24 Ocak 2013 Perşembe

bu kez içeride

Son bir aydır Samatya'da yaşanan olayların, son yıllarda daha yoğun tanık olduğumuz - azınlıklara yönelik - nefret cinayetleri ve saldırılardan bir farkı var. Bu kez katil, içeride.

Ne demek "içeride" olmak?

Kısaca, "uzaklarda" aranmamalı demek. Ne Sevag Balıkçı örneğinde olduğu gibi asker ocağına gönderilmiş kilometrelerce uzakta savunmasız bir genç, ne de Trabzon'dan kalkıp uzun otobüs yolculukları ile kamusal alana pusu kuran tetikçiler var bu kez..

Bu hikayede katil, son bir aydır Samatya civarında sistemli olarak saldırıya uğrayan yaşlı kadınların çok yakınında, ve hatta, evlerinin içerisinde... Bu açıdan Samatya, tüm diğer örneklere oranla tedirgin edici bir nitelik - daha - kazanıyor. Çünkü bu kez, haneye tecavüz ediliyor. Kurban, bizzat kendi mekanında, savunma imkanlarının en yüksek olduğu koşullar altında, Arat Dink'in deyimiyle; "avlanıyor".

6-7 Eylül pogromunu üç beş günlük bir hadiseden ibaret sayan safritikler dışında herkes, bu sürecin yıllar boyunca çeşitli yöntemlerle devam eden bir sızmanın sonucu olduğunu bilir.

Sızmak; gençlerin büyük oranda iş ve eğitim imkanları için Batı ülkelerine göç ettiği ve çoğunlukla yaşlı nüfusun ülkede - bazen zorunlu olarak - kalmaya devam ettiği, bu nedenle yaş skalasının hayli yüksek olduğu azınlık toplumlarında derin anlamlar taşır. Özellikle 70'li yıllardan itibaren, bazen apartmanın kapıcısı, ama bazen yönetici, bazen köşedeki bakkal, ama bazen evin temilikçisi tarafından hayatına sızılan, kısaca; tüm birikimine el koyulan yaşlı gayrimüslimlerin hikayeleri emniyet birimleri de dahil bu şehirde yaşayan hepimizin malumu.

Buraların en acı efsanesi.

O nedenle 6-7 Eylül, bazıları için akabinde bıraktığı özgüven ve motivasyon, İstanbullu azınlıklar için ise senelerce sürecek olan bir travma ve dağılmanın başlangıcı olarak, 2000'li yıllara değin el değiştirmeye devam eden "bir takım" birikimlerin altında aranabilir. Kolaylıkla bulunabilir.

1955'te zirveye taşınan süreç, kuşkusuz meyvelerini o karanlık birkaç gece içerisinde toplayamadı, yıllarca sürecek olan hoyratlık ve talan kültürü, o olayla birlikte meşruiyet kazanmış oldu. Bu bağlamda asıl ganimetler 1964 (ikamet anlaşması iptali) ve 1980 Darbesi sonrası Elmadağ - Harbiye hattının da boşalmaya başlaması gibi süreçlerde toplandı... Büyük bölümü çaresiz ve savunmaz insanlar üzerinde toplumun yüksek hevesiyle adeta gelenekselleşen "yıldırma, korkutma, taciz etme", kısaca; kovma ve kovalama serüveni, gidenlerin geride bırakma potansiyellerinin yarattığı şehvetle, belli ki bir türlü dizginlenemedi. Geriye kovacak ve kortutacak kimse kalmadığında, bu şerefli toplumun aynaya bakarak kendisinden mi korkmaya başlayacağı(?) ayrı bir yazının konusu.

Ancak, son bir aydır Samatya'da süregiden, ve son olarak dün itibarı ile dördüncüsü gerçekleşen bu sistemli saldırıların failleri bulunmadığı ve kamu önüne çıkarılmadığı sürece, katil içeride. Bu ülke de, şu ya da bu nedenle savunmasız pozisyonda yaşayan tüm bireylerin evlerinde, yatak odalarında, mutfaklarında nefes alıp veriyor olacak.

Samatya'nın akibeti, katilin ne kadar daha "yaklaşabileceğini" kanıtlayacak.

HEPİMİZE

Hiç yorum yok: