14 Aralık 2011 Çarşamba

AFTER THE END by Akram Zaatari

AFTER THE END
By Akram Zaatari
SALT Beyoğlu - İstanbul


Studio photography is a phenomenon of the 20th century. It is a work tradition that has marked people's lives for more than 150 years, leaving a wealth of descriptions of people's faces, postures and attitudes. What can be done with this material? How valuable is it? In this presentation, Akram Zaatari will discuss aspects of studio photography in relation to geographic specificity, showing samples of his work on the studio Van Leo, Cairo, and Studio Shehrazade, Saida, Lebanon.

Zaatari’s practice is tied to the practice of collecting. He is a co-founder of the Arab Image Foundation (Beirut, 1997) and has been since researching photographic practices in the Middle East, examining how photography has shaped notions of aesthetics, postures and social codes. Interested in looking at the present through a wealth of past photographic records, since 1999, Zaatari has been focusing on the archive of Studio Shehrazade, studying, indexing and presenting the work of photographer Hashem el Madani (b. 1928) as a register of social relationships and photographic practices.
























İstanbulluları hüzne boğabilir / RADİKAL - Lara Fresko


Salt Galata'daki 'Foto Galatasaray' sergisi, 1935-1985 arasında kadın fotoğrafçı Maryam Şahinyan'ın stüdyosundan geçmiş azınlıkların hikâyelerini gözler önüne seriyor. Sergiyi hazırlayan Tayfun Serttaş, "Bu arşiv bir mucize" diyor.

Lara Fresko

Tayfun Serttaş yıllarca emek verip temizlediği, taradığı ve arşivini tasnif ettiği Foto Galatasaray arşivini Salt Galata’nın ilk sergilerinden birinde kamuya açıyor. Serttaş, sergiden sonra çevrimiçi olarak da kamuya açılacak olan fotoğraflar sayesinde İstanbul’un azınlık tarihine dair katılımcı bir veri bankası oluşturmayı tasarlıyor. Kendisiyle çalışma sürecinden, Foto Galatasaray’ın fotoğrafçısı Maryam Şahinyan’dan ve bu arşivin anlamından bahsettik.

Salt Galata’da açılan ilk sergilerden biri Maryam Şahinyan ve Foto Galatasaray. Biraz bu projeden bahseder misiniz?

İstanbul’un bir elin parmaklarını geçmeyen kadın stüdyo fotoğrafçıları arasından arşivi bugüne eksiksiz olarak ulaşabilen bir kadın stüdyo fotoğrafçısı Maryam Şahinyan. Foto Galatasaray, 1935’ten 1985 yılına kadar kentin göbeğinde, Beyoğlu Galatasaray’da gözlerden ırak halde süregiden bir tanıklığın bugüne kalan mucizesi... Bu açıdan hem bir ilk hem de son çünkü ondan bir tane daha yok.

Maryam Şahinyan, 1930’ların ortasından 1980’lere kadar Beyoğlu’nda stüdyo fotoğrafçılığı yapan bir kadın. Cumhuriyet’in ve İstanbul’un neredeyse her safhasına şahit olmuş. Bu şahitliği bir fotoğraf makinesiyle yapmış olmasının önemi nedir?


Maryam Şahinyan İstanbul tarihinin gördüğü en mutevazı kadınlarından birisi olmalı. Yarım asır boyunca bir gün dahi aksatmadan Şişli’deki evinden yürüyerek gidip geliyor stüdyoya, her öğlen yalnızca bir kırmızı elma yiyor, siyah iş önlüğünü ve kolçaklarını hiç çıkartmadan, 1. Dünya Savaşı’ndan kalma körüklü kamerasıyla, 1985’e dek siyah beyaz fotoğraf çekmeye devam ederek, sessizce, fark edilmeden sürdürüyor bu işi... Tarihin uzak coğrafyalarda unuttuğu bir bilge gibi Maryam Şahinyan. Onun gerçek olduğuna inanamıyorsunuz. Böyle bir titizlik arşivdeki, hiç evlenmemiş, hiç çocuğu olmamış fakat diğer yandan onun annelik içgüdülerini seziyorsun arşiv kutularının üzerinde. Ben çok fotoğraf arşivi gördüm ama böyle çeyiz dizer gibi her birisi tek tek numaralandırılmış, aralarına pelür kâğıtları serilmiş, yarım asır boyunca dokusunda tek bir değişiklik olmayan arşiv görmedim. Onun kadın kimliği stüdyonun kimliğini de belirleyen öncelikli etmen. Bir diğer etmen kuşkusuz Ermeni olması. Aynı zamanda inançlarına bağlı yapısından dolayı stüdyonun tutucu bir havası olduğunu da unutmamak lazım. Tüm bunlar aslında onun tanıklığının perspektifini belirliyor. Maryam bize bir pencere açıyor. Aslında en çok Cumhuriyet sonrası orta sınıf gayrimüslim kadınların İstanbul’unu izliyoruz bu arşivde. Bu kültürel dokunun hangi koşullar altında korunmaya çalışıldığı, hangi tarihlerde dönüştüğü, hangi tarihlerde neredeyse tümüyle ortadan kalktığını izliyoruz. Büyük travmaların geride bıraktığı küçücük bir kesimin son dönemde verdiği varoluş mücadelesini izliyoruz. Sene 1970’ler, Maryam’ın stüdyosuna girince kazaklarının altında sakladıkları haçlı kolyelerini göğüslerinin üzerine çıkartıyor, saçlarını döküyor, omuzlarını açıyor bu kadınlar. Foto Galatasaray içerisi, orayı içeri yapan Maryam’ın ta kendisi. İşte burada biz ‘içeriyi’ izliyoruz. Çok buruk, çok kırılgan, çok zarif, benim hâlâ kalbim sızlıyor izlerken.

Sizi aslen bir sanatçı ve araştırmacı olarak tanıyoruz, bu sergideki rolünüzü anlatır mısınız?


Foto Galatasaray’ın bir proje olarak bugüne taşınmasının en büyük destekçisi ve de sürecin en yakın tanığı Vasıf Kortun, sergiye paralel olarak Aras Yayıncılık tarafından basılan ‘Foto Galatasaray/ Studio Practice by Maryam Şahinyan’ kitabı için yazdığı ‘Arşiv Bekleyemez’ isimli önsözde benim rolümü şöyle açıklıyor: “Serttaş, projenin ana muhatabı olarak birkaç rol üstlendi: İki yıl boyunca asistanlarıyla birlikte negatifleri temizleyen, sabitleştiren, dijitalleştiren ve dijital olarak onaran bilimci restoratör; Maryam Şahinyan’ın hayatı ve yaşamış olduğu zamanla ilgilenen araştırmacı; imgelere bakarak sergi için yeni sahneler icat eden ve kurgulayan sanatçı; İstanbul’un kaybolan topluluklarının kahredici hikâyelerinin anlatılması için bu imgelerin gücünü harekete geçiren aktivist”. Buna bir şey eklememe gerek var mı bilmiyorum.

Fakat şu çok açık, ben bu işe her ne kadar sanatçı pozisyonumla girsem de, o filmler üzerinden sanat yapabilmem için dahi, önce o 200 bin kareyi tek tek görselleştirip pozitif olarak görmem gerekiyordu. Her kareye 1 dakikamı ayırsam, 200 bin dakika ediyor, sadece bu neredeyse 5 ay demek... 2009’dan beri üzerinde bir gün aksatmadan çalıştığım projenin ‘sanatsal’ tarafıyla yalnızca son birkaç aydır ilgilenebiliyorum desem yalan olmaz.

Maryam Şahinyan’la aranızda nasıl bir yaratıcı paylaşım var?

Maryam o imajları fiziksel olarak üretmekten sorumluydu, ben ise onlar üzerinden yeni görme biçimleri icat etmenin peşindeyim. Maryam Şahinyan çocuk bedenleri üzerinden kurgulanmış o çıplak mizansenleri üretirken, aklında toplumsal cinsiyet tartışmalarına yeni bir boyut getirmek yoktu. O yalnızca kendisinden isteneni yaptı ve de bunu yaparken aslında tarihsel katmanlar içerisinde gizli kalan bir grubun muntazam bir haritasını çıkarttı. Ben bu haritayı dolaşıma sokuyorum, o noktadan sonra bitiyor rolüm.

Bu ortaya çıkarıp sergilediğiniz ikinci fotoğraf stüdyosu arşivi. Sizin için bu arşivlerin ortaya çıkmasının, önemi nedir?

Fotoğraf sanatı içerisinde dahi, antika değeri bulunmadığı sürece stüdyo fotoğrafına atfedilen bir değerden söz edemiyoruz. Benim ilgilendiğim Cumhuriyet sonrası dönemin kimse için cazibesi yoktu. Fakat artık şartlar değişti ve geriye dönüp baktığımızda stüdyo fotoğrafının bize sayısız envanterin yazılı olarak sunduğundan çok daha açık veriler ortaya koyduğunu saptıyoruz. Türkiye gibi kültürel ve tarihsel kesintilerin derinden hissedildiği coğrafyalarda stüdyo fotoğrafı başka bir misyon daha üstleniyor. Kültürel tarihin görsel aktarımına aracılık ediyor ve de bunu en demokratik yollarla yapıyor. Aslında bize bir önceki dönemde neye benzediğimizi, neleri yitirip, yerine neleri koyduğumuzu haritalandırıyor. Bu açıdan, bir Parisli için 1950’lerden kalma bir stüdyo fotoğrafı pek bir anlam ifade etmeyebilir. Fakat bir İstanbulluyu ya da Beyrutluyu günlerce hüzne boğabilir. Bunun nedeni bireysel tarihimizle olan ilişkimiz. Ne yazık ki son yüzyıldır hatırlamamak üzerine kurulu bir düzeneğin içerisine hapsedilmiş halde yaşıyoruz.

Bu arşivi tamamen kamuya açmak ne anlama geliyor?

Bu süreç sergi bittikten sonra, başlıyor aslında. Serginin hemen akabinde kurmakta olduğumuz bir web sitesi aracılığıyla dijital arşiv tüm dünyaya açılacak ve herkes için ulaşılabilir olacak. Foto Galatasaray’ın asıl mucizesi bu noktada başlayacak. Arşivin kimliklendirme sürecinde bireyler bu fotoğraflara ilişkin diledikleri kadar veri girebilecekler, böylelikle katılımcı bir bilgi bankası oluşacak. Bu stüdyoda fotoğraflananların çok büyük bir kısmı (veyahut çocukları) bugün diyaspora statüsünde yaşıyor. Cemaat kurumları aracılığıyla öncelikle bu insanlara ulaşmaya çalışacağız ve arşivi işlemeyi ve tanımlamayı bizzat kendilerine bırakacağız. Bu amaçla ilk günden itibaren arşivi bir veritabanı olarak şekillendirdik. Bu arşiv özelinde fotoğrafın ‘fotografik’ sorunsallarıyla hiç ilgili değiliz, derdimiz ışık kontrast ayarları ya da Maryam’ın iyi bir fotoğrafçı olup olmadığı meselesi değil. O imajların içerisinde saklı olan bilginin peşindeyiz.


Kaynak: LARA FRESKO / Radikal - 13.Aralık.2011

12 Aralık 2011 Pazartesi

Zamanı bekleyen fotoğraflar / RADİKAL - Karin Karakaşlı


Maryam Şahinyan'ın 1935'ten 1985'e Foto Galatasaray'da çektiği fotoğraflar, İstanbul'un olduğu kadar Türkiye'nin de değişim hikâyesini anlatıyor.

Karin Karakaşlı


Deli lodoslu, hafif puslu bir İstanbul günü. Gökyüzünde aydınlatmaktan çok gölgelemeye yarayan grimsi beyaz bir ışık... Yine koca şehrin bir yerlerinden bir yerlerine sürükleniyorum. Aynı gün içinde misal, Kayışdağı, Sefaköy, Taksim, Cihangir ve Karaköy hattından geçiyorum. Varlığından haberdar olmadığım okullar, devasa siteler, otobanlar var. Artık tanımadığım, bilmediğim yerleri çok fazla İstanbul’un. İçim üşüyor cam boyu akan yollarda. Gözümü kapatıyorum.

Bir göz kırpımlık anda önümde siyah-beyaz, yabancı ama tanıdık bir dünya var. Bu dünyayı eski Osmanlı Bankası binasında açılan SALT Galata’nın üçüncü katındaki Foto Galatasaray açık arşivinde buldum. Sonra da bir daha hiç kaybetmemek için Aras Yayıncılık’tan çıkan, Tayfun Serttaş’ın Foto Galatasaray kitabını da yanıma aldım. Artık İstanbul’a Maryam Şahinyan’ın fotoğraflarından bakıyorum. Gözlerim kapalı.
“Geride hiçbir kanıtın kalmadığı durumlarda devreye girer fotoğraf. Sonra bu kitabın sayfalarında tanıklık edeceğiniz gibi olur. O dünya unutulurken, biz büyüyor oluruz. Sonra aniden bir yerlerde, onu buluruz. Ne diyeyim?” Bu sözlerle anlatıyor sanatçı, yazar, araştırmacı Tayfun Serttaş, beklenmedik bir anda elinde buluverdiği 200 bin fotoğraftan oluşan Maryam Şahinyan arşivini. Bir gözünüzün önüne getirmeye çalışın. 1935’ten 1985’e kesintisiz 60 yılda İstanbul’a küçük bir stüdyodan tanıklık etmek, ne demektir? Aslında tam da Tayfun’un dediği gibi geriye izi, kanıtı, varlığını anımsatacak hiçbir şeyi kalmamışken sanki gaipten bir fotoğraf aracılığıyla dile gelir geçmiş hayat. Ve geçmemiş olur.

Meclisi Mebusan’ın Sivas mensubu Agop Şahinyan Paşa’nın 1915 sonrası bütün varlığını ve koca hayatını geride bırakarak göçtüğü İstanbul’da mütevazı bir apartman dairesinde, tarihin dayattığı bir hayat mücadelesi ile başlıyor Maryam Şahinyan’ın hikâyesi. Babası Mihran Şahinyan’ın sadece bir gençlik hevesi olarak hobi niyetine ilgilendiği fotoğrafçılık da bu can havliyle göç edilen şehirde ekmek teknesine dönüşüyor. En büyük çocuk Maryam işte böyle başlıyor işe ve ömrünü adadığı koca arşiv, dükkânı devredişi sonrası imhaya ramak kala önce Yetvart Tomasyan tarafından kurtarılıyor, 20 yıl sonra da Tayfun Serttaş’la buluşuyor.

Sakın tesadüflerden bahsetmeyelim. Aslında Maryam’dan Tayfun’a uzanan yolda bir hayat döngüsü tamamlanıyor ve şehir kendini bir kez daha sil baştan anlatıyor. Hiç susmamacasına, siyah-beyaz.

Bir sandalyeye yansıyan şehir

50 yıl boyunca Maryam Şahinyan’ın I. Dünya Savaşı’ndan kalma körüklü kamerasından gelip geçenlerin sayısı kadar çeşitliliği de çarpıyor insanı. Dışarda İstanbul en dramatik değişimlere, dönüşümlere tanık olurken bu stüdyonun pufu, ahşap sandalyesi hiç ama hiç değişmiyor. Böyle olunca da, o puf ve sandalye hayatın enlem ve boylamını tanımlayan bir koordinata dönüşüyor. “Foto Galatasaray’ın demografik olarak neredeyse her on yılda bir dönüşen müşteri profiline karşın, eski günlerden birer hatıraymışçasına hiç değişmeksizin korunan stüdyo dekorasyonu, tek başına bireylerin bıraktığından çok daha belirgin izler bırakır izleyici üzerinde” diye anlatmış bu çelişkili durumu Tayfun Serttaş. Bebekler ya o sandalyeye oturmuş ya da üzerinde ayakta durmuşlar. Kadınların bir kısmı ilişmiş, erkeklerin bir kısmı kaykılmış. Kalabalık ailelerde yanyana dizilenler arasında görünmez olmuş sandalye. Ama hep öyle durmuş, zamana inat.

Yokluğun kaydı

Maryam belli ki kimseleri yargılamamış. O yüzden herkes, her nasılsa o haliyle bu kadının karşısına geçmiş. Şehrin en şık kadınları, gayrimüslim aileleri, Bolşevik Devrimi’nden kaçıp İstanbul’a sığınan Ruslar, tiyatro grupları, müzisyenler, subaylar, vaftizlik ve sünnetlik çocuklar, transeksüeller, düğün günündeki çiftler, iç çamaşırlarıyla kadınlar ve iki yandan tuttukları etekleriyle kendilerini kelebek yapan küçük kızlar... Herkes burada, tam karşımızda. Stüdyonun kayıt defterleri kayıp, ne bir isim var elde ne bir not. O belirsizliğin içinden önümüzdeki yıl boyu el yordamı ilerleyip eş dost, aile arayacağız birlikte. Açık arşiv olarak düzenlenen serginin en büyülü yanlarından biri de bizi tarihe katılmaya, onu bugünde paylaşılır kılmaya davet etmesi.

Bir göçler şehri olan İstanbul 70’li yıllardan başlarak yeni yüzünü Maryam Şahinyan’ın objektifine de sunuyor elbette. Bir yerden sonra haçlı kolyelerin yerini beşi bir yerdeler alıyor. Fötr şapkalar, kürk paltolar, ipekli satenli kıyafetler, tüller, etoller yerini bayramlıklara, allı güllü basmalara, kasket ve başörtüsüne bırakıyor. Maryam her şeyi sessizce kaydediyor bizler için.

Tayfun Serttaş’ın ‘Aynadan Bakanlar’ olarak adlandırdığı ve haklı olarak fotografik dilin izlerini yakaladığı koca bir seride ise en çok da kadınları aynadaki akisleriyle yüzleştiriyor Maryam Şahinyan. Kimi zaman aynadan doğruca bize bakıyor, kimi zaman iki kez bizden ve kendilerinden kaçıyor bu kadınlar. İfadeler gelip geçiyor. Bir yerden sonra hepsini tanırmış gibi hissediyoruz.

Oysa yoklar. En çok da yokluklarının kaydı zaten bu fotoğraflar. Tam da Tayfun’un dediği gibi: “Foto Galatasaray’ın anlattığı gibi hatırlayabilenler için, artık İstanbul diye bir şehir de yoktur. Adı İstanbul kalsa da, geride size İstanbul’da olduğunuzu hissettirebilecek bir dil duyulamamaktadır. Bu hikâyenin sonunda, yitiren İstanbul olur. Sivil diyaloğun kaybolduğu şehirde, doku kaynaşması henüz tamamlanamamıştır. Belki de bu gerçekliğe inat, zamanın gerektirdiği tüm ‘yeni,’ ihtiyaçlara rağmen 1985’e dek I. Dünya Savaşı’ndan kalma körüklü kamerası ve siyah-beyaz tabaka filmleriyle fotoğraf üreteren Şahinyan, bir bakıma zamanı askıya almaktadır. Onun tarihinde askıya alınan İstanbul’da, zaman başka bir anlam kazanır. Geriye dönmek isteriz.”

Önümüzde yılgın bir sonsuzluğa uzanan günlük hayat rutinin içinden bu askıya alınan zaman, farklı bir hayat olasılığı olarak göz kırpar bize. 200 bin fotoğrafa karşın kendinden topu topu dört vesikalık bırakmış bir kadın, yokluğu içinden konuşur. İstanbul diye yitirdiğimiz her şeyi yerli yerine koyar. O zaman anlarız ki boşa gitmez, unutulmaz hiçbir şey. Sadece ama sadece zamanını, bir de insanını bekler.

Foto Galatasaray sergisi, 22 Ocak 2012 tarihine kadar SALT Galata’da görülebilir. Tel: 0212 334 22 00

Kaynak: Karin Karakaşlı / Radikal - 12.Aralık.2011

11 Aralık 2011 Pazar

Tayfun Serttaş opens artistic, sociological treasure to public / TODAY'S ZAMAN - Rumeysa Kiger

Photo: Turgut Engin

A new exhibition by Tayfun Serttaş at the recently opened SALT Galata art center in İstanbul's Karaköy district offers a fascinating visual exploration of five decades of life in mid-20th century İstanbul from the perspective of a Beyoğlu photo studio.

Rumeysa Kiger

The exhibition, titled “Open Archive 1: Foto Galatasaray,” is a collection of photos from the archive of Armenian studio photographer Maryam Şahinyan. Şahinyan learned the art of photography from her father and worked at her own studio, Foto Galatasaray, for 50 years. She took black and white pictures for hundreds of people with a wooden bellows camera. When she retired from her studio at the age of 74, some 200,000 of her glass negatives were transferred to a storage space owned by Yetvart Tomasyan, the owner of Aras Publishing House. The archive of Foto Galatasaray remained untouched in boxes at Hıdilyav Palas for several years before researcher and artist Serttaş embarked on an ambitious project to organize the entire archive. The results of his efforts are now on display on the third floor of SALT Galata.

The centerpiece of the exhibition is a curtained area in which 10 of Şahinyan's images are displayed on screens and arranged by theme. These images change every five seconds. “This part of the exhibition is helpful for quickly understanding the general character of the show. If you see ten naked babies photographs on the cloth, that means there are 1,000 similar images in the whole archive. There are also images of little boys dressed in cowboy costumes, which was very popular after the 1970s because of the influence of Western movies,” Serttaş explains in an interview with Sunday's Zaman, adding that the material is “extremely important for the sociology of everyday life.”

While the photographs feature a diverse collection of portraits of people, the archive is a particularly rich resource for exploring the lives of women. The artist notes that female models felt comfortable in Şahinyan's studio because she was also a woman. “If you think about the conservative atmosphere of the time, Şahinyan's gender was very important. Many women came here and let down their hair, showed their neckline, their underwear or their naked bodies because the photographer was a woman. Around 90 percent of the photographs feature women,” he adds.

In 2009 Serttaş displayed another archival project titled “Studio Osep” which delved into the biography of Armenian studio photographer Osep Minasoğlu via remaining photographs from his archive. For Serttaş, these archives are very important because they comment on many things that are still being discussed in contemporary art. “The angle from which you approach photography is the important thing here. I am neither an archivist nor a photographer; I am freeing these archives from the narrow framework of photography and bringing them to a more independent artistic sphere,” he emphasizes.

For Serttaş it was important to make the exhibition available to the audience on their own terms. “The archives enable you to draw a cultural map of a city. A filmmaker, a gay person, or a fashion designer would all approach this material from entirely different angles,” he notes. The exhibition facilitates this diversity of perspectives by providing computers on which viewers can navigate the archive on their own, rather than merely observing the material through the artist's chosen framework.

Serttaş also plans to upload the archive to the Internet next year in order to allow people to identify the subjects in Şahinyan's photographs. “The sons and daughters of most of the people we see here are not in İstanbul anymore, they are mainly spread throughout the Turkish diaspora. If the people in the photographs are properly identified on the Internet, it will be more convenient to reach them,” he says, adding: “We do not know which photographs are more important than the others and we will only learn this in time. We do not know who these people are. Right now we are looking at some people and they are looking at us, but we have not yet been introduced.”

The opportunity to engage with such intimate documentation of so many human lives presented in Şahinyan's archive was bound to catch Serttaş's attention as he was a student of social anthropology at the İstanbul University. He also wrote his master's thesis “Photography and Minorities in İstanbul in the Context of Modernism and Cultural Representation” at the Yıldız Technical University art and design faculty. Beyond this academic background, Serttaş has also sought instruction on the technical aspects of glass negatives in a workshop at the Arab Image Foundation in Beirut, where he learned how to correctly handle archival materials. He subsequently cleaned the entire archive, plate by plate. This painstaking process is documented in a video by the artist that is included in the show, along with two other videos: One features Tomasyan explaining how he came to own Şahinyan's archive, and another features several of Serttaş's assistants as they helped him to sort, clean, digitize, digitally restore, categorize and preserve the archives during the last two years.

Aras Publishing has also released a bilingual book titled “Foto Galatasaray: Studio Practice by Maryam Şahinyan” alongside the exhibition, with an introduction by author Karin Karakaşlı and curator Vasıf Kortun, who is SALT's director of research and programming. The book features writings by Serttaş and 950 photographs from the archive.

Texts by Serttaş include Şahinyan's biography and the history of the studio, and analysis of the archive with several articles about Armenian culture, female and religious identity, cultural representation, gender, migration and fashion, among other topics.

“Open Archive 1: Foto Galatasaray” will run through Jan. 22. For more information on the artist, visit www.tayfunserttas.com and tayfunserttas.blogspot.com.


Ongoing exhibits at SALT

“Modern Essays 3 Modernity Unveiled/Interweaving Histories,” by Gülsün Karamustafa at SALT Galata

“Scramble for the Past: A Story of Archaeology in the Ottoman Empire, 1753-1914” at SALT Galata

“Modern Essays 2 Istory” by Hrair Sarkissian at SALT Beyoğlu

“Becoming İstanbul” at SALT Beyoğlu


SALT Research

Featuring nearly 40,000 books on art, architecture, design, urbanism and social and economic history, SALT Research is located in the 650-square-meter central atrium of SALT Galata. “Designed by Şanal Architecture Planning, this space was specifically developed to respond the demands of its users. We are planning to advance its content with the participation of the users,” explained Sezin Romi, from SALT Research and Programs, adding that it is not like a standard library in which a holy silence is expected.

“In the entrance, periodicals and new publications greet the users. Right after these, we see the heart of SALT Research: the files of more than 200 contemporary artists together with curator, institution and exhibition archives. We are conducting serious research in order to build an artistic memory in Turkey. We are planning to stretch all the way back to the 1970s and 1980s. Right now we are working on a book project from the writings of Nilgün Özayten, art historian and former manager of the Atatürk Cultural Center's gallery between 1985 and 2000,” Romi adds.

SALT Research includes many physical and digital documents, including the Ottoman Bank archive, the Hüseyin Bahri Alptekin archive, the Italian Embassy archives, the Saint Pierre archive, the Sedad Hakkı Eldem archive, and the World Council of Churches archive. It also features an area for viewing, production and sharing, where visitors are invited to edit multimedia art works and conduct group work on a reservation basis.

SALT research is open to everyone between Tuesday and Saturday and all its services are free of charge. For more information, visit www.saltonline.org.

Kaynak: Today's Zaman / Rumeysa Kiger - 11.Aralık.2011

10 Aralık 2011 Cumartesi

Kendi Tarihimizi Okur Gibi / CUMHURİYET - Ayşegül Özbek

Fotoğraf: Vedat Arık

Maryam Şahinyan'ın Foto Galatasaray Stüdyosu'nun 50 yıllık fotoğraf arşivi SALT Galata'da sergileniyor. Arşiv 2012'nin ortasından itibaren tam anlamıyla yaşamaya başlayacak ve katılıma açılacak. Fotoğraflar web üzerinde tüm dünyadan ulaşılabilir hale geldiğinde insanlar, kendilerine ait fotoğrafları bulup kareleri isimlendirebilecek, etiketleyebilecekler. Şahinyan'ın stüdyo arşivine tekrar hayat veren Serttaş'ın gözünde Foto Galatasaray gerçeküstü bir mekan. "Bu fotoğrafları kendi tarihimizi okur gibi okumalıyız" diyen Serttaş, tarihle yüzleşmenin bu 50 yıllık arşivle de olabileceğini söylüyor.

Ayşegül Özbek

Şişli Hanımefendi Sokak'taki evinden her sabah Galatasaray - Çiçek Pasajı'ndaki fotoğraf stüdyosuna yürüyerek giden Maryam Şahinyan'ı hatırlıyor musunuz? Belki de 1996'da yaşamını yitiren Şahinyan'ın, 1935-85 yılları arasında Foto Galatasaray isimli stüdyosunda çektiği binlerce kare içinde sizin de bir fotoğrafınız vardır...

50 yıl boyunca makinelerini değiştirmeden, renkli fotoğrafa geçmeden, bir aile kurmadan tutkuyla gittiği gittiği o stüdyoda çektiği yaklaşık 200 bin fotoğraf Aras Yayıncılık'ın sahibi Yetvart Tomasyan'ın deposunda 20 yıl beklemede kalıyor; ta ki üç yıl önce Tayfun Serttaş'ın eline geçene kadar. Serttaş ve ekibi, aralarında cam negatiflerin de olduğu binlerce filmin bakımını yapıyor, filmler dijital ortama aktarılıyor ve SALT Galata'da Açık Arşiv projesi kapsamında bir sergiye dönüşüyor.

Bu arşiv 1012'nin ortalarından itibaren tam anlamıyla yaşamaya başlayacak ve katılıma açılacak. Fotoğraflar web üzerinde tüm dünyadan ulaşılabilir hale geldiği zaman insanlar, kendine ait fotoğrafları bulup kareleri isimlendirerek etiketleyebilecekler.

