9 Aralık 2011 Cuma

İlk kadın stüdyo fotoğrafçılardan Maryam Şahinyan / VATAN - Sanem Altan

Sanem Altan

İki haftayı geçti sanırım açılalı ama ilk günden beri merak ettiğim Salt Galata’yı ancak geçtiğimiz gün gezebildim...

İstanbul’da yaşayanlar bilir eğer yaşantınız Karaköy civarında değilse sadece adını duymuşsunuzdur Bankalar Caddesi’nin ve o caddeden geçmeden bir ömür bile geçirseniz aslında o caddeyi, o caddedeki büyük binaların içlerini hep bi merak edersiniz...

Ya da en azından ben öyleyim...

Daha önce Bankalar Caddesi’nde hiçbir binanın içine girmemiştim...

Ve çocukluğumdan beri o caddeden her geçişimde o binaların içini merek eder dururdum...

Hayaller kurardım...

Eski Osmanlı Bankası’nın binası renovasyondan sonra harika bir kültür sanat merkezi Salt Galata olunca çocukluk hayalimi gerçekleştirmek için hiç vakit kaybetmedim...

***

19. yüzyılda inşa edilen Fransız mimar Alexander Vallaury’nin imzasını taşıyan, ön cephesi neorönesans, arka cephesi oryantalist esintili bina gerçekten o sokağın en etkili binalarından.

Bankalar Caddesi’ne bu adın verilmesinin muhtemelen en büyük sebeplerinden heybetli Osmanlı Bankası binası.

Tam yanında müthiş heybetiyle Merkez Bankası var...

Tam beş yılda bitmiş çalışmalar.

2006 yılında başlanmış.

2007’de mimari çizimleri yapılmış projenin.

2009 yazında Anıtlar Kurulu’ndan alınan izinle beraber restorasyon çalışmaları başlamış.

2011’de de bitmiş.

Binanın yeni hali gerçekten etkileyici olmuş...Tam ortasında özel bir bilgisayar sistemiyle çalışan günışığı panelleri var.

***

En üst katta Tayfun Serttaş’ın hazırladığı ‘Foto Galatasaray’ sergisi son derece çarpıcı, görsel bir roman gibi...

Açık Arşiv’in ilk projesi Foto Galatasaray.

1935’ten 1985’e kadar Galatasaray’daki stüdyosunda aralıksız fotoğrafçılık yapmış olan Maryam Şahinyan’ın tüm mesleki arşivi.

İlk kadın stüdyo fotoğrafçılarından..

İlk, Nur Çintay yazdığında öğrenmiştim bu arşivin varlığını...

Foto Galatasaray sergisinin ve kitabının yaratıcısı Tayfun Sertaş’tan alıntı yaptığında...

Tayfun şöyle anlatmış: ‘İstiklal Caddesi’ndeki Hıdivyal Palas’ın ikinci katında topu topu 15 metrekarelik bir deponun zemininde, üzerine kitap kolileri yığılmış halde, 20 yıla yakın süredir, dokuz büyük koli içerisinde, 1139 kutu dolusu negatif film bekliyordu beni. Unutulduğu yerde, kaybolmuş halde, son bırakıldığı biçimde. Hiçbir karşılaşmanın tesadüfi olmadığına çoktan ikna olmuştum. Şimdi geriye tesadüf olmayan o buluşmaların doğuracağı sonuçlara ikna olmak kalıyordu. İlk andan itibaren tek çıkar yol olduğu açıktı; ya onlara dokunacak -ve de son güne kadar sadece ben dokunacak- ya da onları görmemiş olacak, gördüğüm yerde unutacaktım, unutulduğu biçimde. Öylesi manevi bir yükü sırtlamaya hazırlanmanın yol açtığı vicdani kaygı ve aniden tüm gelecek programları iptal edecek olmanın yarattığı mantık muhasebesini hesaba katmazsak, düşünmem pek uzun sürmedi. O ilk kesişmenin ardından hiçbir şey bana, koliler dolusu İstanbul’dan daha cazip gelmedi. Biz aslında o ilk görüşte birbirimize çoktan tav olmuş, rüyalarımızda başlamıştık bile hikayeyi tersten sarmaya,’.

***

Tayfun henüz 29 yaşında ama yaptıklarını öğrenince insan gerçekten hayranlık duyarak şaşırıyor.

Açık arşiv projelerinin ilki ‘Stüdyo Osep’miş.

İstanbul’un yaşayan en eski stüdyo ve set fotoğrafçılarından Osep Minasoğlu’nun 80 yıllık hayatı ve 60 yıllık fotoğraf tarihini canlandırmıştı Tayfun.

Bu sefer de, Beyoğlu’nda 50 yıl kesintisiz fotoğraf çeken hayatını fotoğrafa adamış olmasına rağmen, kendi fotoğrafının çekilmesinden hiç hoşlanmayan, sadece dört tane vesikalığı ve bir aile fotoğrafı bulunan bir kadın: Maryam Şahinyan.

Babasından devr aldığı işi ölünceye kadar yapıyor.

Fotoğraflar gerçekten inanılmaz...

Maryam Sahinyan’ın arşivini görünce Türkiye’de fotoğrafçılık Maryam Şahinyan’la ‘bitmiş’ diye düşündüm.

Abartılı bir ifade olduğunu biliyorum bunun ama fotoğrafları gördüğüzde bu abartının çok abartılı olmadığını anlayacaksınız...

Tek bir fotoğraf koca bir hayat anlatıyor...

Sergi 22 Ocak’a kadar açık...

Kitabı da Aras Yayınlarından çıkmış...

Nur Çintay’dan okudum yine, Maryam Şahinyan, gösterişten uzak, tevazu içinde bir kadınmış.

Öğle yemeğinde evden getirdiği bir kırmızı elma yiyormuş.

İçine kapalı, yalnız biriymiş,hiç evlenmemiş.Çocuğu yok.

Müşterileriyle asgari düzeyde konuşurmuş.Kendisine soru sorulmasını sevmezmiş.

***

Sergiden çıktığımda iki şey düşünüyordum...

Maryam Şahinyan harika bir roman kahramanı olur...

Maryam Şahinyan’ın hayatı harika bir film olur...

O fotoğrafları görün...

Kaynak: VATAN / Sanem Altan - 09.Aralık.2011

Hiç yorum yok: