5 Aralık 2011 Pazartesi

SALT Galata'da 3 Yeni Sergi / Ekavart.TV

Şahane bir fotoğraf arşivi / SABAH - Nur Çintay


50 yıl boyunca Beyoğlu'nda fotoğrafçılık yapan Maryam Şahinyan'ın olağanüstü arşivi, Tayfun Serttaş sayesinde SALT Galata'da sergileniyor. Her bir fotoğraf karesi üstüne ne cümleler kurulur; sadece ilişkiler, modalar, pozlar değil, tebessümler de değişmiş.

Nur Çintay

İstiklal Caddesi'ndeki Hıdivyal Palas'ın ikinci katında Elios diye bir balık lokantası var. Fena değil. Yunan usulü midyeli saganaki yapıyor, kağıt inceliğinde kabak kızartıyor. Fakat aynı Hıdivyal Palas'ın yine ikinci katında muazzam bir başka dünya varmış meğer, yeni öğrendim: "Hıdivyal Palas'ın ikinci katında, topu topu 15 metrekarelik bir deponun zemininde, üzerine kitap kolileri yığılmış halde, 20 yıla yakın süredir, dokuz büyük koli içerisinde, 1139 kutu dolusu negatif film bekliyordu beni. Unutulduğu yerde, kaybolmuş halde, son bırakıldığı biçimde. Hiçbir karşılaşmanın tesadüfi olmadığına çoktan ikna olmuştum. Şimdi geriye tesadüf olmayan o buluşmaların doğuracağı sonuçlara ikna olmak kalıyordu. İlk andan itibaren tek çıkar yol olduğu açıktı; ya onlara dokunacak -ve de son güne kadar sadece ben dokunacak- ya da onları görmemiş olacak, gördüğüm yerde unutacaktım, unutulduğu biçimde. Böylesi manevi bir yükü sırtlamaya hazırlanmanın yol açtığı vicdani kaygı ve aniden tüm gelecek programları iptal edecek olmanın yarattığı mantık muhasebesini hesaba katmazsak, düşünmem pek uzun sürmedi. O ilk kesişmenin ardından hiçbir şey bana, koliler dolusu İstanbul'dan daha cazip gelmedi. Biz aslında o ilk görüşte birbirimize çoktan tav olmuş, rüyalarımızda başlamıştık bile hikayeyi tersten sarmaya," diyor Tayfun Serttaş.

'STÜDYO OSEP'DE ONUN İŞİYDİ.

Tayfun Serttaş, 1982 doğumlu bir sanatçı, yazar ve araştırmacı. 'Kent Antropolojisi', 'Modernizm ve Kültürel Temsiliyet Olguları Bağlamında İstanbul'da Fotoğraf ve Azınlıklar' konulu tez çalışmaları, azınlıklar temalı pek çok yazı dizisi var. Enstalasyonları Londra'dan Beyrut'a, Paris'ten Frankfurt'a birçok kentte sergilenmiş. Açık arşiv projelerinin ilki 'Stüdyo Osep'ti. O çalışmada, İstanbul'un yaşayan en eski stüdyo ve set fotoğrafçılarından Osep Minasoğlu'nun 80 yıllık hayatı ve 60 yıllık fotoğraf tarihi gözler önüne serilmiş, Minasoğlu'nun külliyatı kendisi hayattayken yeniden üretilmişti. Bu defaysa, 50 yıl kesintisiz fotoğraf çektikten sonra, geride İstanbul'un en benzersiz görsel arşivlerinden birini bırakıp 1996'da hayata gözlerini yuman biri, arşivi gün ışığına çıkarılan. Hayatını fotoğrafa adamış olmasına rağmen, kendi fotoğrafının çekilmesinden hiç hoşlanmayan, sadece dört tane vesikalığı ve bir aile fotoğrafı bulunan, fevkalade mütevazı bir kadın: Maryam Şahinyan.

MERAKTAN GEÇİM KAYNAĞINA...