Şahinyan'ın çektiği fotoğraflarda neler mi görüyoruz? 50 yıllık İstanbul tarihini, değişimi, toplumsal panoramayı... Bayram kıyafetli çocuklardan aile fotoğraflarına, din adamlarından 40'lı yılların trans bireylerine, 70 sonrası göçle gelen değişimin yüzlerine, yeni doğan bebeklerin şaşkın bakışlarına... Özetle, İstanbul'da yaşayan her milletten insana.

Foto Galatasaray stüdyosunu "gerçeküstü" olarak tanımlayan ve arşive yeniden hayat veren Serttaş, İstanbul'la bağları 40'lara kadar uzanan herkesin kendini bu fotoğraflarda aradığını söylüyor. Öyle ki sergiyi gezerken 60'larında Ermeni bir çifte rastlıyorsunuz. Size bakan binlerce yüz arasından yıllar önce Foto Galatasaray'da çektirdikleri fotoğraflarını arıyorlar. Bir yandan da Şahinyan'ın titizliğinden söz ediyorlar. "Bu fotoğrafları kendi tarihimizi okur gibi okumalıyız" diyor Serttaş. "Bir Ermeni bu arşivde kendi tarihini görür, bir Türk kaybettiği kültürel değerleri, kaybettiği öteki'nin kültürel tarihini görür".

Sivaslı Ermeni bir bürokrat torunu Maryam Şahinyan. Serttaş, Şahinyan'ın İstanbul'da aynı evde yıllarca müzmin bekar hayatı yaşadığı kardeşine ulaşıyor. "Sivas'ta fabrikaları olan güçlü bir ailenin çocukları. Sahip olduklarını 1915 döneminde kaybediyorlar. Sivas'taki konaklarını terk edip Harbiye'de bir apartman dairesine sığınıyorlar. Bir burjuva hobisi olan fotoğraf çekmek, Maryam Şahinyan'ın babası için geçim kaynağı oluyor. Parasızlıktan sadece erkek çocukları okutuyorlar. Maryam babasıyla çalışıyor".

Fotoğraf stüdyolarının melez mecralar olduğunu, bir taraftan sanata öykündüğünü ama sanatın da onu küçümsediğini söyleyen Serttaş, "Aynı caddeyi paylaşan beş stüdyonun arşivini izlerken birinin sadece turistleri, ötekinin yeraltını, diğerinin de elit kesimi çektiğini görebilirsiniz. Maryam'ın ise artistik bir kaygısı yoktu. O esnaftı" diyor.

Numaralandırılan kutuların arasında Şahinyan'ın kendi el yazısıyla "yerine konulması unutulan filmler" cümlesi gözüne çarpıyor Serttaş'ın. Maryam'ın bu arşivde yerine koymayı unuttuğu filmler gibi, biz de kendi tarihimizin unutulanlarını yerine koyabilecek miyiz? Geçmişle yüzleşebilecek miyiz? "6-7 Eylül Olayları sonrası gayri-müslim nüfustaki azalmayı, 80 Darbesi ve göç gibi pek çok toplumsal olayı bu fotoğraflardan izliyoruz. Anı nesnesi olarak üretilen bir tarihi biz karşılaşma imgeleri olarak yeniden ürettik. Bu çok sert ve samimi bir karşılaşma. Genç kuşak hafızası yerinden oynamış bir tarihin üzerinde yaşıyor. Dünyanın başka bir yerinde bir adama 50'lerden bir kare gösterin, orada sadece nostaljiyi görür. Oysa biz travmayı görüyoruz".

Ailesinden kareler de var.

Serginin Aras yayıncılık tarafından bir de kitabı çıktı. Kitapta yer alan Şahinyan'ın çektiği yaklaşık 900 fotoğrafın arasında Şahinyan'ın ailesinden kareler de var. Kitapta Serttaş'ın kaleminden hem Şahinyan'ın hayat hikayesini hem de onun çektiği fotoğrafların kadın kimliği, dinsel aidiyet ve Ermeni kültürü bağlamında çözümlemelerini okuyoruz.

(Sergi 22 Ocak'a kadar SALT Galata'da)


Kaynak: CUMHURİYET / Ayşegül Özbek - 10 Aralık 2011

Maryam Yarım Asırdır İçimizde / YENİ ŞAFAK - Aysel Yaşa

Fotoğraf: Vural Yazıcıoğlu

1930 - 1985 yılları arasında İstanbul'un kozmopolit yapısını kareleriyle günümüze ulaştıran Maryam Şahinyan'ın arşivi artık emin ellerde. Tayfun Serttaş tarafından bir açık arşive dönüştürülen kareler, SALT Galata'da sanatseverlerle buluştu. Serttaş üzerinde 3 yıl boyunca çalıştığı projeyi "Fotoğraflarla yüz yüze kalmak psikolojimi derinden etkiledi ama sonucunda açık arşiv nasıl olmalı sorusuna iyi bir yanıt vermiş olduk" cümleleriyle kuruyor.

Aysel Yaşa

Ben değil Maryam beni buldu

Ermeni fotoğrafçı Maryam Şahinyan'ın 200 bine yakın fotoğrafını bir açık arşive dönüştüren Tayfun Serttaş, "Ben değil, Maryam ve onun fotoğrafları beni buldu" şeklinde konuşuyor.

