8 Eylül 2009 Salı
26 Ağustos 2009 Çarşamba
Türkiye'den videolar Berlin'de! Anlatının Tamamlanamazlığı, video gösterimi!

Berlin'in önemli sanat mekanlarından biri olan, e-flux'ın 2006 yılında Platz der Vereinten Nationen 14a adresinde açtığı, o günden beri sayısız gösterim ve seminere ev sahipliği yapan "The Building", 25-26 Ağustos tarihlerinde izleyici ile buluşacak "Aufwiedersehen Berlin! / Hoşçakal Berlin!" isimli program ile kapanacak.
Kapanış programında ayrıca " Anlatının Tamamlanamazlığı" isimli 1 saatlik, Temps mort kavramı etrafında
Aslı Çavuşoğlu, Burçak Kaygun, Erinç Seymen, Helin Anahit ve Tayfun Serttaş'ın eski veya yeni işlerinden oluşan bir video seçkisi de bulunuyor..
Temps mort, postdiegetic sinemasal mekanı tanımlar ve ona asılı kalır; “asil” olay bittikten ya da geçtikten sonraki ana dayanır.
Bu gösterim, bir dizi video aracılığıyla, "yeni medya" videoya yeni perspektifler sunmayı amaçlıyor. Aykan Safoğlu’nun moderasyonuyla gösterilecek bu videoların hepsi sinemasal dilin modernist anlayışıyla çözümlenebilir. Peki çağrıştırdıkları herşeyi de modernist bir diyalektik sayesinde okuyabilmek mümkün mü? Temps mort kavramı vesilesiyle bu video anlatılarını inceleyip, bu anlatıların imgenin ölebilirliğini görmezden gelebilmek için yeni olanaklar sağlayıp sağlayamadıklarına bakacağız.
Gösterim ile ilgili daha detaylı bilgi için irtibata geçeblirsiniz.
http://www.e-flux.com/shows/
görsel kredileri:
Çekim # 1, Erinç Seymen, 2006
Sevgili Seyirciler için Küçük Bir Gezi Programı, Aslı Çavuşoğlu, 2009
Sus, Sessiz ol, Helin Anahit, 2008
İnce Buz Üzerinde, Burçak Kaygun, 2008
Öteki ve Ötesi, Tayfun Serttaş, 200522 Ağustos 2009 Cumartesi
incompleteness of the narrative

This screening is an experiment with a set of videos, which aims to bring new perspectives into the so-called new medium video. All of the videos, those will be screened in 30 minutes with the moderation of Aykan Safoglu, can be subject to a modernist understanding of the cinematic language. Is it really possible to read all their associations through a modernist dialectic? In the light of the term temps mort, we will have the opportunity to examine these video narratives, whether they have a potential to assign new possibilities of reading the image in order to overlook the deadness of it.
The temps mort defines and lingers upon postdiegetic cinematic space; it rests upon a scene after the "main" action has finished or has moved on:
As space and time are so formally and thematically connected in cinema, it is also obvious to say, that the medium video shares this same characteristic of cinema.
When the people have left the frame, the action fades away, leaving us with a non-anthropocentric image of the world. The “dead time” description is in at least one sense misleading. It is not time, or space, which is dead; these violent primordial forces are never more alive and devastating than at such moments. Where are those moments in the contemporary video art?
We will try to examine the videos of Asli Cavuşoğlu, Burçak Kaygun, Erinç Seymen, Helin Anahit, Tayfun Serttaş, and Yaratıcı Direniş, through the lens of Deleuze's philosophy, whereas the modernist language to interpret the video may also be deconstructed.
Wednesday, 26 August 2009 | |
| Time: | 20:00 - 21:00 |
| Location: | the building |
| Street: | platz der vereinten nationen 14a |
| Town/City: | Berlin, Germany |
18 Ağustos 2009 Salı
Geçersiz Sebep/Yeterli Neden - Unsound Reason/Adequate Cause

Sanatçılar: Gökçen Cabadan, Aslı Çavuşoğlu, Gökçe Çelikel, Nazım Hikmet Richard Dikbaş, Mert Öztekin, Tayfun Serttaş, Güneş Terkol
NON'ın açılış sergisi "geçersiz sebep / yeterli neden", muhakeme yeteneğimizin dönüşümünü farklı tarihi dönemlerde, yetişkinlik süreçlerinde, bazen iç gözlemlerle, bazen majör açılımlarla ele alan 7 işi bir araya getiriyor.
Gökçen Cabadan "hepimiz et ve kanız" adlı enstalasyonunda, herhangi bir sağlık ansiklopedisinde karşılaşabileceğimiz, yüz derisinin bir kısmı soyulmuş mükemmel görünüşlü bir çocuğun portresini ve saldırgan bir ifade verilmiş olan doldurulumuş bir gelinciği bir arada bize sunuyor. Aslı Çavuşoğlu, 18 "komik" videodan oluşan işinde, başkalarının ızdırabına gülmek üzerine kurulu güldürü videolarının baş rollerinde oynayarak karşımıza çıkıyor. Gökçe Çelikel, tablosuna kendi model oluyor ve ergenlik çağını çağrıştıran puantiyeli çorap, sahte inciler ve koyu renk fondöten ile poz veriyor. Nazım Hikmet Richard Dikbaş, yaratma sürecinin doğuş anına dikkat çekmek üzere yola çıktığı "9 Araba Bekliyor" adlı yerleştirmesinde bu zamansal, çok katmanlı ve sürekli kendini tekrar eden yapıyı haritalayan bir mekan kuruyor. Mert Öztekin, niçin Roma İmparatorluğu'nda yaşamış insan sayısından daha fazla insanın Roma İmparatorluğu konulu filmlerde oyunculuk yapmış olabileceğini araştırıyor. Tayfun Serttaş "Seni Seviyorum" adlı heykelinde, Sabiha Gökçen üzerine üretilen etnisite tartışmasının, yakın tarihimizin en acı verici cinayetlerinden birisine uzanan öyküsünü keskin ve mesafeli bir dille sorguluyor. Güneş Terkol, kreşte çekilmiş bir fotoğrafından yola çıkarak yaptığı "kendilerine değil birbirlerine" adlı işinde Yerli Malı Haftası meyvelerinden yapılmış maskelerin altındaki çocukların bakışlarındaki şaşkınlığı izleyici ile paylaşıyor.
--------------------------------------------
Artists: Gökçen Cabadan, Aslı Çavuşoğlu, Gökçe Çelikel, Nazım Hikmet Richard Dikbaş, Mert Öztekin, Tayfun Serttaş, Güneş Terkol
NON’s opening exhibition “unsound reason / adequate cause” brings together 7 works that trace the transformation of our judgment skills with introspections and major openings into different historical ages and the processes of adulthood.
In his installation titled “we are all flesh and blood”, Gökçen Cabadan combines a standard image from a health encyclopaedia, the portrait of a seemingly perfect child with a section of his facial skin peeled off to reveal the inner structure of the section, in juxtaposition with a stuffed weasel in an attacking posture. Aslı Çavuşoğlu stars in all the 18 “funny” videos her work is composed of, which are based on the idea of schadenfreude, or laughing at other people’s suffering. Gökçe Çelikel becomes the model of her painting and poses with dotted tights, fake pearls and dark foundation, suggesting adolescence. Nazım Hikmet Richard Dikbaş’s installation 9 Coaches Waiting sets out to focus on the moment of genesis in the creative process, constructing a space mapping this temporal, multilayered and repetitive structure. Mert Öztekin investigates how a higher number of people than the population of the Roman Empire itself managed to star in films based on the Roman Empire. In his sculpture titled “I Love You”, Tayfun Serttaş’s sharp and remote discourse interrogates the story of how a discussion on ethnicity about Sabiha Gökçen led to one of the most painful murders of our recent history. In her work titled “not for themselves but for each other”, based on a photograph of the artist at nursery, Güneş Terkol shares with the viewer the surprised look on the children’s faces, hiding behind masks made of fruit for the Home Produce Week.
21 Temmuz 2009 Salı
9 Temmuz 2009 Perşembe
Lale Müldür'ü Nasıl Bilirdiniz?
6 Temmuz 2009 Pazartesi
Sanat Yapıtı Olarak ‘Kitap’

‘Sanatçı Kitabı’ ya da ‘Sanat Yapıtı Olarak Kitap’ birçoğu için oldukça yeni bir kavram. Bu üretim biçiminden tam olarak neyi anlamak gerekiyor?
Sanatçı kitabı, sanatçının kitaba mekan muamelesi yaptığı, kitabı başlı başına bir iş olarak öngördüğü üretim biçimlerini kapsıyor. Burada yapılmış, bitmiş herhangi bir işi belgeleyen basılı bir malzeme ya da katalogdan söz etmiyoruz. Sanatçının kendini ifade edebilmek için doğrudan basılı malzemeye başvurduğu bir üretim biçimi. Ortaya koyulabilmek için kitap mekanına ihtiyaç duyan türden üretimler.
Kitabın, sanat yapıtı olarak kullanımı ne zamana dayanıyor?
Bu sorunun cevabı tarih boyunca çok net olamamış. Ancak bugün, kitabın bir mekan olarak sanatsal kullanımını 18. Yüzyılın sonlarında ortaya çıkan bir disiplin olarak tanımlıyoruz. İlk örnekler, ressamlarla yazarların işbirliği olarak 1780’ler de Fransa’da görülüyor. Bunlar elle üretilen, çoğu tek kopya olarak hazırlanan, oldukça elitist bir zümreye hitap eden ve yüksek sanat grubuna dahil eserler. Ancak bu durum, sürekli dönüşen form ve kullanımlarla günümüze ulaşmış.
Stephane Mallarme bu dönemin önemli isimlerinden?
Bu anlamda Mallarme çok önemli. Kendi kitaplarının hem grafiğine hem de sayfaların içindeki sekanslara müdahale etmesi çok belirleyici. Ancak bazı tarihçilere göre sanatçı kitabı olarak kabul edilen ilk yapıt, Laurence Sterne’nin The Life and Opinions of Tristram Shandy, Gentleman isimli eseri. Bu yapıt ilk sanatçı kitabı olarak sayılıyor çünkü içerisinde o güne kadar hiç akla gelmemiş müdahaleler var. Tuhaf, tanımsız şekiller, içerisinde hiç yazı bulunmayan simsiyah sayfaların müdahalesi ile bilindik yapıyı kırmaya başlıyor.
Sonraki dönemler olağanüstü hızla kullanımlar çeşitleniyor?
1920 ve 30’lara geldiğimizde Bauhaus okulları çok önemli. 2. Dünya Savaşı sonlarında, Bauhaus mimarları Nazi Almanyasına karşı yoğun politik mesaj içeren sanatçı kitapları üretmeye başlıyorlar. Almanya da basımı mümkün olmayan bu yapıtlar, Güney Amerika’da basılıp ülkeye geri sokuluyor. Bu dönemde sanatçı kitabı, ciddi bir muhalif ve politik misyon kazanıyor. Bu konu Fransa ve Almanya’da hala çok önemli. Beklenmedik bir coğrafya olarak Güney Amerika’da çok önemli. Oradaki kullanımı çok daha sert, eleştirel ve politik olmuş.
1960’lar sonrası Kavramsal Sanat’ın da devreye girmesi ile sanatçı kitabının farklı bir zemine çekildiğinden bahsedebilir miyiz?
60’lar sonrası başlayan Fluxus, Mail Art gibi akımlarla birlite çok daha çabuk üretim ve dolaşım döneminin başladığını söylemek mümkün. Lucy Lippard, Sol Lewit bu alanda çok önemli isimlerden. Başlangıcındaki o elitist tavır, bu tarihlerden itibaren sivilleşiyor. Küçük fanzinler, setler, serigrafi yöntemi ile yapılmış kitapçıklar gibi bir an evvel, çabucak dolaşıma girecek üretimler başlıyor. Bu dönemde yapılan iş illa ki politik olmak zorunda değil, çok daha geniş bir uygulama alanı bulması açısından belirleyici. Günümüze uzanan ve çok sayıda üretimi esas alan tavırda bu yıllarda şekilleniyor diyebilirim.
Çıkış dönemine geri dönersek, özellikle ressam - yazar işbirliği açısında aklıma çok erken örnekler geliyor. Örneğin eski inciller, elyazmaları ve minyatürler gibi resimli kullanımları sanatçı kitabı olarak düşünmek mümkün mü?