Şahinyanlar'ın kökü Sivas'a dayanıyor. Maryam Şahinyan'ın dedesi Agop Şahinyan Paşa, Tayfun Serttaş'ın siyasi tarihin en renkli, en kozmopolit meclisi diye anlattığı (üçte bir oranında gayrimüslim milletvekili) 1877 Meclisi Mebusan'ında Sivas mebusu. 1915 baharıyla birlikte tarihin en zor günleri başlıyor. Sivas'ın en güçlü ailelerinden Şahinyanlar, sahip oldukları 30'a yakın köy, beş un fabrikası ve sayısız gayrımenkulu geride bırakıp İstanbul'a göçüyor, Harbiye'de kendi halinde bir apartman dairesine yerleşiyorlar. Maryam Şahinyan'ın babası Mihran Şahinyan'ın fotoğraf merakı Sivas yıllarından. Ama önce bir burjuva genç hevesi olarak başlayan bu hobi, yeni ve zor hayat şartlarıyla geçim kaynağına dönüşüyor. Galatasaray Lisesi'nin köşesindeki handa bulunan Foto Galatasaray'ın hisseleri alınıyor ve Mihran Şahinyan, 1933'te fotoğrafçılık yapmaya başlıyor. Yedi çocuğunun en büyüğü olan 1911 doğumlu Maryam, zaten babaya yardım edip işin inceliklerini öğrenmekte, 1937'den itibaren stüdyoyu tek başına işletmeye başlıyor.

ÖĞLE YEMEĞİ BİR KIRMIZI ELMA

Foto Galatasaray'ın zirve yılları Çiçek Pasajı'nda geçiyor. Dönemin muhafazakar şartlarında kadın fotoğrafçı, kadın müşteriler için avantaj. Ayrıca bütçesi dar olandan ya az para alıyor ya hiç almıyor Maryam Şahinyan. Gösterişten uzak, tevazu içinde bir kadın. Öğle yemeğinde evden getirdiği bir kırmızı elma yiyor. İçine kapalı, yalnız biri. Hiç evlenmiyor, çocuğu yok. Müşterileriyle asgari düzeyde konuşuyor, kendisine soru sorulmasını sevmiyor. Fakat çektiği fotoğraflarla dünyalar kuruyor, dünyaları anlatıyor. 1986'da Foto Galatasaray'ı devrediyor Şahinyan. Arşiv, imha olmasına ramak kala Yetvart Tomasyan tarafından kurtarılıyor. 20 yıla yakın korunuyor. Sonrasında Tayfun Serttaş'ın meşakkatli çalışması geliyor. Ve sonuç, Bankalar Caddesi'nde yeni açılan SALT Galata'da. Muazzam kareler. Yüzlerce. 50 yılın İstanbul'unun aileler, ilişkiler, ifadeler resmigeçidi gibi. Nice yazıdan daha manalı, uzun uzadıya onca laf kalabalığından daha aydınlatıcı. 'Foto Galatasaray' sergisi 22 Ocak'a kadar açık. Kitabı da var, Aras Yayınları'ndan çıkmış, baskısı da çok güzel, alınır. Hatta kapital yazmalı bir kere daha: ALINIR.


Kaynak: SABAH / Nur Çintay - 04.Aralık.2011

Foto Galatasaray / Açık Radyo - Söyleşi

Açık Radyo - Açık Dergi Programı, Gözde Kazaz ve İlksen Mavituna ile Foto Galatasaray üzerine şöyleşi;

3 Aralık 2011 Cumartesi

Galatasaray'ın bütün insanları bu sergide / AKŞAM - Eyüp Tatlıpınar


Karaköy'deki yeni sanat galerisi Salt Galata'nın açılış sergilerinden olan 'Foto Galatasaray'da, 1935-1985 arasında stüdyosunda on binlerce insanı çekmiş Maryam Şahinyan'ın arşivinden bir seçki yer alıyor.

Eyüp Tatlıpınar

Şahinyanlar vaktiyle işlerini Sivas'ın pek çok köyünde sürdüren etkili ailelerden biridir. Değirmenleri, fabrikaları vardır, hayvan ticaretiyle ilgilenirler. Agop Şahinyan 1877'de Meclis-i Mebusan'ın Sivas temsilcisidir. Aile bu nüfuzu nedeniyle 1915 olaylarını kayıpsız atlatır. Cumhuriyet kurulduğundaysa Sivas'ta yaşamalarının koşulları zorlaştığı için İstanbul'a göç ederler. Sivas'taki mülklerinin büyük kısmını satıp Harbiye'de bir apartman dairesine taşınmış, ekonomik zorluklarla karşılaşmışlardır. Mihran Şahinyan dokuz kişilik ailesini geçindirmek için, hobi olarak ilgilendiği fotoğrafçılığı profesyonel biçimde sürdürmenin iyi bir yol olabileceğini düşünür.

Galatasaray'da, yerinde bugün '50. Yıl Anıtı'nın bulunduğu Galatasaray Pasajı'nın en üst katında Foto Galatasaray stüdyosu vardır. 1920'lerin ilk yıllarında iki Balkan göçmeni kardeş tarafından kurulan stüdyonun ortaklarından biri ayrılmak isteyince yerine Şahinyan geçer. Birkaç yıl sonra diğer kardeş de hisselerini Şahinyan'a satar. Mihran Şahinyan ise yine birkaç yıl sonra, 1937'de stüdyoyu kızı Maryam Şahinyan'a bırakır. O sırada Sainte Pulcherie Fransız Lisesi'nde okuyan 1911 doğumlu Mayram Şahinyan böylece okuldan ayrılıp ailesini geçindirmek için, bir daha bırakmayacağı bu işe başlar. 'Kimseyi beğenmediği için' hiç evlenmez. Hayatı boyunca, Birinci Dünya Savaşı yıllarından kalma körüklü makinesiyle fotoğraflar çeker. Müşterisini oturttuğu koltuğu da, stüdyonun halısını da hiç değiştirmez. Yalnızca dört tane vesikalık çektirmek dışında bütün hayatını makinenin arkasında geçirir. Çektiği bütün fotoğrafları, tarihlerini not düşerek özenle arşivler. 1985 yılında stüdyoyu devretmesine kadar... Stüdyo devredilirken arşiv Aras Yayıncılık'ın sahibi Yetvart Tomasyan'ın deposuna taşınır ve 25 yıl kadar sonra, sanatçı ve araştırmacı Tayfun Serttaş kendisini bu 200 bine yakın, tamamı siyah beyaz karenin içinde bulur...

Serttaş'ın, ekibiyle birlikte yürüttüğü iki yıllık çalışmanın ardından düzenlediği arşivden önemli bir seçki bugünlerde Karaköy'deki Salt Galata'da sergileniyor. Benzersiz bir belgesel niteliğindeki arşiv Beyoğlu'nun ve İstanbul'un, buradaki insan çeşitliliğinin zaman içindeki değişimini oldukça iyi yansıtıyor. Rum, Yahudi ve Ermenilerin zamanla azalırken Anadolu'dan göç edenlerin artması gibi... 22 Ocak'a kadar gezilebilecek sergi 2012'de online olarak kamusal katılıma açılacak ve Foto Galatasaray'da fotoğraf çektirmiş on binlerce kişinin kimliklendirilmesine başlanılacak.

Fotoğraf hala gerçeği mi söylüyor?


'Fotoğrafta, hiç kimsenin gerçekte ustası olamayacağı bir yöntem vardır...' Bu gizemli cümle bugünlerde Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan 'Fotoğraftan Sonra' adlı kitaptan... Analog fotoğraftan dijital devrime geçişe uzanan 50 yıllık bir dönemi anlatan kitabı Fransa'daki Georges Pompidou Modern Sanat Müzesi'nin Fotoğraf Koleksiyonu Başkanı Quentin Bajac yazmış. Kitabın tanıtımından bir alıntı; '1960'lı yıllarda Instamatic Kodak ve Polaroid'in gelişiyle fotoğraf amatörlerin eline geçer. Aynı dönemde basın fotoğrafı, televizyonun yükselen hükümdarlığı ve fotoğraf hakları sıkıntılarının karşısında, yayın kuralları yeniden belirlenir: Yeni ajanslar kurulur, yeni bir 'auteur' röportaj tarzı ortaya çıkar. Fotoğrafa ayrılan müzeler ve büyük bienallerin oluşturulmasıyla, fotoğraf kendi adını sanat tarihine kesin olarak yazdırır. 'Fotoğrafın estetik ve sosyal gelişimini inceleyen Bajac, görüntülere doymuş 21.yüzyılda aracın otoritesini sorguluyor: 'Fotoğraf hala gerçeği mi söylüyor?'

Kaynak: AKŞAM / Eyüp Tatlıpınar - 3 Aralık 2010

Pisa

2 Aralık 2011 Cuma

SENTIERI URBANI

Un progetto della Fondazione Teseco per l’Arte e del Comune di Pisa e promosso dalla Regione Toscana, dalla Provincia di Pisa, in collaborazione con SAT Aeroporto Galileo Galilei Pisa, mcm&partners, con il patrocinio della Fondazione Bevilacqua La Masa. L’iniziativa rientra nel Progetto Locale 2011 sulle culture contemporanee presentato dalla Provincia di Pisa e finanziato dalla Regione Toscana.