Sene 1930... Çiçek Pasajı'nın tek kadın fotoğrafçısı Maryam Şahinyan, 1. Dünya Savaşı'dan kalma fotoğraf makinesinin başında... Hem müşterilerinin birbirinden özel karelerini çekiyor hem de farkında olmadan, bir döneme ufacık dükkanında tanıklık ediyor. Çektiği tüm kareleri yıllara ve aylarına ayırarak kutularına kaldırıyor. Ve o kutular sene 2011 olduğunda yani vakti geldiğinde yine bir sanatçı tarafından açılıyor. Bu arşivin peşine düşen isim Tayfun Serttaş. Daha önce Stüdyo Osep sergisini açan ve başarılı bir çalışmaya imza atan Serttaş, bu sergide Maryam Şahinyan'ın dünyasına giriyor ve onun çektiği 200 bin kareyi bir açık arşive dönüştürerek ilgililerinin merakına sunuyor. Sanatçının yaptığı çalışma bugünlerde Salt Galata'da görücüye çıktı. Serginin girişinde enformatik bir bölüm bulunuyor. Serttaş'ın iki yıl boyunca yapılan çalışmalarının özeti var burada. Sergiyi dolaşırken Serttaş'a Maryam'la yollarınız nasıl kesişti diye soruyorum. Aldığım cevap enteresan: "Stüdyo fotoğrafçılığıyla ilgili çalışmayı tek elden yürüttüğüm için, arşivi elinde bulunduran Aras Yayıncılık'ın sahibi Yetvart Tomasyan bu fotoğrafları ellerime teslim etti. Yani ben Maryam'ı hiç aramadım, o beni buldu."

ARŞİVİN TAMAMINI


9 sandıkla devralan Serttaş, "İlk dört aylık süreçte ne olduğunu anlamaya çalıştım. İlk aşamada laborant gibi proje üzerinde çalıştım. Filmleri temizledik. Dijitale aktardık, katalogladık. Akabinde farklı misyonlar edinip çalışmayı bu aşamaya getirdik" diye özetliyor geçen 3 yıllık süreyi. Tabii bu arada filmleri yıkama sürecinde birçok suretle karşılaşan sanatçı fotoğraflarla yüz yüze kalmanın çok ağır olduğunun altını çiziyor: "Maryam 1930'ların malzemeleriyle o kutuyu kapatmış ve sen 2011'de yeniden açıyorsun. O kareler pozitif olarak karşına dikildiğinde yüzleşmek ağır oluyor. Bir milyona yakın insanla yüz yüze kalmak konuya teknik bakmadığın sürece psikolojik olarak yıpratıcı bir şeydi."

KİMLİKLENDİRME DE YAPILACAK


Maryam Şahinyan'dan sonra Fikri Kevork Çalışlar'a oradan da Yetvart Tomasyan'ın korumasında bugüne gelen arşivin en önemli kısmını bilgisayarlara yüklenmiş açık arşiv bölümü oluşturuyor. Burada fotoğraflara çeşitli etiketler verilmiş. Yani siz fular takan erkekleri aradığınızda anahtar kelimeleri girmeniz yeterli oluyor. Tabii çalışma bu kadarla da bitmiyor. Sergilenen fotoğraflarla bir ağ oluşturulacak ve zamanla fotoğraflar üzerinde kimliklendirme çalışmasına gidilecek. Sergi aslında işin temsili tarafı. Serttaş bu konuyla ilgili, "Bu çalışma açık arşiv nasıl olur sorusuna cevap. Bu bir fotoğraf sergisi ama basılı tek bir kare yok. Derdimiz de fotografik tartışma değil. Biz onların içinde çok başka bir şeyin peşindeyiz. Bir dönemi, İstanbul'u, o dönemin insanlarını tahlil edebilme imkanı sunmaya çalışıyoruz" şeklinde konuşuyor. Arşive hangi alanla ilgili yaklaşırsanız ona dair çok geniş bir envantere sahip oluyorsunuz. Bir sinemacı olarak yaklaşan yığınla hikaye, dansçı olarak gelenin ise aklına gelmeyecek koreograflarla dönmesi kuvvetle muhtemel. Serginin en son bölümünde 10 tane LCD ekranda 950 tane fotoğraf dönemlerine ve konularına ayrılmış şekilde sergileniyor. Maryam'ın hayatında önemli roller oynayan herkes bu karelerde. Rahibeler, kadınlar, çocuklar hepsinin farklı duruşları Maryam'ın gözünden fotoğrafa dönüşmüş ve ileriki günlerde sahibini bulması için titiz bir şekilde yine Maryam tarafından arşivlenmiş. Kronoloji bugüne yaklaştıkça kentlilik ve taşralılık arasındaki dengenin alt üst olduğuna şahit oluyorsunuz. Kent bilinci bağlamında bir ilkele dönüş var ve bunu Şahinyan'ın çektiği karelerden anlamak da oldukça kolay. Stüdyonun havası da değişmiş tabii bu dönemde. Sanki önünüzde 12 ciltlik bir ansiklopedi var. Karıştırdığınız her sayfa size darbeye, şehre, insanlara dair bilgiler veriyor. Hayatı boyunca evlenmeyen, çocuğu olmayan Maryam'ın kendi fotoğrafları bu arşivde yok. Zaten fotoğraf çektirmekten de hoşlanmıyormuş. Üzerinde titizlikle çalışılmış bu sergi 22 Ocak tarihine kadar açık kalacak. Arşiv daha sonra dijital ortamda meraklılarına sunulacak.

Demografik dönüşüm de var

İstanbul'un geçirdiği demografik dönüşüm de Maryam'ın arşivinde karşınıza çıkıyor. 1970 sonrası sanayileşme dönemi, iç göçün başlaması, gidenlerin yerine koyduklarımız olanca açıklığıyla göz önüne seriliyor.


Kaynak: Yeni Şafak / Aysel Yaşa - 10 Aralık 2011

9 Aralık 2011 Cuma

İlk kadın stüdyo fotoğrafçılardan Maryam Şahinyan / VATAN - Sanem Altan

Sanem Altan

İki haftayı geçti sanırım açılalı ama ilk günden beri merak ettiğim Salt Galata’yı ancak geçtiğimiz gün gezebildim...