Masist Gül bağlantılı olarak şöyle bir cevap verebilirim. Yaptığı bir tabela çalışmasında insan figürleri ile yazı yazmıştı. Abisi sergide bu çalışmayı gördüğünde, direk olarak bunun Ermeni kaligrafisi olduğunu söyledi. Kuş ve hayvan figürleri ile harfler oluşturmak Ermeni kaligrafisinde çok sık rastalanan bir gelenek. Ancak bu ilişki üzerinden bir saptamada bulunmak çok zor. Örneğin dinsel amaçlarla yapılmış tarihi bir üretime, sanatçı kitabı demek ya da o eksende bir değerlendirmeye almak öncelikle yapılış amacından ve fikrinden dolayı bana çok olası gelmiyor. Diğer taraftan, ben bu konunun akademik olarak uzmanı değilim. Kendi sanat pratiğimde yaptığım birşeyken, burada da başkalarıyla birlikte, başkaları için yapma arzusundan ortaya çıktı BAS. O nedenle ki, bu boyutuyla ilgili net bir bilgim yok.
Sanatçı kitaplarının, sanat tarihi içerisindeki belirsizliği de bu alan üzerine söylem üretmeyi zorlaştıran bir etken olsa gerek?
Sanatçı kitabının, bir disiplin olarak şu ana kadar ehlileşememesinin ve sanat tarihi tarafından yutulamamasının tek sebebi bana göre şuna dayanıyor. Sanat tarihine baktığınız zaman tüm akımların bir patlama dönemi oluyor ve böylelikle tarih içerisinde bir yere oturuyor. Böyle bir hafızanın içerisinde bir bakıyorsun, sanatçı kitabı hep var ama hep paralel ilerlemiş. Sınırlı bir dönemde tüketilip, bir döneme ait bir üretim pratiği olarak tıkanıp kalmamış, zaten çok heyecanlı olan şey bu. Kendi içerisinde evirilerek, devirilerek, devrimleşerek başmbaşka bir alan yaratmış.
Sanatçı Kitaplarının Türkiye’deki geçmişini ve üretimini nasıl buluyorsun?
BAS’ın arşivine baktığınız zaman, Türk sanatçılardan gelen malzemenin sayısal olarak orantısızlığı çok düşündürücü. Türkiyeli sanatçıların ürettiği sanatçı kitabı oldukça az. Birtakım üreten ve üretimlerle birbirimizi bulduk. Eminim benim ulaşamadığım kitaplarda vardır ama bildiğim karadıyla sürekli olarak kimse uğraşmamış bu mesele ile. Kavramsal dönemde birtakım üretimler var ancak bir disiplin olarak Türkiye’de kendi alanını yarattığından söz edemeyiz.
Kitap tasarımlarının ya da tasarım kitapların, ‘sanatsal’ olana git gide daha çok yaklaştığı bir ortamda, eline bu türden bir malzeme geçen okuyucu, bunun bir sanatçı kitabı olup olmadığı ayrımına nasıl varmalı?
Bir çalışmanın sanatçı kitabı olarak tanımlanabilmesi için belirleyici olan tek şey, o işin otonom biçimde var olabilmesi. Bir şeyin dokümantasyonu, belgesi, ilüstrasyonu vb. taşıyıcısı olmaması gerekir. Örneğin bir sanatçının işlerini örnekleyen ya da o sanatçı hakkında yazılmış kitaplar dahi karşımıza gelebiliyor. Bunların hiçbirisini sanatçı kitabı olarak düşünemeyiz. Diğer taraftan tasarım odaklı yada kendisi tasarım olan kitaplar var ama bunlarda sanatçı kitabından farklı bir yerde duruyor. Baştan sona sanatçısı tarafından “tasarlanan” içeriğinin kitap biçimini talep ettiği bir sanat yapıtı diyebiliriz sanatçı kitabı içinö yada kısaca sanat yapıtı olan kitap.
BAS’ın bir uzantısı olan Bent serisi, günümüz sanatçı kitaplarını üreten bir girişim olarak nasıl bir yapılandı?