A project of Fondazione Teseco per l’Arte together with the Municipality of Pisa, promoted by Regione Toscana and Provincia di Pisa, in collaboration with SAT Galileo Galilei Pisa Airport, mcm&partners, with the patronage of Fondazione Bevilacqua La Masa. This event is included in the Local Project 2011 on contemporary cultures, presented by Provincia di Pisa and sponsored by Regione Toscana.

Il progetto Sentieri urbani prosegue le iniziative della Fondazione Teseco per l’Arte e del Comune di Pisa, curate da Stefano Coletto, che prevedono il coinvolgimento di giovani artisti in residenza provenienti dall’area del Mediterraneo orientale nello spazio urbano della città.

I “sentieri urbani” sono le vie di comunicazione che dal centro cittadino conducono alle zone più periferiche, allo spazio ibrido costituito da aree industriali o in trasformazione, ai porti, agli spazi coltivati o marginali. Si tratta di superare le mura, metaforicamente e materialmente, superare la condizione che ci permette di stare attorno ad un luogo caratterizzato da una identità culturale che appare stabile. Agli artisti invitati Ahmed Badry, Hasan Salih Ay, Tayfun Serttaş si chiede di provare ad esplorare questi spazi, ideando dei progetti che siano forme di connessione e apertura culturale e sociale per immaginare possibili direzioni di sviluppo e trasformazione. Il Mediterraneo è oltre le mura.

Oltre a questi artisti illustrerà il suo lavoro e la sua ricerca Randa Mirza, fotografa e videomaker libanese selezionata per il progetto di residenze d’artista RESIDENZAITALIA 2011 reso possibile grazie al contributo di FARE che ha offerto un grant destinato alle residenze italiane appartenenti alla rete www.artinresidence.it piattaforma dedicata ai programmi di residenza in Italia e all’estero per artisti e curatori, nata da un’idea di FARE in collaborazione con Open Care e con il contributo di Fondazione Cariplo, NABA - Nuova Accademia di Belle Arti, GAI - Associazione Circuito Giovani Artisti Italiani. Il progetto di Randa Mirza verrà realizzato (2012) in collaborazione con la Fondazione Bevilacqua La Masa di Venezia. Randa Mirza declinerà la metafora dei sentieri urbani tra Pisa e Venezia.

The project Urban Paths, curator Stefano Coletto, continues the initiatives of Fondazione Teseco per l’Arte together with the Municipality of Pisa. Urban Paths includes the involvement of young artists in temporary residency coming from the eastern Mediterranean area to the urban space of the city. “Urban paths” are the roads that link the city centre to the suburban areas, to the hybrid space of the industrial outskirts and areas on the making, to ports, to fields and outer spaces. The aim is to rise above the city walls, metaphorically and physically speaking, in order to get over the condition that allows us to be around a place with a cultural identity that seems basically stable.

The artists here in residency, Ahmed Badry, Hasan Salih Ay, Tayfun Serttaş are asked to explore these spaces, creating projects that can be seen as forms of connection and cultural and social openness in order to imagine possible directions of development and transformation. The Mediterranean is beyond the walls.

In addition to these artists, Randa Mirza, photographer and video maker from Lebanon will present her work and research. Randa Mirza has been selected for the project artists in residency RESIDENZAITALIA 2011, thanks to the contribution of FARE, which has offered a grant for the residencies included in the network www.artinresidence.it, a platform dedicated to the residency programmes in Italy and abroad for artists and curators. It is a creation of FARE, in collaboration with Open Care and with the contribution of Cariplo, NABA Nuova Accademia di Belle Arti, GAI- Associazione circuito Giovani Artisti Italiani. Randa Mirza’s project will be carried out in collaboration with Fondazione Bevilacqua La Masa, Venice (2012). Randa Mirza will explore the metaphor of urban paths between Pisa and Venice.


29 Kasım 2011 Salı

Archive presents a half-century of Istanbul's faces / Hurriyet Daily News - Hatice Utkan


Salt Galata is currently hosting a project by artist and researcher Tayfun Serttaş. The artist is aiming to discover the cultural heritage of Istanbul via the photographic archive of Armenian photographer Maryam Şahinyan.

Hatice Utkan

A great lover of heritage and history, artist Tayfun Serttaş is shedding light on Istanbul’s demographic past with a new project at Salt Galata focusing on long-time photographer Maryam Şahinyan.

