10 Temmuz 2011 Pazar

coming soon!



SALT: 14 July · 19:00 - 20:00 / Beyoğlu İstiklal Caddesi No: 136

SUPERSTRUCTURE (the ammunition of the nation)

Hassan Khan will perform three of his compositions in this concert set. From the complex emotional range of “A Musical Piece Based on Distant Memory” to the brutal, tireless, yet constantly morphing beat of "SUPERSTRUCTURE," this set brings together live improvisation and pre-composed elements. Khan mines his personal archive of studio sessions helmed with various musicians to build a
new musical structure that takes us from a precise, intimate and fragile moment to a semi-mythical collective landscape.

Hassan Khan (1975) is an artist, musician and writer who lives and works in Cairo, Egypt. Before beginning to exhibit his work in art spaces in the late '90s, Khan was involved in Cairo’s alternative cultural scene. He is considered within that context a pioneering influence in the fields of experimental music and video. His practice over the years has incorporated increasingly diverse media including photography, architectural installation, sound, animation, film and video, interventions in publications, performative actions, lectures and sculptural works. As a musician, Khan regularly composes soundtracks for theater and performances around the world. His album “tabla dubb” is available on the 100copies label. Khan is widely published in Arabic and English.

9 Temmuz 2011 Cumartesi

Apoyevmatini kapanmıyor!

Kişisel Notum: Ve say ki koca İstanbul'da, son İstanbulca gazete satacak adam bulamamış... Kapanıyor, bu yüzden. İstanbul'un kıyamet günü mü bugün? Biraz öyle. Biz taşı toprağı "kurtarmakla" bazı şeyleri ayakta tutabileceğimize inandırılsak da, koca 3.000 yılın ardından, İstanbul'da üç beş satır İstanbulcanın üç beş gram kağıda basılamayacağı gün gelmiş çatmış. E böyle mi olacaktı, koca İstanbul? Bu kadar mı küçülecekti.

Derin bir ızdırap içimde Apoyevmatini, şimdilerde Starbucks olan binanın girişindeki Rumca duvar yazısının kalıntıları önünden başımı önüme eğip geçerken düşünüyorum; Suriye Pasajının florasan ışığı ile aydınlanan o son gerçek yazıhanesinin kapısına kilidin vurulduğu gün, bir daha açılmamak üzere bir kilid vurulacak bu kentin tarihine. Çok değil 10 yıl kadar sonra bunun ne kadarı ile hesaplaşabileceğimizin iç muhasebesine soyunuyorum. Galiba, "ilk kez bitecek..." diyorum, kendi kendime. Derken bugün o en güzel habere uyandım! Bir vefa borcu için istanbul'a, şimdi lütfen, hadi! İnanın tek kelime Rumca okuyamam ben. Ne önemi var ki allah aşkına? Aşık olduğum Fransızca şarkılara çok iyi Fransızca bildiğimden mi aşık oldum sanki? Arapçaya olan hayranlığım, sırf o güzel kaligrafiden değil midir? Ve de her Ladino duyduğumda, salt Ladino mudur beni yerimden hoplatan? Ben bu dillerin de hiçbirisini bilmem, hiçte sorgulamadım "önemi var mı?" diye. Bence yok. Bu dillerin hiçbirisine de İstanbulca'dan daha yakın hissetmem. Alın onu. İzin verin girsin dükkanınıza, evinize, dursun sehpanın bir köşesinde. Bakın o mağrur sayfalarına, derin derin bakın. Size garanti ediyorum İstanbul'u okuyacaksınız, daha derinden bakın, haberleri okumaya başladığınızı farkedeceksiniz, hadi biraz daha derinden, tam işte orada bulacaksınız son yarım asırdır bu kente dair eksikliğini hissettiğiniz iç huzuru. İddia ediyorum hiçbir gazetenin okutamadığı alt metinleri okutacak size, kapınız her çalınıp içeriye girdiğinde "güvende" hissettirecek. Bu iyiliği yapın kendinize. Hem kendinize, hem Apoyevmatini'ye. İnanın Apoyevmatini, okunması en güzel gazete! Ben öyle okuyorum ki şu sıralar... Sular seller gibi. İlk kez buradan birşey rica ediyorum, katılın ne olur bana. Bakın öğrencisi genci artık abone. İzin verin, bizle yaşasın... Çok zor değil, yaşasın.


Gazete finans krizini geçici bir süre aştı. Vasiliadis, "Rumca bilmeyen insanlar abone oldu, omuzlarım bu yükü kaldırmıyor" diyor.


‘‘Yaşgünümüz olan 12 Temmuz’un yas günümüz olacağını düşünüyorduk ama galiba ertelendi bu.” Geçen hafta kapanacağı haberleriyle gündeme gelen Apoyevmatini gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Mihail Vasiliadis böyle diyor. Gazetenin kapanması 60’a yakın insanın abone olmasıyla ertelenmiş. Baskın Oran, Ayhan Aktar, Samim Akgönül’ün çağrısı, Bilgi Üniversitesi’nde başlatılan kampanya sayesinde değişen denge, ‘şimdilik’ bir çözüm üretiyor. Geride yine koca bir soru işareti.
Vasiliadis de, “Taşıma suyla değirmen nereye kadar yürür?” sorusunu sorup uzun vadede gazetenin yaşamasını sağlayacak çözümü öneriyor: “Esas çözüm Basın İlan Kurumu’nun negatif ayrımcılık nedeniyle bu duruma düşen bu gazeteye pozitif ayrımcılık uygulaması. Bizi 7-8 bin liralık ilan kurtarır. Her gün 200-300 liralık bir zarar oluşuyor. Zaten para almadan çalışıyorum; telefon, kiralar derken birikiyor. 1964’ten beri bu bardak doluyor. Yunanistan’da yaşanan kriz bizim yaşadığımız sorunun tek nedeni değil, yalnızca bardağı taşıran damla.”

Bu bir hafta Vasiliadis’i derinden etkilemiş. 1964’ten beri kan kaybeden gazetenin geldiği noktayı üzüntüyle anlatıyor: “İstanbul’da 610 Rum aile yaşıyor. Gazetenin tirajı 600. Hedef kitlemizin yüzde 100’üne ulaştık. Bu gazete 20’li, 30’lu yıllarda 30 bin tirajla Türkiye’nin en çok satan gazetesiydi. Yunanistan’dan mübadeleyle gelen halk da okuyordu. 64’ten sonra durum değişti. O zamanki sahibi ayakta tutabilmek için Atina’daki dairesini sattı.”

Öğrenciler harçlığından para ayırdı


Bu tatsız durum içinde Vasiliadis’i umutlandıran şeyler de var. Ameliyata gitmeden önce abone olan bir profesör gibi; “Rumca bilmeyen kişiler abone yazıldı. Sırf yardımda bulunmak için. Duygulandıran bir destek gördük. Bir hanım telefon etti, ‘Hemen hesap numaranızı verin, yarına bırakamam, yarın ameliyat olmaya gidiyorum’ dedi. Ameliyata giderken önce abone olmayı düşünüyordu. Üniversiteli öğrenciler cep harçlıklarından artırıp okuyamayacakları bir gazeteye abone olmak istiyor. Biraz evvel Oral Çalışlar telefon etti ,‘Ben de yazacağım’ dedi, çok duygulanıyorum. Bunu omuzlarım kaldırmıyor.”

Radikal: Ayça Örer, 09.07.2011


Apoyevmatini gazetesinin abonelik bedeli, 3 aylık 25 TL, 6 aylık 50 TL, 1 senelik 100 TL'dir, gazete veznesine ya da verilecek banka hesabına yatırılabilir.

Ayrıntılı bilgi ve iletişim için:
apo.istanbul@gmail.com
(0 212) 225 59 57
(0212) 293 20 35.

Daha fazla ayrıntılı Bilgi için: BURAYA TIKLAYINIZ

5 Temmuz 2011 Salı

Apoyevmatini kapanmasın.


"1925'ten bu yana Istanbul'da Rumca olarak çıkan Apoyevmatini, Cumhuriyet'ten sonra en uzun süredir yayımlanan ikinci günlük gazete."

NTV'nin Apoyevmatini gazetesi hakkındaki haberi bu cümleyle başlıyor. Haberin konusu ise 86 yıllık bu gazetenin maddi sıkıntılar nedeniyle kapanmak zorunda kalıyor olması. 12 Temmuz 2011, Apoyevmatini’nin son kez basıldığı tarih olabilir.

Gazetenin sahibi Mihail Vasiliadis Yunanistan’daki krizin kendilerini çok etkilediğini belirtiyor: düzenli olarak verilen reklamlar geçtiğimiz Mart ayında kesilmek durumunda kalmış. Türk Basın İlan Kurumu’na resmi ilan alabilmek için yaptıkları başvuru ise yerel gazeteler için 5000 tiraj alt sınırı olduğu için reddedilmiş.

Bir zamanlar 30.000 tirajıyla Rum cemaatinin yaklaşık %75’ine ulaşan Apoyevmatini bugün cemaatin tamamına ulaştırılıyor: 610 aileye gönderilen 610 adet Apoyevmatini, Istanbul’da kalan Rum aile sayısı bu.

En yüksek tirajlı gazetemiz “Türkiye Türklerindir” yazadursun, Apoyevmatini hala Rum cemaatinin tüm vefat ve vaftiz ilanlarını yayımlamaya devam ediyor, motto’sunda yazdığı gibi: «Ουδείς γεννάται, ουδείς αποθνήσκει άνευ της Απογευµατινής» (“Apoyevmatini’nin haberi olmadan ne kimse ölür ne de kimse doğar”).

Ancak bir motto’su daha var Apoyevmatini’nin, Victor Hugo’dan alıntıyla: New epochs bring new missions.

İşte bu değişen koşullarda bize düşen de gazetemize, tarihimize ve değerlerimize sahip çıkmak olmalı. 86 yıllık geçmişinde sadece 6-7 Eylül olayları sırasında yayınına ara vermek zorunda kalan bu gazeteye bir minnet borcumuz olmalı.

Mihail Vasiliadis NTV’deki röportajının sonunda, “Bu gazete basılı haliyle Istanbul Rumlarını birbirine bağlayan bir tutkaldır” diyor.

Biz de diyoruz ki, gelin Apoyevmatini tüm Istanbulluları, tüm Türkiyelileri birbirine bağlasın. Abone olun, gazeteye ilan verin, çevrenize duyurun. Basın İlan Kurumu’na, siyasi partilere mektuplar yazın, Apoyevmatini’ye resmi ilan verilmesini sağlayın.

Apoyevmatini gazetesi kapanmasın!


Apoyevmatini gazetesinin abonelik bedeli, 3 aylık 25 TL, 6 aylık 50 TL, 1 senelik 100 TL'dir, gazete veznesine ya da verilecek banka hesabına yatırılabilir.

Ayrıntılı bilgi ve iletişim için:
apo.istanbul@gmail.com
(0 212) 225 59 57
(0212) 293 20 35.

Daha fazla ayrıntılı Bilgi için: BURAYA TIKLAYINIZ

24 Haziran 2011 Cuma

Sabra and Shatila

The walls of Palestinian refugee camps

21 Haziran 2011 Salı

nesne değil, özne olarak arşiv;

Yapıtlarında rastlantısal olarak yan yana getirilmiş arşiv nesnelerini araçsallaştırmaktan hoşlanan, onları geçici süreliğine konseptlerinin bir köşesinde misafir eden, onlar aracılığı ile işlerine duyulan estetik arzulanımı arttıran, yer yer onları dekoratif birer anı objesine dönüştürerek birbirine eklemleyen ya da çalışmalarına tarihsel bir sorumluluk yüklemek maksadıyla arşiv kırıntılarına başvuran sanatçıların pratikleriyle, arşivin kendisini bir bütünlük olarak külliyen ayağa kaldırıp sonucu bir adım geriden izlemeyi tercih eden sanatçıların pratikleri arasında hayli derin bir kavramsal uçurum var. Üstelik yalnızca kavramsal açıdan da değil, bambaşka üretim metodları. Bu iki tezat eğilimi kesinlikle birbirine karıştırmamak gerekiyor. Birinci durumun ürettiği sorular üzerinden, ikinci durumu sorgulamaya yeltenirken bu derin fark üzerine bir müddet düşünmek icab ediyor.

Aile albümünde bulduğu bir kare fotoğrafı tuvaline yansıtan ya da heykelini 70'li yıllardan kalma gazete küpürleriyle kapyalan sanatçının arşive yaklaşım biçimiyle Osep Minasoğlu, Maryam Şahinyan gibi açık arşiv projelerinin arşivi ele alış biçimleri arasında köklü bir amaç farkı var. Her ikisinin de hafızadan beslendiği doğrudur. Ancak birisi arşivi itina ile manipüle etmek ve kendi yorumuyla görselleştirmek üzerine çalışırken, bir diğeri arşivi itina ile manipüle etmemek ve kendi rolünü zayıflatmanın peşinden gider. Bu iki farklı yaklaşımın sonuca ne yönde etki ettiğinin ayırdına varmak için, üçüncü bir ayırıcı gözün dipnotuna ihtiyaç olmaması gerekir. Daha fazla açıklama getirmeye gerek dahi duymam. Ne münasebet.

15 Haziran 2011 Çarşamba

gel beni bi del










































































































































































Kuşku götürmez, kimse keyfinden multi-kültürel olmadı. Özünde hiçbir topluluk, bir diğerinin kültürüne çok meraklı olduğu için ya da kendi kültürünü zenginleştirmek gayesi ile başka topluluklarla aynı coğrafyayı paylaşmak istemedi. Bu, bizlerin bugüne dair kurmak istediği bir fantazma. Yüzyıl başında sosyal bilimler multiculturalism olgusunu çok net etmenlere bağlıyordu. Buna göre bir yerin multi-kültürel özellikler göstermesi için, ya o coğrafyanın çok önemli liman ve ticaret yollarının kesişme noktasında bulunması, ya o topraklarda belli peryodlar boyunca ciddi savaş ve işgallerin yaşanması ya da olağanüstü göç hareketlerine maruz kalması bekleniyordu. Post-kolonyalizm ile birlikte bu bakış açısı büyük oranda değişti. Beyrut, erken dönemden itibaren bu özelliklerin üçüne de derinden tanıklık etti, etmeye devam ediyor.

... velev ki Beyrut, hala çok "multi-kültüreldir" ve bugüne rağmen dönüştürülemeyen şahsına münhasır koşullarıyla, aynı zamanda yerkürenin en iddialı multiculturalism ironisidir.

14 Haziran 2011 Salı

Neredeyiz?

Bir şey söylemek istiyorum, söyleyecek bir şey bulamıyorum. İnsan, evde oturduğu yerden nasıl terörist ilan edilebilirin hikayesi bu. Yeni dünya düzenimiz, Cyber War! İronik olduğu kadar sert ve rastlantısal. Bu piyango, birgün herkese çıkabilir. Henüz kuralları dahi oluşmamış bir savaşın, yaptırımlarını tezahür edemiyorum. Endişem buradan doğru..

İstanbul, geçtiğimiz ay internet sansürüne karşı dünyanın en kanlı canlı gösterilerinden birisine ev sahipliği yaptı. "Pornoma Dokunma!" diyen fantezi severden, akademik makalesinin dolaşım hakkını savunan öğretim görevlisine, "Haydar"ın hesabını soranlardan, Ekşi Sözlük yazarlarına kadar konuya farklı perspektiflerden yaklaşan binlerce internet kullanıcısı sürece "görünerek" el verdi. Devlete, devletliğini hatırlattı. Bravo! Türkiye Cumuhriyetinin bir hukuk devletinden beklenmeyecek derecede gereksiz uygulamalarına karşı bundan daha olağanüstü bir yanıt verilemezdi. Bireysel olanın, aynı zamanda resmi ve politik olana karşı verdiği en saygıdeğer reflekstir.

Hemen akabinde, bu kanlı canlı enerjiden feyz almış olacak ki, Anonymous adı ile tanınan uluslararası hacker topluluğu Türkiye Cumhuriyetini tüm resmi web sistemlerini bloke etmekle tehdit etmeye başladı. Anonymous'un adını ilk kez Wikileaks zamanında duydum. Fakat o günlerde ortaya koyukları eylemden farklı olarak, Türkiye'ye karşı örgütlemeye çalıştıkları saldırıya ilk andan itibaren çok sıcak yaklaşmadım. Toplumun ciddi bir kesiminin internet sansürü konusunda zaten açık açık aktivizm yaptıkları bir ülkede, Anonymous'un yöntemlerine ne kadar gerek vardı emin olamadım. Demokratik hackerlık adı altında meşru gösterilmeye çalışılan fakat özünde oldukça sert anlamlar içeren bu tip bir yöntem süreci iyiye mi götürür, yoksa ters tepip işleri daha içinden çıkılmaz bir hale mi sokar, bilemedim. Faşist hackerlıktan fazlasıyla midesi bulanmış bir toplum olarak, hackerın demokratiğine katlanmaya ne kadar hazırız, bu demokrasinin kriterlerini kim neye göre belirliyor, ayarını tutturamadım. İsmini cismini dahi bilmediğimiz birileri, Amerika'da oturduğu yerden adeta fetva veriyor, bir devletin en meşru iletişim hakkı sayılan resmi web organlarını bloke etmekle tehdit ediyor ve bunun için destekçiler arıyordu...? Anonimlik meselesi ile aramdaki en büyük sorunlardan birisi zaten buydu. Doğrusu hiç ikna olamadım. Neresinden tutsanız elinizde kalacak bir direniş metodu. Bir direniş midir, o bile muamma. Bu çok büyük bir case. En kısa zamanda bunu ayrıca, çok ciddi mecralarda tartışmalıyız. Çünkü bu eylem sonucu doğabilecek resmi savunmanın bedelini kimlerin ödeyeceği dahi henüz belli değil iken, ortalık bir anda mahşer yerine döndü.