İstanbul’da yaşayanlar bilir eğer yaşantınız Karaköy civarında değilse sadece adını duymuşsunuzdur Bankalar Caddesi’nin ve o caddeden geçmeden bir ömür bile geçirseniz aslında o caddeyi, o caddedeki büyük binaların içlerini hep bi merak edersiniz...

Ya da en azından ben öyleyim...

Daha önce Bankalar Caddesi’nde hiçbir binanın içine girmemiştim...

Ve çocukluğumdan beri o caddeden her geçişimde o binaların içini merek eder dururdum...

Hayaller kurardım...

Eski Osmanlı Bankası’nın binası renovasyondan sonra harika bir kültür sanat merkezi Salt Galata olunca çocukluk hayalimi gerçekleştirmek için hiç vakit kaybetmedim...

***

19. yüzyılda inşa edilen Fransız mimar Alexander Vallaury’nin imzasını taşıyan, ön cephesi neorönesans, arka cephesi oryantalist esintili bina gerçekten o sokağın en etkili binalarından.

Bankalar Caddesi’ne bu adın verilmesinin muhtemelen en büyük sebeplerinden heybetli Osmanlı Bankası binası.

Tam yanında müthiş heybetiyle Merkez Bankası var...

Tam beş yılda bitmiş çalışmalar.

2006 yılında başlanmış.

2007’de mimari çizimleri yapılmış projenin.

2009 yazında Anıtlar Kurulu’ndan alınan izinle beraber restorasyon çalışmaları başlamış.

2011’de de bitmiş.

Binanın yeni hali gerçekten etkileyici olmuş...Tam ortasında özel bir bilgisayar sistemiyle çalışan günışığı panelleri var.

***

En üst katta Tayfun Serttaş’ın hazırladığı ‘Foto Galatasaray’ sergisi son derece çarpıcı, görsel bir roman gibi...

Açık Arşiv’in ilk projesi Foto Galatasaray.

1935’ten 1985’e kadar Galatasaray’daki stüdyosunda aralıksız fotoğrafçılık yapmış olan Maryam Şahinyan’ın tüm mesleki arşivi.

İlk kadın stüdyo fotoğrafçılarından..

İlk, Nur Çintay yazdığında öğrenmiştim bu arşivin varlığını...

Foto Galatasaray sergisinin ve kitabının yaratıcısı Tayfun Sertaş’tan alıntı yaptığında...

Tayfun şöyle anlatmış: ‘İstiklal Caddesi’ndeki Hıdivyal Palas’ın ikinci katında topu topu 15 metrekarelik bir deponun zemininde, üzerine kitap kolileri yığılmış halde, 20 yıla yakın süredir, dokuz büyük koli içerisinde, 1139 kutu dolusu negatif film bekliyordu beni. Unutulduğu yerde, kaybolmuş halde, son bırakıldığı biçimde. Hiçbir karşılaşmanın tesadüfi olmadığına çoktan ikna olmuştum. Şimdi geriye tesadüf olmayan o buluşmaların doğuracağı sonuçlara ikna olmak kalıyordu. İlk andan itibaren tek çıkar yol olduğu açıktı; ya onlara dokunacak -ve de son güne kadar sadece ben dokunacak- ya da onları görmemiş olacak, gördüğüm yerde unutacaktım, unutulduğu biçimde. Öylesi manevi bir yükü sırtlamaya hazırlanmanın yol açtığı vicdani kaygı ve aniden tüm gelecek programları iptal edecek olmanın yarattığı mantık muhasebesini hesaba katmazsak, düşünmem pek uzun sürmedi. O ilk kesişmenin ardından hiçbir şey bana, koliler dolusu İstanbul’dan daha cazip gelmedi. Biz aslında o ilk görüşte birbirimize çoktan tav olmuş, rüyalarımızda başlamıştık bile hikayeyi tersten sarmaya,’.

***

Tayfun henüz 29 yaşında ama yaptıklarını öğrenince insan gerçekten hayranlık duyarak şaşırıyor.

Açık arşiv projelerinin ilki ‘Stüdyo Osep’miş.

İstanbul’un yaşayan en eski stüdyo ve set fotoğrafçılarından Osep Minasoğlu’nun 80 yıllık hayatı ve 60 yıllık fotoğraf tarihini canlandırmıştı Tayfun.

Bu sefer de, Beyoğlu’nda 50 yıl kesintisiz fotoğraf çeken hayatını fotoğrafa adamış olmasına rağmen, kendi fotoğrafının çekilmesinden hiç hoşlanmayan, sadece dört tane vesikalığı ve bir aile fotoğrafı bulunan bir kadın: Maryam Şahinyan.

Babasından devr aldığı işi ölünceye kadar yapıyor.

Fotoğraflar gerçekten inanılmaz...

Maryam Sahinyan’ın arşivini görünce Türkiye’de fotoğrafçılık Maryam Şahinyan’la ‘bitmiş’ diye düşündüm.

Abartılı bir ifade olduğunu biliyorum bunun ama fotoğrafları gördüğüzde bu abartının çok abartılı olmadığını anlayacaksınız...

Tek bir fotoğraf koca bir hayat anlatıyor...

Sergi 22 Ocak’a kadar açık...

Kitabı da Aras Yayınlarından çıkmış...

Nur Çintay’dan okudum yine, Maryam Şahinyan, gösterişten uzak, tevazu içinde bir kadınmış.

Öğle yemeğinde evden getirdiği bir kırmızı elma yiyormuş.

İçine kapalı, yalnız biriymiş,hiç evlenmemiş.Çocuğu yok.

Müşterileriyle asgari düzeyde konuşurmuş.Kendisine soru sorulmasını sevmezmiş.

***

Sergiden çıktığımda iki şey düşünüyordum...

Maryam Şahinyan harika bir roman kahramanı olur...

Maryam Şahinyan’ın hayatı harika bir film olur...

O fotoğrafları görün...

Kaynak: VATAN / Sanem Altan - 09.Aralık.2011