The project is based on the revisualization of the complete professional archive of Şahinyan, who was born in the Central Anatolian province of Sivas in 1911 and died in Istanbul in 1996. Şahinyan worked as a photographer at her modest studio called Foto Galatasaray uninterruptedly from 1935 until 1985. The archive is a unique inventory of the demographic transformations that occurred in the socio-cultural map of Istanbul after the declaration of the Republic and the historical period it witnessed; it is also a chronological record of an Istanbul-based female studio photographer’s professional career.

Serttaş told the Hürriyet Daily News that he did not find Şahinyan, but that she found him. “I knew that there was an archive like this. I knew that the person who bought the Studio Galatasaray after Maryam moved to Üsküdar. Then he left the city and left the archive. My publisher, Yetvart Tomasyan, told me that there was a closed archive.”

The archive waited for a long time before Serttaş found it. “I took the archive in 2009,” he said.

Serttaş is also a researcher who works on visual archives. “During my education, which focused on cultural anthropology, I worked with lots of archives. My

dissertation was called ‘Photographs and Minorities in Istanbul as a Means of Cultural Representation in the Process of Modernism,’” he said.

Making art out of such research and images is Serttaş’s latest project. Because there are close to 200,000 images in Şahinyan’s archive, the task of presenting them is difficult, he said.

Who was Maryam Şahinyan?


Beyond the fact that she was a photographer and owned a studio, there is little information about Şahinyan. “We know that she went to the studio every single day, we know that she ate one apple every day at noon and that she returned home,” Serttaş said.

Şahinyan, an Ottoman Armenian, was born in 1911 at Şahinyan Konağı (Camlı Köşk), one of the most impressive civil structures in Sivas. Her grandfather, Agop Şahinyan Paşa, represented Sivas in the first Ottoman Parliament (Meclis-i Mebusan), which was established in 1877. Born with the social privilege inherent to a grandchild of a member of parliament, Şahinyan’s life took an unexpected turn when, as a child, she witnessed the historical events of 1915.

Armed with the wooden bellows camera her father originally took over from a family that immigrated from the Balkans in the aftermath of World War I and the black-and-white sheet film she continued to use until 1985, Şahinyan, in a sense, arrested time – both against the technological advancements photography was experiencing and contemporary trends. In the end, she created an unparalleled visual coherence without compromising her technical and aesthetic principles. Throughout her professional life, Şahinyan wore a white coat and black over-sleeves to protect her clothing, according to Serttaş.

“When she retired from the studio in 1985, Şahinyan left behind a unique visual archive made up of approximately 200,000 images. She passed away at

her home on Hanımefendi Sokak in Şişli in 1996 and is buried in the Şişli Armenian Cemetery,” said Serttaş.

Women in the studio

The photography archive features many photographs of women, according to Serttaş.

“This was because of Maryam,” said Serttaş, adding that women went to her for pictures with their nice dresses or with their swimsuits. Priests or nuns, meanwhile, went had pictures taken with their crosses.

It is very important to have an archive like Şahinyan’s, said Serttaş. “For example, these photographs also provide a cultural and historical heritage because we have always had problems in terms of having an archive in Turkey … on cultural issues.”

Şahiyan’s photographs, however, now provide such an archive, the artist said. “It shows us the lifestyle of people; we can discover how these minority people lived during that era.”

Noting that most people always thought Armenians or minorities in Istanbul lived a rich life, Serttaş said, “The photos lead us to learn more about the lives of minorities; there were lots of people who had damaged clothes and so on.”

The photographs mostly depict Greeks. “These photos show what we have lost,” he said.

Discovering Foto Galatasaray

Foto Galatasaray was never as visible as some of the more elite photography studios that have been famous since the 19th century, such as Phebus, Andriomenos or Sabah, Serttaş said.

The studio, however, survived because it appealed to the lower and middle classes.

Şahinyan was a devout woman, and her identity created a closely-knit circle that determined the sociological basis of Foto Galatasaray’s clientele, setting it apart from Istanbul’s other studios.

Except for four understated passport photos, no photographs exist of Şahinyan herself, who throughout her life remained behind the camera, scrupulously taking hundreds of thousands of photographs, retouching them, and painstakingly numbering and dating each film she developed. Spanning half a century, her work impartially traces the ethnic, social, cultural, religious and economic transformations taking place at the center of the city.

After the present exhibition, the archive will be opened to everyone via the Internet, said Serttaş.

A new period will start for the archive. “People will be able to tell if they know these people, and every photo will assume a [new] identity,” he added.


Kaynak: Hurriyet Daily News / Hatice Utkan - 29 November 2011