Henüz bunun ne kadar sağlıklı bir yöntem olup olmadığını düşünmeye bile fırsat bulamadan Perşembe günü Türkiye'ye ilk saldırılar başladı ve bildiğim kadarıyla birçok resmi web sitesi zarar gördü. Arkasında durur muyum? Durmam. Fakat bazı şeylerin de altını çizmek isterim. Çünkü tam da korktuğumuz şey oldu, deyim yerinde ise kabak bizim vatandaşlarımızın başında patladı. Cumartesiden itibaren Türkiye'nin farklı illerinde evlere bir takım operasyonlar düzenlendi. İlk kapsamlı operasyonda İstanbul'dan 13 genç yaka paça, elleri kelepçeli biçimde gözaltına alındı. Olay Ankara'ya intikal etti ve şu an Türkiye genelinden toplam 32 kişi orada Anonymous'un şımarıklığının cezasını çekiyor. Ortada konuşulacak onca meselemiz varken, ülkenin gündemini tutup internet sansürü gibi olduk olmadık gereksiz yasaklarla işgal eden politikacılara söyleyecek çok şeyimiz var elbet. Bunların hesabını kendilerinden bilahare soracağız. Bu gündemden kendisine hisse çıkartıp zaten demokratikleşme ve insan hakları problemleri olan bir ülkenin resmi yayın organlarını arkadan hançerleyerek ortalığı birbirine geçiren Anonymous ekibine de en az o kadar. Bu etik yoksunu girişim, düpedüz birçok bireysel krize alan açmaktır. Bu çekişmeden ortaya çıkan sonuç, kimsenin ayıbının bir diğerinden daha fazla olmadığı bir intikam sarmalıdır. Geride adeta bıldırcın avlar gibi yakalanmış 32 genç insan, sistemi dahi oturmamış bir hukuki muallaklığın gölgesinde, bekliyorlar. Fakat kimse de size durup dururken saldırmadı. Bu fotoğrafı bizzat sizler çektiniz sayın yetkililer, şimdi karşısına geçip derin derin bakın.

O ülkede siyasi iktidarların tavrından özerk bir Bilişim Bakanlığı kurulması gerektiği konusunda Türkiye Cumhuriyeti mercilerine defalarca kez çağrıda bulunduk. Kurmadınız! Kamusal alanda uyguladığınız hukuki yaptırımların sanal ortam için asla sağlıklı işlemeyeceğini, bu alana dair suç ve ceza kanunlarınızı acilen iyileştirmeniz gerektiği konusunda onlarca kez itiraz ettik. Düzenlemediniz! Ürettiğiniz internet paketlerinin zaten sansür baskısı altında olan Türkiye toplumunda çok daha olumsuz sonuçlar doğuracağının altını çizdik. İlgilenmediniz! Bunun yerine ne yaptınız? Çıkıp TUSİAD Başkanını porno sevdalısı ilan ettiniz, internet kullanımı konusunda hiçbir devlet kontrolü istemeyen vatandaşlarınıza kör cahil muamelesi çektiniz, size bu konuda gelen sayısız yapıcı ve yaratıcı öneriyi elinizin tersiyle ittiniz ve en nihayetinde uluslararası ortamda Anonymous gibi ne yedüğü belirsiz hacker gruplarının bile ilgisini çeker hale geldiniz. Çünkü anormaldiniz. Bunu siz başardınız.

Şimdi aklınızca muhatabı buldunuz. Oh ne ala, hep aynı konfor. Elinizde bir kez daha pırıl pırıl gençler var. O ülkede çok farklı işlerle uğraşmaları gerekirken, sayenizde enerjilerini sizin olduk olmadık yasaklarınızı delmek için harcamış 32 parlak zihin var. Bir kez daha kendinize tek çırpıda yeni suçlular yarattınız, hem ne de kolay, kutluyoruz! Büyük başarıdır, büyük efor ister. Ayrıca geçmiş deneyimlerimizden çokta iyi biliyoruz ki, bu işler için bir dizi de yaptırımınız var. Hakimlerinizin sözü geçer. Fakat unutmayın, kendi kontrolsüzlüğünüzün sonuçlarını bir kez daha bu ülkenin gençlerine ödetmeye kalkarsanız, süreci bir takım insan hakları ihlalleriyle bezerseniz, konuyu nasyonalist bir safa çekip olmadık yaptırımlara hükmederseniz, bizim de uzun tırnaklarımız bir kez daha sizin yakanızda olacak.