BAS tek kişilik bir girişim olmakla birlikte sanatçı kitabı ve basılı malzeme üretimlerini kolektif birimlerle yürütüyor. Bent, Philippine ile beraber başlattığımız bir proje. Daha net bir tanımla Bent, BAS ve sanatçı Philippine Hoegen ortaklığı ile gerçekleştirilen sanatçı kitapları serisi. Her ikimiz içinde kitaba mekan muamelesi yapma fikri, kitabın bağımsız bir sanat yapıtı olabilmesi ve üretim sonrası belirli bir kurumdan ve zaman diliminden bağımsızca seyircisini bulabilmesi çok heyecan vericiydi. 2005’de bir araya geldik ve 2006’ da üretime başladık.
Bent bu güne kadar ne gibi üretimler yaptı? Üretimlerinde nelere dikkat ediyor?
Bent serisinin ilk kitabı Bent 001, Mayıs 2006’da ilki yayınlanan 6 bölümden oluşan Masist Gül’ün ‘Kaldırım Destanı – Kaldırımlar Kurdunun Hayatı’ adını verdiği el yapımı mecmuası oldu. Sanatçının öngördüğü gibi her ay bir sayı olmak üzere 6 farklı kitaptan oluşan mecmuanın tüm sayılarını Bent 001 olarak aslına sadık kalarak yayınladık. Daha sonra İkinci kitap Bent 002, sanatçı Aslı Çavuşoğlu tarafından hazırlandı. Takip/Poursuite, iki Fransızca –Türkçe, bir Japonca-Türkçe dil kullanma kılavuzundaki hazır cümlelerden ‘yapılmış’ bir polisiye. Bent 003 Şubat 2007‘de çıktı. Sanatçı Emre Hüner kitabın ilk bölümünde anakronistik bir şekilde bir araya getirdiği nesnelerin çizimlerinden görsel sözlük oluşturdu, kitabın ikinci bölümünde sanatçı sadece bu parçaları kullanarak disoptik sahnelerden oluşan ve doğrusal olmayan bir hikaye kurguladı. Bent004 : Sahil Sahnesi Sesi , yada kısa adıyla SSS, bir keşfi paylaşma denemesi olarak değerlendirilebilir. Sanatçı Cevdet Erek okuyucuya sahilin nasıl taklit edilebileceğini ve bu taklidin kişisel bir eylem veya bir gösteri olarak nasıl yapılabileceğini detaylı olarak tarif ediyor, yöntem ve donatınin yanisira gerekli ruh halinden de hassasiyetle bahsediyor. Son olarak geçtiğimiz 30 Mart da Bent 005 in tanıtımını yaptık. Sanatçı kollektifi Atılkunst tarafından hazırlanan Kılavuz sanatçıların kendi cümleleriyle ‘Kılavuz, Türkiye'de seviye atlamak, bir yere yerleştirilmek ve geçiş yapabilmek için verilmesi gereken sınavların tümünden oluşmuştur’.
Son olarak, BAS’ı ziyaret eden izleyicilere neler önerirsin?
BAS için üretim kadar arşivde çok önemli. Dünyadan ve Türkiyeden sanatçı kitaplarının toplandığı, sürekli yeni işlerin eklendiği bir koleksiyonumuz var. BAS’ın açık olduğu saatlerde içeriye giren herkes koleksiyondaki kitaplar ile istediği kadar zaman geçirebilir. Mekandaki sürekli sergi halini, kitapların birbiri olan ilişkisini ve gelen kişinin birçok yapıtla aynı anda karşılaşmasını ve olası ilişkiyi çok önemli buluyorum.
Masist Gül, şiir, resim, kolaj, bakır üstüne çizim gibi çeşitli çalışmaların yanı sıra 80’li yılların başında ‘Kaldırım Destanı – Kaldırımlar Kurdunun Hayatı’ adını verdiği ‘aylık mecmua’ biçiminde 6 kitaplık bir dizi tasarladı. Gül’ün ölümünden sonra Banu Cennetoğlu ve Philippine Hoegen’in girişimleri ile Bent serisinin ilk 6 kitabı olarak yayınlanan mecmualarda Gül, 1905 ile 1978 yılları arasında yaşayan Kaldırım Fahri adlı bir kabadayının şiddetli ve sert yaşam hikayesini çizgi roman tarzında resmediyor. Kaynak: AGOS Kitap / Kirk, Sayı: 8 Haziran 2009 / Tayfun Serttas


