul arkadaşlarımın hiç anlatmadıkları hikâyelerini düşletiyor meselâ. Tam da şu sözler: “Sene 1970’ler, Maryam’ın stüdyosuna girince kazaklarının altında sakladıkları haçlı kolyelerini göğüslerinin üzerine çıkartıyor, saçlarını döküyor, omuzlarını açıyor bu kadınlar. Foto Galatasaray içerisi, orayı içeri yapan Maryam’ın ta kendisi. İşte burada biz ‘içeriyi’ izliyoruz. Çok buruk, çok kırılgan, çok zarif, benim hâlâ kalbim sızlıyor izlerken.”

Tayfun Serttaş’ın yüz bini aşkın Maryam Şahinyan fotoğrafından oluşan kişisel sergisi “FLASHBLACK”, 27 Nisan - 26 Mayıs tarihleri arasında Pilevneli’de.

Kaynak; "Maryam Hanım'ın siyah beyaz hafızası" 
Ayşe Özbek Karasu, 29 Nisan 2018, HABERTURK 


'Bir Kadının Vizöründen 60 Yılımız' / İnci Döndaş - KARAR



‘Bir Kadının Vizöründen 60 Yılmız’  

İnci Döndaş

Cumhuriyetimizin ilk kadın fotoğrafçısı Maryam Şahinyan’ın vizöründen kareler sanatçı Tayfun Serttaş’ın yorumuyla ilk kez ‘Flashblack’ adlı sergide. Birkaç gün sokakta kaldıktan sonra korunma altına alınan, yüzde 90’ını kadın fotoğraflarının oluşturduğu 100 bin karelik arşivden çıkan sergide 11 bin görsel yer alıyor.

Dolapdere’deki Pilevneli Gallery, stüdyo fotoğrafçılığı gibi erkek tekelindeki bir mesleği 60 sene boyunca kesintisiz olarak sürdüren Maryam Şahinyan’ın tesadüfen bulunan arşivinden hazırlanan sergiye ev sahipliği yapıyor. Tayfun Serttaş tarafından hazırlanan ve 26 Mayıs’a kadar sürecek ‘Flashblack’ adlı sergide 11 bin fotoğraf yer alıyor.

Sergide onun vizöründen pek çok karesine baktığınız Maryam Şahinyan, 1911 yılında Sivas’ın en görkemli sivil yapılarından Şahinyan Konağı’nda (Camlı Köşk) doğdu. 1915’ten sonra  Harbiye’de mütevazı bir apartman dairesine taşınan Şahinyan, orta öğrenimine devam ettiği Sainte Pulchérie Fransız Lisesi’nden maddi imkânsızlıklar nedeniyle ayrılarak Foto Galatasaray’a ortak olan babasına işlerinde yardım etmeye başladı. Şahinyan, 1937 itibariyla tüm ailenin ekonomik yükünü omuzlayarak stüdyoyu tek başına işletmeye başladı. Bu durum, dönemin muhafazakâr koşulları altında İstanbullu birçok kadın açısından tercih nedeni sayılarak stüdyoya çeşitli avantajlar sağlayacaktı. Yaşamı boyunca hiç evlenmeyen ve çocuk sahibi olmayan Şahinyan, yarım asırlık meslek hayatında, Galatasaray’da üç ayrı mekânda işlettiği stüdyosunda kesintisiz olarak üretmeye devam etti. Şahinyan, 1985’te yaşlılık nedeniyle stüdyosunu devrettiğinde, geride 100 bini aşkın görüntüyü kapsayan İstanbul’un en önemli görsel arşivlerinden birini bırakmıştı. 1996’da yaşamını yitiren Şahinyan’ın işlettiği Foto Galatasaray el değiştirince Üsküdar’a taşınmıştı. Fakat o dönemde fotoğraf teknolojisinin değişmesiyle birlikte devralan kişi stüdyoyu kapatıp Kanada’ya yerleşti. Şahinyan’ın 100 bini aşkın kareden oluşan; tamamı siyah-beyaz negatif ve cam negatiflerden arşivi ise söz konusu stüdyoya boya ve badana için giren kişiler tarafından sokağa çıkarıldı. Aras Yayıncılık’ın sahibi Yetvart Tomasyan tarafından bulunan arşiv Beyoğlu’nda bir depoya kaldırıldı, 25 yıl hiç açılmadan orada korundu.

Tayfun Serttaş’ın 2009’da bir sergisinin kitabı nedeniyle Aras Yayıncılık ile yollarının kesişmesiyle arşivde yer alan 100 bini aşkın negatif film, bir ekip tarafından iki yıllık bir sürede tasnif, temizlik, sayısallaştırma, sayısal restorasyon ve kategorizasyon aşamalarından geçerek korunmaya alındı. Fotoğraflar dijital veri tabanında ‘şapka modelleri’, ‘düğün’, ‘papyonlu erkek’ gibi daha pek çok kategoriye ayrıldı. İşte o fotoğrafların 11 bini şimdi ‘Flasblack’ adlı sergiyle fotoğrafseverlerin beğenisine sunuluyor.

Sergiyi hazırlayan Serttaş, amacının 11 bin adet imajla fotoğrafın fiziksel gücünü yansıtmak olduğunu söyledi. “11 bin kareye aynı anda bakmak onları anıtsallaştırıyor” diyen Serttaş, bu serginin ortak vurgusunda seküler hayat olduğunu kaydederek “Karelerde askerler de var sünnet olacak çocuklar da... Arşivin yüzde 90’ını kadın fotoğrafları oluşturuyor. Yüzde 10’undaki erkekler ise bu kadınların ya erkek çocukları ya da eşleri. Kadın külliyatı da diyebiliriz. Tek tek fotoğraflara baktığımızda geride bıraktığımız bir hayat var. İnsanların gözlerinde ise durgunluk ve dinginlik” dedi.

‘Flashblack’ sergisinde aynı zamanda Cumhuriyet tarihinin görsel açıdan ulaşılması son derece zor bir kesimini kadrajı da yer alıyor. Kadın ve erkeğe özgü mekânsal ve araçsal kriterlerin ayrımına dayanan 20’nci yüzyıl geleneği, Beyoğlu’ndaki ‘Foto Galatasaray’ın ‘kadın’, ‘orta sınıf’ ve ‘kentli’ denklemde analiz edebilecek müşteri kitlesini belirledi. Yarım asrı aşkın süre kendisine lütfedilmemiş bir mesleğin duayeni, objektifin arkasındaki göz olarak kadındı Maryam Şahinyan. Erkek bakışından ayrıksı bir görsel tarihin üretimine olanak tanıdı. İşte bu özellikler Şahinyan arşivini Türk tarihinin en özgün görsel külliyatlarından biri konumuna getirdi.

FOTO GALATASARAY

Foto Galatasaray Yugoslav iki kardeş tarafından işletiliyordu. Maryam Şahinyan’ın gençlik yıllarında amatör olarak fotoğrafla ilgilenen babası Mihran Şahinyan, ailenin geçimini sağlayabilmek için 1933’te bu stüdyoya ortak oldu. 1935’ten 1985’e kadar ise Maryam Şahinyan, burada çalıştı. Dört adet vesikalık dışında kendisine ait neredeyse hiç fotoğrafı bulunamayan Şahinyan, yaşamı boyunca fotoğraf makinesinin ardında kalarak herbiri dikkat isteyen 10 binlerce fotoğraf çekti. Yarımı asrı aşkın bir sürede çektiği karelerle kent merkezindeki etnik, sosyal, kültürel, dinsel ve ekonomik dönüşümün tarafsız bir gözlemcisiydi. 1942 Varlık Vergisi’nden 1974 Kıbrıs Savaşı’na farklı siyasal dönemleri içeren arşiv, kronolojiyle ters orantılı olarak İstanbul’da Rum, Yahudi ve Ermeni toplumları seyrelirken Anadolu’dan yeni göç edenlerin çoğalmasına; giyim kuşam, aksesuar ve saç modeli değişikliklerinden kent hayatındaki sınıfsal ve demografik yapıların dönüşümüne, toplumsal cinsiyet normlarının fotoğrafa yansıyan prototiplerine ve elbette bir kadın fotoğrafçı olarak Şahinyan’ın estetik alışkanlıklarına kadar farklı ilgilere hitap ediyor.

Kaynak: ‘Bir Kadının Vizöründen 60 Yılmız’
İnci Döndaş, 29 Nisan 2018, KARAR 


İlk Kadın Stüdyo Fotoğrafçımızın Eserleri Sergileniyor / AYDINLIK





İlk Kadın Stüdyo Fotoğrafçımızın Eserleri Sergileniyor

Cumhuriyetimizin ilk kadın fotoğrafçısı Maryam Şahinyan’ın gözünden çekilmiş 200 bin resimlik arşiv, Tayfun Serttaş’ın yorumu ile ilk kez sergilenmeye başlandı. Pilevneli Gallery kurucusu Murat Pilevneli ve Tayfun Serttaş ev sahipliğinde yapılan sergi açılışına kültür, sanat ve iş dünyasından Sarp Evliyagil, Cem Mirap, İnci Aksoy, Gül Gölge, Tamer Yılmaz, Linda Kuyumcuyan gibi isimler katıldı. 2011 yılında kamuya açılmasının ardından ilk kez bir galeri bünyesinde sergilenen Maryam Şahinyan arşivi, Serttaş’ın görsel arşivlerle süregelen ilişkisinin mekânsal bağlamda kurgulandığı en kapsamlı sergi olma özelliği taşıyor. Şahinyan’ın tamamı siyah-beyaz negatif ve cam levha negatiflerden meydana gelen fiziksel arşivi, İstanbul’un yakın dönem klasik fotoğraf stüdyolarından bugüne eksiksiz şekilde ulaşabilmiş en nadir örneklerdendir. 25 yıllık bir bekleyişin ertesinde arşivde yer alan 100 bini aşkın negatif film, sanatçı Tayfun Serttaş’ın oluşturduğu bir ekip tarafından iki yıllık bir sürede tasnif, temizlik, sayısallaştırma, sayısal restorasyon ve kategorizasyon aşamalarından geçerek korunmaya alınmıştır. 

Sergi, 1942 Varlık Vergisi’nden, 1974 Kıbrıs Savaşı’na farklı siyasal dönemleri içinde barındırıyor. Bunun yanında Anadolu’dan İstanbul’a göç edenlerin çoğalmasıyla; giyim, kuşam, aksesuar ve saç modeli değişikliklerinden kent hayatındaki sınıfsal ve demografik yapıların dönüşümüne, şehre adaptasyon sürecinin kuşaklar arasında yol açtığı farklılaşmadan, toplumsal cinsiyet normlarının fotoğrafa yansıyan prototiplerine kadar farklı okumalara açık.


Kaynak: "İlk Kadın Stüdyo Fotoğrafçımızın Eserleri Sergileniyor"
20 Nisan 2018 - AYDINLIK 


22 Nisan 2018 Pazar

'Objektifin Ardına Gizlenen Kadın' / Seda Yılmaz - CUMHURİYET




'Objektifin Ardına Gizlenen Kadın' 

Seda Yılmaz

1936’dan itibaren 50 yıl Beyoğlu’ndaki stüdyosunda sayısız insanı fotoğraflayan Maryam Şahinyan’ın fotoğrafları ilk kez sanatçı Tayfun Serttaş’ın çabasıyla 2011’de sergilendi. Şimdi, 27 Nisan’dan 26 Mayıs’a kadar sürecek çok daha kapsamlı bir sergiyle Pilevneli Gallery’de Şahinyan’ın dünyası anlatılacak.

Tarihsel anlatıların merkezinde daima erkek vardır. Hal böyle olunca başarılar, ilkler, zaferler hep erkeğe mal edilir. Kadının payına düşense görülmemek, ola ki görülürse de görmezden gelinmektir. Mesela, 1936’dan itibaren 50 yıl boyunca Beyoğlu’ndaki fotoğraf stüdyosunda sayısız insanı fotoğraflayan ve bununla ülkenin sosyokültürel dönüşümlerini belgelemiş olan bir kadının adı sanı pek bilinmez. Bu stüdyo fotoğrafçısının iki dezavantajı vardır üstelik; kadın ve Ermeni olmak’...

Hem kadını hem de azınlığı yok sayma “kasları” fazlasıyla gelişmiş bir toplum olduğumuz için Maryam Şahinyan’ı pek azımız tanırız. Oysa onun çektiği fotoğraflar, İstanbul’da nice ailenin albümüne girmiş olmalı. Foto Galatasaray’da, objektifinin karşısına geçip poz verenler arasında kimler yoktur ki?! İki dirhem bir çekirdek kadınlar, tiyatro grupları, müzisyenler, rahibeler, vaftizlik ve sünnetlik çocuklar, subaylar, transseksüeller, gay çiftler...   

Fotoğraflar arasında gezinirken, bir bakmışsınız Beyoğlu’na şapkasız çıkılamayan zamanlardasınız ya da köyden kente göçün tam ortasında. İstanbul’un değişen zamanlarının, değişen yüzlerinin tanığıdır her kare.

Maryam Şahinyan’ın zengin arşivi, 1994’te, yok olmak üzereyken Aras Yayıncılık’ın kurucusu Yetvart Tomasyan tarafından kurtarıldıktan sonra tıpkı Şahinyan gibi kendi halinde kaldı. Yaklaşık 20 yıl, el sürülmeden bir depoda bekledi. Arşivin kaderini değiştiren, sanatçı Tayfun Serttaş oldu. 1.139 kutu dolusu negatif filmi elden geçiren, temizleyen ve dijitalleştiren Serttaş, Şahinyan’ın fotoğraflarını ilk kez 2011’de SALT Galata’da sergiledi. Şimdi, 26 Mayıs’a kadar sürecek olan çok daha kapsamlı bir sergiyle Pilevneli Gallery’de Şahinyan’ın dünyası anlatılacak.

Objektifin Arkasında Güvendeydi

Onca insanı fotoğraflayan Şahinyan’ın topu topu dört adet vesikalık fotoğrafı, bir de aile fotoğrafı bulunuyor. Kameranın önünde olmayı hiç sevmemiş belli ki. Müşterileriyle ilişkilerinde mesafeli, içe dönük bir kadın olmuş. Stüdyoya gelenlere soru sormaz, kendisine soru sorulmasından da hoşlanmaz. Kapalı bir kutudur adeta.

Yetvart Tomasyan, iki yıl önce bir söyleşide, sadece birkaç kez gördüğü Şahinyan’dan bahsederken, Ermenilerin hiçbir zaman kendilerini birinci dereceden vatandaş, yurttaş olarak görmediklerini, bu yüzden Ermeni zanaatkarlar ve ustaların müşterilerine karşı hep iyilik meleği rolünü oynadıklarını anlatır. Nesilden nesle aktarılan bir korkunun varlığını açık eder ve “Maryam, müşterileriyle katiyen tartışmıyor. Çektiği fotoğraflar beğenilmez ise bir daha çekiyor. Olmazsa parayı iade ediyor. Ben de bugün hala kimseyle tartışmak istemiyorum” der.

Maryam Şahinyan’ın bir kadın ve bir Ermeni olarak kendini en güvende hissettiği yer objektifin arkasıydı belki de!...

Kaynak: ‘Objektifin Ardına Gizlenen Kadın’
Seda Yılmaz, 22 Nisan 2018, CUMHURİYET



FLASHBLACK @ Pilevneli Gallery


FLASHBLACK 
Tayfun Serttaş 
27.04 - 26.05.2018
@ Pilevneli Gallery 

click for event